(2709 S. K. m. 36, 12, 17) (4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49, 47)
Davacı Şermin Altınel vekili Avukat Yusuf Sever tarafından, davalı İbrahim Sayhan, karşı davacı İbrahim Sayhan vekili Avukat Seyhan Demir tarafından karşı davalı Şermin Altınel aleyhine 31.5.2000 ve 13.6.2000 tarihinde verilen dava ve karşı dava dilekçesiyle kişilik haklarına saldırı nedeniyle karşılıklı manevi tazminat istenmesi ü/erine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 5.6.2001 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı (karşı davacı) vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre Davalı (karşı davacı) İbrahim Sayhan'ın davacı (karşı davalı) Şermin Altınel'e yönelik davasının reddine ilişkin karara yönelik temyiz itirazlarının reddi ile kararın bu kısmı onanmalıdır. 2-Davalı (karşı davacı) nın diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dava haksız şikayet ve kişilik haklarına saldırı nedenlerine dayanan manevi tazminat davası ile aynı nedenlere dayanan karşılık davaya ilişkindir. Mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, karşı dava reddedilmiş, karar davalı (karşı davacı) tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı (karşı davalı) Şermin Altınel aynı iş yerinde diş hekimi olarak çalışan davalının (karşı davacının) fiili hizmet zammından yararlanmak için yaptığı başvurunun reddi üzerine idare mahkemesinde dava açıp kazandığını, bu mahkeme kararma göre başhekim olan kendisinin gerekli olan işlemleri başlattığım buna rağmen davalı (karşı davacı)nın kendisini savcılığa şikayet ederek "Görevi İhmal" suçundan yargılanmasına neden olduğunu ve sonuçta beraat ettiğini, davalının (karşı davacının) kişilik haklarına saldırdığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24 ve 24/a maddelerinde de, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik haklan da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davalı (karşı davacı) fiili hizmet zammından yaralanmasına olanak tanıyan idare mahkemesi kararının, 12.12.1995 tarihinde karar verilip, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığına bildirmesine rağmen uygulanmadığını, Haziran 1996. 25 Şubat 1997 ve 7.5.1997 tarihli dilekçelerine rağmen işlemlerin sonuçlandırılamadığını belirterek şikayette bulunmuştur. Herne kadar şikayete dayanak idare mahkemesi kararı daha sonra 23.3.1999 tarihinde bozulmuş ise de, kararın kararı uygulayacak Milli Eğitim bakanlığına tebliğ edilmiş, hatta Emekli Sandığınca yapılacak işlemler bildirilmiş bu konudaki yazı da davacı (karşı davalının) kurumuna intikal ettirilmiştir. Yasa gereği 30 gün içinde uygulanması gereken idari yargı kararının birbuçuk yıl uygulanmaması ve kuruma yaptığı başvuruların sonuçsuz kalması, Danıştay'ın davacı (karşı davalının) yargılanması yönünde lüzum-u muhakeme kararı vermesi ve ceza davası ile yargılanması karşısında davalı (karşı davacının) delil ve emareye dayalı olarak şikayet hakkını kullandığı ve davacı (karşı davalı) nın kişilik haklarına saldırıda bulunmadığının kabulünde zorunluluk bulunduğundan usul ve yasaya aykırı olarak davanın kısmen kabulü yönündeki kararın bozulması gerekmiştir. Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda 2 nolu bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, davalının (karşı davacının) karşı davanın reddine ilişkin temyiz itirazlarının yukarıda 1 nolu bentte gösterilen nedenlerle reddi ile kararın bu bölümünün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı karşı davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın bundan mahsubuna 13.12.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy