(818 S. K. m. 41) (1086 S. K. m. 74)
Dava: Davacı Hasan T. tarafından, davalı Mehmet T. ve Satılmış T. aleyhine 20.4.2001 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.5.2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Satılmış Taraman tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında bendin kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kabul edilmiş, karar davalılardan Satılmış T. tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalılar tarafından evinin bahçesindeki fidanlar ile bahçeyi çevreleyen tel çit, çam kazık ve sırıkların çalınması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemiş, yerel mahkemece istem aynen kabul edilmiştir. Davacı dava dilekçesinde ceza mahkemesinde davanın dört yıl sürmesi, üç kez keşif yapılması, görevsizlik kararı verilmesi nedeniyle üzüldüğünden bahsederek manevi tazminat istemiş, mahkeme de ceza dosyasının yaklaşık beş yıl sürmesi, davacının harcadığı çaba ve para gözönünde tutulduğunda manevi yönden davacının sarsılacağı ve üzüntü duyacağı gerekçesi ile manevi tazminat istemini aynen kabul etmiştir. Davacının manevi tazminat istemini aynen kabul ettiği yargılamanın uzun sürmesi, mahkemelerin değişmesi, birden fazla keşif yapılması gibi hususlar hak arama özgürlüğünün birer uzantısıdır. Sanık da olsa hiç kimsenin bir suçu kabul etme zorunluluğu yoktur. Kaldı ki davacının üzüntü duymasına neden olan bu olaylar ile davalıların ağaç ve bahçenin diğer unsurlarına zarar verilmesi eylemi arasında uygun bir sebep sonuç ilişkisi de yoktur. Davalıların hırsızlık eylemi sonucu meydana gelen zarar, maddi tazminatla giderilmiş olup, eşyaya verilen zarar kural olarak manevi tazminatı da gerektirmez. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif bir eksilmedir. Yasalarımızda manevi tazminat verilebilecek olgular sınırlandırılmıştır. Bunlar, kişinin ve ailesinin onur ve saygınlığına yönelik suçlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi, isme saldırı, nişanın bozulması, evlenmenin feshi, bedensel zarar ve öldürme ile kişilik haklarının zedelenmesidir. Somut olay bu çerçevenin dışında kaldığından davacının manevi tazminat isteminin reddi gerekirken kabul edilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
3-Davacı olay nedeniyle 400.000.000 lira maddi tazminatın ödettirilmesini istemiştir. Bilirkişi ise maddi zararı 415.000.000 lira olarak belirlemiştir. Mahkemece davacının son oturum, davalıların yokluğunda, harç yatırılmadan, sözlü olarak "15.000.000 liralık fazlalık hususunda davamı ıslah ediyorum, bu kısmın da hüküm altına alınmasını talep ediyorum" demesi sonucu, bu miktarın çok az olması ve davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğu gerekçesi ile ıslah yoluyla müddeabihin artırıldığı varsayılarak 415.000.000 lira maddi tazminata hükmedilmiştir. Oysa davacı tarafından miktarı esas alan ve usulünce yapılmış bir ıslah talebi yoktur. Buna rağmen HUMK.nun 74. maddesi gözardı edilerek talep aşılarak 400.000.000 lira yerine 415.000.000 lira maddi tazminata hükmedilmesi de doğru görülmediğinden kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 ve 3 nolu bentlerde gösterilen nedenlerle davalı Satılmış T. yararına BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1 nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24.4.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy