(818 S. K. m. 41)
Dava ve Karar: Davacı Bahattin Tural vekili Avukat Hayrettin Ün tarafından, davalı Necip Altınöz aleyhine 4.9.2001 tarihinde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 6.5.2002 tarihli kararın Yargıtayca tetkiki davalı vekili Avukat Gülhan Kara tarafından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, tazminat istemine ait olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Davaya konu edilen uyuşmazlığa ait süreç incelendiğinde; davalının, davacının babası (Nasıf Tural) hakkında kambiyo senedine dayanarak icra takibi yaptığı, takibin kesinleşmesi sonucu menkul ve gayrı menkul hacizleri yapıldığı, borçlu baba tarafından 1994-1999 yılları arasında ecrimisil ödemek suretiyle işgalci halde bulunduğu hazineye ilişkin taşınmazdaki meyve mahsulünün 5.10.1998 gününde talimatla haczedildiği, haciz sırasında dinlenen yerel bilirkişinin meyvelerin borçlu babaya ilişkin olduğunu açıkladığı, bu hacizden sonra 5.1.1999 gününde borçlunun öldüğü, sair mirasçıların taşınmaz sahibi olan hazineye dilekçe vererek, taşınmazı davacının işgal etmesine muvafakat verdikleri, 1999-2001 yıllarına ait ecrimisilin davacı tarafından ödendiği, alacaklı davalının 24.10.2000 gününde aynı yerdeki meyveler hakkında ikinci kez talimatla haciz yaptırdığı, dinlenen yerel bilirkişinin bu meyvelerin borçlu Nasıf Tural'a ilişkin olduğunu açıkladığı, haczedilen ürünün 3.11.2000 gününde ihale ile satıldığı, davacının 8.11.2000 gününde satılan ürünler üzerinde istihkak davası açması üzerine İcra Tetkik Mahkemesince davanın kabulüne, ürünün davacıya aidiyeti ile satış bedelinin davacıya ödenmesine karar verildiği, kararın 12.6.2001 gününde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı, kendisine ilişkin ürünlerin ihalede gerçek değerinin altında satıldığını belirterek, borçlunun öldüğünü ve tapu kaydını araştırmayan, acele satış isteyen davalının kusurlu davranışı sebebiyle uğradığı ürün değeri ve faiz zararının giderilmesini istemiştir.
Dosyadaki bilgi, belge ve anlatımlar ile yukarda özetlenen süreç incelenip değerlendirildiğinde; ikinci haczin yapıldığı 24.10.2000 gününde davalının, borçlunun öldüğünden ve ecrimisil devir işlemlerinden haberdar olduğu kanıtlanamadığı gibi bu hususları bilerek haciz yaptırdığını gösteren bilgi ve belge de bulunmadığı, her iki haciz işlemi sırasında dinlenen yerel bilirkişilerin meyvelerin borçluya ilişkin olduğunu bildirdikleri, davalının alacağına kavuşmak amacıyla yaptığı icra işlemlerinin doğal ve kanuni nitelik taşıdıkları, bu bağlamda ikinci haciz işleminde davalının özensiz davranışı ve kusuru bulunmadığı, kaldı ki borçlunun çocuğu olan davacının mirasçı sıfatıyla miras payı oranında murisin borcundan dolayı davalıya karşı sorumluluğu da bulunduğu, işgalci sıfatını devralan davacının zamanında icra takibine ve hacizlere itiraz da etmediği, İcra Tetkik Mercii kararı itibarıyla davacıya ilişkin ürünlerin davalı tarafından haksız haczedildiği ve haksız haciz sebebiyle davalının sorumlu olacağı anlamı çıkıyorsa da bu hususun şekli anlamda olduğu, İcra Tetkik Mercii kararının yukarıdaki açıklamalar ve sürece uygun gerekçesi karşısında maddi anlamda bir sorumluluk nedeninin söz konusu olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Şu durum karşısında açıklanan yönler gözetilerek davanın reddedilmesi gerekirken, mahkemece davalının sorumluluğuna karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdiden incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 18.11.2002 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
İcra takibi sebebiyle değer düşüklüğüne uğradığı iddia edilen malla, davacıya ilişkin olduğuna dair İcra Tetkik Merciinin istihkak davası sonucunda verdiği kesinleşmiş karar vardır. İcra Tetkik Merciinin bazı kararları takip hukukunu ilgilendirip gerçek anlamda kesin hüküm teşkil etmez ise de Menfi tesbit ve İstirdat davaları ile İstihkak davaları sonucu verilen kararlar takip hukukundan çok maddi hukuk anlamında kesin hüküm sonucunu doğuran kararlardır. Bu anlamda, doğacak sonuç bakımından istihkak davasının sonunda verilen kararın eksikliği bulunmakta, dava konusu edilen malın davacıya ilişkin olduğu hususu kesinleşmiş bulunmaktadır.
İcra takibinin davacının babası hakkında yapılmış ve kesinleşmiş olduğu gerçek ise de, haczin yapıldığı aşamada davacının kendisi aleyhine yapılmış bir takip bulunmadığından davacının takiple ilgili bir başvuruda bulunması söz konusu olamaz. Davacı, babası da olsa üçüncü kişi durumunda bulunan şahıs aleyhine yapılan icra takibinde haczedilen malları hakkında istihkak davası açmış bu davayı da kazanarak haklı çıkmıştır.
Davacının ölmüş bulunan babasının borcu sebebiyle sorumlu olduğu konusunda davacının bir talebi bulunmamaktadır. Davalının iddiası malın davacıya ilişkin olmadığı takipteki borçluya ilişkin olduğu şeklindedir.
Yukarıda yazılanlar özetlenecek olursa: Davacı, üçüncü kişinin borcundan dolayı haczedilen malları, açtığı istihkak davası sonucu almış ise de, bu haksız takibin sebep olduğu zararını davalıdan istediğine göre, bu zararını istemekte haklıdır. Bozma kararının gerekçesinde ileri sürülen iddialar davanın reddini değil, belki, tazminatın miktarını etkileyecek unsurlardır.
Yerel mahkeme belirlenen tazminatın miktar itibarıyla uygun olup olmadığı konusunda dairemizce henüz bir karar verilmemiş olduğundan, bu aşamada, bu konuda düşünce açıklaması yapmanın usule uygun olmadığını kaydetmekle yetiniyor, dairemizin tazminata gerek bulunmadığına dair bozma kararına katılamıyorum. 18.11.2002
Full & Egal Universal Law Academy