(818 S. K. m. 41, 47)
Davacı Hüseyin Durmaz ve Gülsüm Durmaz vekili Avukat Nuri Durusoy tarafından, davalı Taner Yıldırım ve Yıldırım Mermer AŞ. aleyhine 1.7.1997 ve 1.4.2002 gününde verilen dilekçeler ile yaralamalı trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.5.2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Sonuç: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine, özellikle maluliyeti belirleyen rapor tarihi nazara alındığında zamanaşımının dolmamış bulunmasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 27.01.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi gereğince uygulanacak zamanaşımının hangi tarihte başlayacağının belirlenmesi konunun özünü teşkil etmektedir. Kaideten zamanaşımının başlaması için zarar görenin olayı, olaydan sorumlu olanı ve olaydan doğan zararını öğrenmesi gerekir. Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, zarar görenin zararını hangi tarihte öğrenmiş sayılacağı meselesidir. Kural olarak zamanaşımı olay tarihinde başlar.
Eğer olay nedeniyle vücut bütünlüğünde kayıp olmuşsa, tedavi gerekiyorsa vücut bütünlüğündeki kaybın ve buna bağlı olarak zararın ne olacağı tedavinin sonunda belli olacağından, zamanaşımının başlaması da, doğal olarak, bu tedavinin bittiği tarihe kadar uzayacaktır. Tedavinin devam etmesi nedeniyle zamanaşımının başlamasının gecikmesine tedaviye bağlı olarak gelişen durumun sebep olduğu kabul edilmektedir. Ancak; gelişen durum, olaya bağlı vücut bütünlüğündeki kaybın tespiti, tedavi gerektiriyorsa tedavi için geçecek sürenin sonunda kaybın tespiti için zaman gerektiriyorsa söz konusu olur. Olaya bağlı tedavinin bittiği tarih itibarıyla davacı kendiliğinden vücut bütünlüğündeki kaybı ve bu kayba dayalı zararı bilebileceğinden zamanaşımı başlangıcının bu tarihten öteye götürülmesinin, işgücü kaybı, meslekte kazanma gücü kaybı gibi nedenlerle alınmış olan raporları öğrenme tarihine esas saymanın haklı nedeni olamaz. Aksinin kabulü hakkın kötüye kullanılması sonuçlarına varan haksızlıklara sebep olabilir. Çarpıcı bir örnek verilecek olursa; fiili şartları itibarıyla birbirine benzer iki olay düşünelim. Birinci olayda, gelişmeler çok çabuk sonuçlanıp bir yılda ceza davasının da bittiği ve davacının zararını öğrendiğini kabul edelim. İkinci olayda ise, ceza davasının zamanaşımı nedeniyle sonuçlandığını ve davacının zamanaşımı süresinden sonra dava açtığını ve çalışma gücündeki kaybın henüz tespit edilmediğini belirterek zamanaşımının geçmediğini iddia ettiğini varsayalım. Bu takdirde davacının zararını bilmediğini kabul etmek ve zamanaşımı itirazını reddetmek gerekecektir. Örneğe devam edecek olursak, ikinci davadaki kişinin isteği zamanaşımına uğramamış sayılacak, birinci örnekteki zarar görenin ek davası zamanaşımı nedeniyle reddedilebilecektir. Özetlenecek olursa; aslolan zararın ne olduğunun bilindiği tarih değil bilinebileceği tarihtir. Olay tarihine en yakın hangi tarihte zararın öğrenilmesi imkanı doğmuşsa zamanaşımı bu tarihte başlamalıdır. Bu anlamda, olaydan doğan işgücü kaybı, meslekte kazanma gücü kaybı, kusur nisbeti gibi zararın öğrenilmesine etkili unsurların zarar görence bilinebileceği, bilinmesi gerektiği, ceza veya hukuk mahkemelerinin veya başka bir merciin bunları tespit etmesinin zaruretinin bulunmadığı kabul edilmelidir.
Dairemizin son zamanlara kadar ki uygulaması görüşümüzü doğrular niteliktedir. Örnek olmak üzere 15.10.1985 gün ve 5988-8202, 23.3.1989 gün ve 2286-2659 sayılı kararlarında sırası ile iyileşmenin gerçekleştiği tarih zamanaşımına başlangıç alınır. Gelişen durumda zamanaşımı başlangıcı gelişen durumun son bulduğu tarihtir, rapor tarihi esas alınmaz. denmekte iken Hukuk Genel Kurulu'nun kararlarına kadar yansıyan yeni görüşte ise, mağdurun zararını kendiliğinden bilebilmesinin mümkün olmadığı, zarara etkili olan unsurların mağdurun yönlendirilmesi ile tespit edilmesinden önce ve tedavi hangi tarihte bitmiş olursa olsun, bilinemeyeceği ve dolayısıyla zamanaşımının başlamayacağı kabul edilmiş bulunmaktadır.
Zarar görenin zararını tedavinin bittiği tarih itibarıyla bilebileceğinin kabul edilmesinin işin gereğine ve hakkaniyete daha uygun olacağını düşündüğümden onama kararına katılamıyorum. 27.01.2003 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy