(2709 s. Anayasa. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (743 S. K. m. 24, 24/a)
Davacı A. Mesut Y. vekili Avukat R. Erden Arısoy tarafından, davalılar H... Gazetecilik Matbaacılık AŞ. ve Fatih A. aleyhine 14/6/2001 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/12/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili Avukat Demet Derviş tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı gazetede diğer davalı yazar tarafından "Moskovayı Unuttuk Sanma" alt başlığı ile yazılan yazıda, kendisinin Mavi Akım Projesi ile gizlice ilgilenen, ailece Gazprom yetkilileri ile resmi görüşmeler dışında biraraya gelen, bu konuda basına ve topluma doğru söylemeyen, yolsuzlukların içinde ve yalancı biri olduğu imajının verildiğini ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yazının gerçek ve güncel olduğunu, davacının siyasi kişiliği nedeniyle de sert eleştiri niteliğini taşıdığını savunmuşlardır.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında Mavi Akım Projesi ile ilgili olarak kamuoyunda ve çeşitli yayın organlarında dile getirilen haberler ele alınmış ve davacının siyasi kişiliği nedeniyle sert eleştiride bulunulmuştur.Bunun dışında, davacı yönünden açık bir suçlama da yoktur.Yukarıda açıklanan ilkeler de gözetildiğinde davacının kişilik haklarına saldırı bulunmamaktadır.Mahkemece davanın reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmiş olması, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13/6/2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, yayın nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanmaktadır. Mahkemece istem kısmen kabul edilmiş, ancak daire çoğunluğunca, saldırı bulunmadığı gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Bozma nedenine katılamıyorum. Şöyle ki, daire çoğunluğu ile tarafımdan varılan sonuçta maddi olayın varlığı, basın ilkeleri, kişilik hakları konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davaya konu edilen yayında, yanların konumu, kullanılan sözler, dosyadaki olgular itibarıyla saldırı bulunup-bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davaya konu edilen yazıda davacı için, dava edilemeyen bazı olaylar anlatıldıktan sonra "... Hadi bunlara Y. iyi-kötü bir yanıt veriyor. Ya o meşhur Moskova mahreçli fotoğraf. Bir masa, masada Ruslar ve Yılmazlar. Bir tarafta Gazprom yetkilileri, diğer tarafta Mesut Y. ve Turgut Y.. Arada da Şarık T.. O fotoğrafın içerdiği anlam hala meçhul..." biçiminde yayın yapılmıştır.
Yayındaki salt sözcükler alındığında, bir saldırı olmadığı sonucuna varılabilir. Ancak davacının, resmi görevi nedeniyle, nüfuzunu kullanarak, kardeşinin çıkarı için, gizli iş bağlantıları yaptığı, bunun görevi dışında kaldığı, diğer bir anlatımla, gizli-saklı ilişkiler içinde bulunduğu, çıkar hesapları peşinde olduğu biçiminde anlamlar çıkarılabilir. Halbuki yazıda yer alan bu nitelendirme ve değerlendirmenin gerçek olduğu kanıtlanamamıştır. Yayın konusu yapılan aynı olay nedeniyle, yayında adı geçen davacının kardeşi tarafından açılan dava, Ankara Asliye 31. Hukuk Mahkemesinin 25/5/2001 gün ve 2001/141-330 sayılı kararı ile kabul edilmiş ve dairece de onanmıştır.
Davacının, siyasi bir kişi olması onun kişilik değerlerinin korunmadan ayrık tutulması sonucunu doğurmaz. Hiç gerçek olmayan bir olayla bağlantılar kurularak ondan çeşitli anlamlara gelecek sonuçlar çıkarılması, hukuken korunmaz. Siyasi kişi için, yapılacak yayında konunun gerçek olması koşulu ile özle biçim arasındaki denge aşılabilir. Eleştiri sert olabilir. Bu halde, siyasi kişinin katlanması beklenebilir. Ancak somut bir kanıtın olmadığı hallerde, saldırının varlığı kabul edilmek gerekir.
Tüm bu olgular göz önünde tutulduğunda davacının kişilik değerlerinin saldırıya uğradığı kabul edilmelidir. Mahkemede buna göre hüküm kurmuştur. Karar doğrudur. Onanması gerektiği düşüncesi ile çoğunluğun vardığı sonuca katılamıyorum.
Başkan
Bilal Kartal
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki bilgi ve belgelere, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, daire çoğunluğunun bozma görüşüne katılamıyorum.
Üye
Şerife Ö.
Full & Egal Universal Law Academy