(2709 s. Anayasa. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (743 S. K. m. 24, 24/a)
Davacı Necmettin E. vekili Avukat Yaşar Gürkan tarafından, davalı Aydın D. ve diğerleri 2/6/1999 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; 1.000.000.000 lira manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte müşterek ve müteselsilen tahsiline dair verilen 6/12/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında davacı R... Gazetesinin 11/5/1999 tarihli sayısında "Buda Hoca'nın yemini" başlıklı yayında kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle manevi tazminat isteminde bulunmuş, davalılar dava konusu yayında davacının konuşmalarının yer aldığını, haberin gerçek olup hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece davaya konu yayının dayanağı yapılan ve davacının konuşmasını içeren bant çözümünde davalıların gazetelerinde yer alan şekilde sözcüklerin yer almadığı, eleştiri sınırları aşılarak yapılan yayın nedeniyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dava konusu yayının dayanağı olan ve davalıların sunduğu kasetin büyük çoğunluğunun arapça olduğu ve kasette İstanbul'un fethi kutlamaları sırasında davacının yaptığı konuşma "milletin selameti ve saadeti için, milli görüşün büyük zaferi için bütün gücümüzle çalışacağımıza" şeklinde törene katılanlara söz verdirdiği ve devamında da milli görüşü anlatan açıklamalar ile Filistin devleti konusundaki düşüncelerini anlattığı görülmektedir.
Davacı uzun yılları Türk siyasi hayatında yer alan ve 1960'lı yıllardan bu yana çeşitli partilerin kurucusu ve yöneticisi olmuş bir kişidir. Parti başkanlığı yaptığı M... N... ve M... S... Partisi dini ön plana çıkaran ve bu nedenle de siyasi rejimde bir takım değişiklikler öngören partilerdir. Bu sebepten ötürü de rejimi tehdit ettikleri ve devletin temel ilkelerini ihlal ettikleri gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmışlardır. Son olarak davacının Genel Başkanlığını yürüttüğü R... Partisi özellikle laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği için Anayasa Mahkemesince 9/1/1998 tarihinde kapatılmış ve partinin kapatılmasına beyan ve faaliyetleriyle sebep olanların başında gelen davacı Necmettin E. (5) yıl süreyle siyasetten yasaklanmıştır. Davacı siyasi yaşamı boyunca, özellikle Refah Partisinin Başkanı olduğu dönemlerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının R... Partisinin kapatılmasına ilişkin iddianamede de belirttiği gibi laik düzene başkaldırıda bulunanların simgesi haline gelen başörtüsünü savunmuş ve bu konuda halkı kışkırtan konuşmalar yapmış, partinin vaadettiği Adil Düzenin kurulması için gerekirse kan dökülebileceğini beyan etmiş, laikliğe aykırı söz ve davranışlarıyla tanınan bazı tarikat liderlerine Devrim Yasalarına aykırı kıyafetleriyle geldikleri Başbakanlık Konutunda yemek vermiş ve düzene aykırı davranışlarıyla sürekli kamuoyunun gündeminde yer almıştır. Davacının siyasi yaşamdaki bu imajı, kurucusu ve yöneticisi olduğu partilerin program ve hedefleri, dosyada çözümü mevcut kasetin Arapça bölümlerinin içeriği ve konuşmasının yer aldığı bölümde "mücahit E..." sloganları eşliğinde yapılan açıklamalar ve halkı yönlendirmesi gözetildiğinde dava konusu yayının hukuka aykırı olmadığının ve sert eleştiri olduğunun kabulü gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30/5/2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy