(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (YHGK. 06.10.2004 T. 2004/4-620 E. 2004/470 K.)
Dava: Davacı Oğuz H. vekili Avukat A. Aksoy tarafından, davalılar Ulusal Basın A.Ş. ve diğerleri aleyhine 5.2.2001 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle 10.000.000.000 lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; 2.000.000.000 lira manevi tazminatın tahsiline dair verilen 27.6.2001 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlere saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir.
Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Hâlbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır.
Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlere saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu edilen yayında; hakkında olumsuz bilgi alınan bazı memurların pasif görevlere atandığı belirtilerek davacının da bu şekilde eski görev yerine döndüğü anlatılmıştır. Davacı kendi isteği ile eski görev yerine dönmüş olduğunu, yayındaki ifade şeklinin suçlayıcı ve aşağılayıcı olduğuna iddia ederek manevi tazminat istemektedir. Davacının asıl görev yeri Sivil Savunma Müsteşarlığı olduğu halde yakın bir tarihte geçici görevlendirme ile Başbakanlıkta çalışmaya başladığı ancak yayından önceki bir tarihte kendi isteğiyle tekrar eski görevine döndüğü anlaşılmaktadır. Davacının Başbakanlıkta görevinin bürokratik, ekonomik ve sosyal açıdan daha üst düzeyde bulunması karşısında kendi isteğiyle eski görevine dönmesi dikkat çekici bir durumdur. Aynı tarihlerde gündemde olan memurlarla ilgili kararname kapsamındaki atamaların güncelliği nedeniyle bunun haber olarak verilmesi görünürdeki gerçeğe uygundur. Haberin verilişinde kullanılan ifade şeklide anlatılmak istenen amaca uygundur. Bu nedenle de yayın hukuka uygunluk sınırları içinde kaldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde manevi tazminata hükmedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.01.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava konusu edilen 8 memur Temyize Havale ve Sonbahar Temizliği başlığıyla yayınlanan haber yazıda; Başbakanlıkta oluşturulan Değerlendirme Komisyonunca yapılan güvenlik soruşturmasında hakkında olumsuz arşiv bilgisi ya da müfettiş raporu bulunan 8 memurun aktif görevden alınıp pasif göreve verildiği, bu memurlar arasında irticai faaliyette bulunanlar 12 Eylül döneminde MHP davasında yargılananlar ve kendi isteğiyle eski kurumuna dönenler olduğu da belirtilip, davacının ismi yanında Başbakanlık Müsteşarlığında görevli iken hakkında olumsuz bilgi alınması nedeniyle Savunma Sanayi Müsteşarlığına yollandığı yazılmıştır.
Oysa dosya içinde bulunan Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün cevabi yazısından davacının kendi isteğiyle asli görevine iade edildiği anlaşılmaktadır. Davalı da yayının gerçekliğini kanıtlamamıştır. Bu durumda haber verme özgürlüğünün sınırları aşılmış hukuka aykırılık oluşmuştur. Mahkemenin hukuka aykırılığın tespiti yönündeki belirlemesi doğru olduğundan daire çoğunluğunun bozma yolundaki düşüncesine katılamıyoruz.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy