(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Nuri A. vekili Avukat Muhammet Aksan tarafından, davalı Sabah Yay. A.Ş.'ni temsilen Medya Holding aleyhine 16.3.2001 gününde verilen dilekçe ile yayınların hukuka aykırılığının tespitine ve yayınların durdurulmasının istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kabulüne dair verilen 20.6.2002 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 8.4.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat Tekin Pekince ile karşı taraftan davacı vekili Avukat Kenan Dursun geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı yayının, Basın Yasası'nın, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, istem kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Sabah Gazetesi'nin 21.2.2001, 23.2.2001, 12.3.2001, 13.3.2001, 14.3.2001, 15.3.2001 ve Takvim Gazetesi'nin 13.3.2001, 14.3.2001 ve 15.3.2001 tarihli sayılarında yapılan yayınlarla kişilik haklarının saldırıya uğradığı belirtilerek haberin hukuka aykırılığının tespiti ile aynı ve benzer haberlerin yayınlanmasının durdurulması istenmiştir. Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Dava konusu yayınlar genel olarak davacının da ortak olduğu Albayraklar A.Ş. ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasındaki ihalelerle ilgilidir. Bu ihalelerdeki yolsuzluklar ve açılan soruşturmalar, usulsüzlükler haber konusu yapılmıştır. Asıl amaçlanan şirkettir.
Dosya içerisinde bulunan ve yayın tarihinden önce başlatılan savcılık soruşturmasında, Albayraklar şirketi ile belediye görevlileri arasında cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, ihaleye fesat karıştırmak, gerçeğe aykırı beyan ve sahte vekaletname düzenleme suçlamaları ile inceleme yapılmıştır. Sanıklar arasında davacının ismi yanında şirketin diğer iki ortağı da vardır. Davacı hakkında sahte vekaletname düzenleme iddiası ile ilgili takipsizlik kararı verilmiş ancak şirketin diğer iki ortağı ve belediye görevlileri hakkında 8.2.2002 tarihli iddianame ile dava açılmıştır. Olayın gelişen bu durumu ve yukarıdaki ilkeler birlikte değerlendirildiğinde davalı gazetelerin olaya bakış açısı ve yorumu sert eleştiri çerçevesinde olup, habercilik ilkelerine aykırı olarak değerlendirilemez. Mahkemece, maddi olayın bu gelişimi gözetilmeden davanın kabul edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.
Öte yandan dava açıldığı tarihte yayınlar sona ermiştir. Bu nedenle de MK'nun 25/a maddesi gereğince artık yayının engellenmesi yönünde karar verilmesi de doğru değildir.
Ayrıca, çözümü teknik bilgiyi gerektirmeyen olay hakkında bilirkişi görüşüne başvurulmuş olması ve bununla ilgili olarak alınan giderinde davalıya yükletilmesi de yerinde görülmemiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davalılar vekili için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08.04.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Bozma kararında da belirtildiği gibi yayında yazılanlar şirketle ilgili olmasına rağmen, gerekmediği halde, davacının ismi öne çıkarılmış olup bu hali ile yayın gerçeklik ve özle biçim arasında kurulması gereken denge unsurlarını taşımadığından hukuka aykırı niteliktedir. Bu bakımdan yerel mahkemenin hukuka aykırılığı tespit etmesini doğru bulduğumdan bozma kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy