(818 S. K. m. 41, 60)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 18/2/2000 gün ve 2001/11086-2002/1958 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Süresi iyinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK' nın 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava trafik kazası nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Davacının kullandığı araca davalının aracı ile çarpması sonucu davacı beden gücü kaybı oluşacak şekilde yaralanmıştır. Davacı ilk davada bir kısım tazminat isteminde bulunmuş, birleşen dosyada ise gelişen durum nedeniyle oluşan fazlaya ilişkin hakkını talep etmiş ve yerel mahkemece istem doğrultusunda karar verilmiştir.
Davalının temyizi üzerine yerel mahkeme kararı birleştirilerek görülen 2000/92 Esas sayılı davadaki istem yönünden zamanaşımı süresinin dolduğu kabul edilerek anılan davadaki istemin zamanaşımı yönünden reddedilmesi gerektiği kabul edilerek karar bozulmuş olup bozmaya karşı davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Olay 23/6/1992 gününde meydana gelmiştir. Davacı H. Yiğit için Samsun Devlet Hastanesince verilen ilk raporda kafa travması sonucu organik akıl bozukluğu, paranoit psikoz mevcut olup tedavisinin devam ettiği ve kesin raporun altı ay sonra muayene sonucu verilebileceği belirtilmiştir. Aynı Hastane tarafından düzenlenen 16/3/1993 günlü raporda ise, aynı olgular belirtilmiş, ek olarak bitemporal hemranopsinin kalıcı sekel olduğu belirtilmiş ve bir yıl iş ve gücünden kaldığı da kaydedilmiştir. Davalı hakkında ceza mahkemesince verilen hükümlülük kararı ise 28/3/1997 günü kesinleşmiştir.
Davacı, ilk davayı açlıktan sonra Adli Tıp Kurumundan alınan 28/12/1998 günlü raporda, davacının yaralanmasından kaynaklanan arazların beden gücü kaybı niteliğinde olduğunu ancak oranının 3. İhtisas Kurulunca belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. 3. İhtisas Kurulunca düzenlenen 8/3/1999 günlü raporda, davacının beden gücü kayıp oranının % 46 olduğu belirtilmiştir. Bu rapor mahkeme dosyasına 20/4/1999 tarihinde ulaşmıştır.
Tüm olgular birlikte değerlendirildiğinde davacının zararını Adli Tıp Kurumunun son raporu ile öğrendiği kabul edilmelidir. 2. İhtisas Kurulu dahi beden gücü kayıp oranını belirleyemeyerek bunun 3. İhtisas Kurulunca saptanabileceğini ifade ettiğine göre bu denli teknik bir konunun davacı tarafından bilindiği kabul edilemez, zararın belirlenmesi teknik bir incelemeyi gerektiriyorsa ve inceleme sonucunun resmi bir kurum raporuna dayandırılması gerekiyorsa bu husus ancak mahkeme eliyle yapılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun da kabulü bu yöndedir. Somut olayda da bu yöntem izlenmiştir. Rapor tarihinden itibaren bir yıl içinde eldeki bu dava açıldığına ve gelişen durumda mevcut olduğuna göre zamanaşımından söz edilemez. Yerel mahkeme kararının onanması gerekirken dairemizce karar bozulmuş olduğundan davacının karar düzeltme isteminin kabul edilmesi gerekmiştir.
Sonuç: HUMK.'nın 440-442 maddeleri uyarınca davacının karar düzeltme isteminin kabulüne yukarıda açıklanan nedenlerle Dairemizin 18/2/2002 tarih 2001/11086 Esas ve 2002/1958 Karar sayılı bozma kararı kaldırılarak yerel mahkeme kararının ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının önce temyiz eden davalıya yükletilmesine 13.06.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi gereğince uygulanacak zamanaşımının hangi tarihle başlayacağının belirlenmesi konunun özünü teşkil etmektedir. Kaideten zamanaşımının başlaması için zarar görenin olayı, olaydan sorumlu olanı ve olaydan doğan zararını öğrenmesi gerekir. Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, zarar görenin zararını hangi tarihte öğrenmiş sayılacağı meselesidir. Kural olarak zamanaşımı olay tarihinde başlar.
Eğer olay nedeniyle vücut bütünlüğünde kayıp olmuşsa, tedavi gerekiyorsa vücut bütünlüğündeki kaybın ve buna bağlı olarak zararın ne olacağı tedavinin sonunda belli olacağından, zamanaşımının başlaması da, doğal olarak, hu tedavinin bittiği tarihe kadar uzayacaktır. Tedavinin devam etmesi nedeniyle zamanaşımının başlamasının gecikmesine tedaviye bağlı olarak gelişen durum sebep olduğu kabul edilmektedir. Ancak; gelişen durum, olaya bağlı vücut bütünlüğündeki kaybın tespiti, tedavi gerektiriyorsa tedavi İçin geçecek sürenin sonunda kaybın tespiti için zaman gerektiriyorsa söz konusu olur. Olaya bağlı tedavinin bittiği tarih itibarıyla davacı kendiliğinden vücut bütünlüğündeki kaybı ve bu kayba dayalı zararı bilebileceğinden zamanaşımı başlangıcının bu tarihten öteye götürülmesinin, işgücü kaybı, meslekte kazanma gücü kaybı gibi nedenlerle alınmış olan raporları öğrenme tarihine esas saymanın haklı nedeni olamaz. Aksinin kabulü hakkın kötüye kullanılması sonuçlarına varan haksızlıklara sebep olabilir. Çarpıcı bir örnek verilecek olursa; fiili şartları itibarıyla birbirine benzer iki olay düşünelim. Birinci olayda, gelişmeler çok çabuk sonuçlanıp bir yılda ecza davasının da bittiği ve davacının zararını öğrendiğini kabul edelim.
İkinci olayda ise, ceza davasının zamanaşımı nedeniyle sonuçlandığını ve davacının zamanaşımı süresinden sonra dava açtığını ve çalışma gücündeki kaybın henüz tespit edilmediğini belirterek zamanaşımının gevmediğini iddia elliğini varsayalım. Bu takdirde davacının zararını bilmediğini kabul etmek ve zamanaşımı itirazını reddetmek gerekecektir. Örneğe devam edecek olursak, ikinci davadaki kişinin isteği zamanaşımına uğramamış sayılacak, birinci örnekteki zarar görenin ek davası zamanaşımı nedeniyle reddedilebilecektir. Özetlenecek olursa; aslolan zararın ne olduğunun bilindiği tarih değil bilinebileceği tarihtir. Olay tarihine en yakın hangi tarihle zararın öğrenilmesi imkanı doğmuşsa zamanaşımı bu tarihte başlamalıdır. Bu anlamda, olaydan doğan işgücü kaybı, meslekle kazanma gücü kaybı, kusur nispeti gibi zararın öğrenilmesine etkili unsurların zarar görence bilinebileceği, bilinmesi gerektiği, ceza veya hukuk mahkemelerinin veya başka bir merciin bunları tespit etmesinin zaruretinin bulunmadığı kabul edilmelidir.
Dairemizin son zamanlara kadar ki uygulaması görüşümüzü doğrular niteliktedir. Örnek olmak üzere 15/10/1985 gün ve 5988-8202, 23/3/1989 gün ve 2286-2659 sayılı kararlarında sırası ile "iyileşmenin gerçekleştiği tarih zamanaşımına başlangıç alınır." "Gelişen durumda zamanaşımı başlangıcı gelişen durumun son bulduğu tarihtir, rapor tarihi esas alınmaz." denmekle iken Hukuk Genel Kurulu'nun kararlarına kadar yansıyan yeni görüşte ise, mağdurun zararını kendiliğinden bilebilmesinin mümkün olmadığı, zarara etkili olan unsurların mağdurun yönlendirilmesi ile tespit edilmesinden önce ve tedavi hangi tarihte bitmiş olursa olsun, bilinemeyeceği ve dolayısıyla zamanaşımının başlamayacağı kabul edilmiş bulunmakladır.
Zarar görenin zararını tedavinin bittiği tarih itibarıyla bilebileceğinin kabul edilmesinin işin gereğine ve hakkaniyete daha uygun olacağını düşündüğümden ve somut olayda da en fazla 1 senelik süre içinde tedavisinin bitmiş olduğu anlaşıldığından ek dava zamanaşımına uğramıştır. Bu nedenle bozma kararımızın yerinde olduğu kanısında olduğumdan, onama kararına katılamıyorum. 13.06.2002
Full & Egal Universal Law Academy