(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24)
Dava: Davacı Nihat vekili tarafından, davalılar ... Gazetecilik ve diğerleri aleyhine 27.6.2000 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı 5 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin kabulü ile 2 milyar lira manevi tazminat alınmasına dair verilen 27.3.2001 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin somut olaydaki olgular itibariyle birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlere saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında,
Müfettişlerden dudak uçuklatan bir yolsuzluk dosyası daha, Tapu da soyulmuş, Tapu Kadastro Müdürlüğünde yapılan teftiş sonucunda, Genel Müdür ve adamlarının çok sayıda yolsuzluk yaptığı belirlendi., haberin devamı olan sayfasında da; Tapu ve Kadastro Müdürlüğündeki yolsuzluklar 20 yıldır teftiş edilemiyor., Erdoğanın çiftliği!, Müthiş dörtlü alt başlığı altında, Tapudaki usulsüzlüklerin başaktörleri, Genel Müdür Talat , muavinleri Şinasi, Nihat ..., Raporlarda kim kimdir başlığı altında ise Nihat ... ... APK daire başkanı olduğu dönemde yapılan bilgisayar ihalesinde çok yüklü miktarda haksız kazanç sağladığı biliniyor. Nihat in, bu yolla Ankara Maltepede aldığı daireyi daha sonra sattığı belirtiliyor. Müfettişlerin 1997 yılında yaptığı soruşturmada bunun tespit edildiği soruşturma dosyasında belirtilirken, ... biçiminde haber yayınlandığı görülmektedir.
Dosya içerisinde bulunan 4.9.1997 gün ve 9 sayılı soruşturma raporunda, davacının gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunduğu konusunda kanıt, haksız mal edindiği konusunda da emare bulunduğu, 14.4.11993 tarihinde satın aldığı apartman dairesi üzerine Emlak Kredi Bankası lehine 19.4.1993 tarihinde 1.700.000.000 liralık, 8.3.1994 tarihinde 6.290.000.000 liralık ipotek kurulduğu, adı geçen bağımsız bölümün 7.6.1994 günü satıldığı, bu işlemlerin mal bildiriminde gösterilmemesinin suç oluşturduğu, ayrıca gizleme olgusu nedeniyle haksız mal edinme ve gizleme suçu yönünden emare teşkil ettiği, görevle ilgili bu konuda yükümlü bulunduğu kişilere yalan ve yanlış beyanda bulunması nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 125/c maddesi gereğince disiplin cezası ile cezalandırılması ve davacı hakkında suç duyurusunda bulunulmasının önerildiği; 16.2.2000 gün ve 13 sayılı soruşturma raporunda, Anadolu ve Tapu Kadastro Meslek Liselerine 1998-99 öğretim yılında, başarı notu düşük yedi öğrencinin usulsüz kaydedilmesi işlemi nedeniyle soruşturma izni verilmesinin istendiği; 31.5.2000 gün ve 5 sayılı soruşturma raporunda, yerel belediyenin hisseli satış yapılmasını uygun görmemesi nedeniyle istemin reddine ilişkin Meram Tapu Sicil Müdürlüğü işlemini kanunun ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle bozan idari işleme uygun görüş bildiren davacının kınama cezası ile cezalandırılmasının önerildiği; imza ve tarihi bulunmayan, miktarı boş bırakıldığı için usulüne uygun bulunmayan teklif mektubu gereğince yapılan usulsüz mal alınması işleminin ita amiri olarak onaylaması nedeniyle uyarma ceza ile cezalandırılmasının önerildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda belirlenen olgular ile yukarıdaki ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, davalılar tarafından yapılan yayının görünürdeki gerçeğe uygun olduğu, bu durumda davacının kişililik haklarının saldırıya uğradığından söz edilemeyeceği böylece davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulamayacakları benimsenmelidir. Yerel mahkemece anılan yön gözetilmeksizin istemin kısmen de olsa kabul edilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 29.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy