(4721 S. K. m. 4)
Davacı Nasuh M. vekili Avukat Deniz Ketenci tarafından, davalılar Bilgin Yayıncılık A.Ş. ve diğerleri aleyhine 15.1.2001 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarının saldırıya uğramasından doğan manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 2.5.2002 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili, duruşmasız incelemesinde davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 21.1.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili gelmedi, karşı taraftan davacı vekili Selamettin T. geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nısfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Davaya konu olan olayda davacı hakkında basında çıkan haberler üzerine, Kanal D TV. de 18.4.2000 tarihli yapılan yayın ve bu yayında Akut'ta çalışan kişilerin beyanları, davacının bu yayınlara karşı söylemi, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler ve dava konusu yayınlardaki eleştirilerle yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde hüküm altına alınan tazminat miktarı fazladır. Daha alt düzeyde tazminata karar vermek üzere yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.1.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı, davaya konu edilen üç yayında davalıların, kişilik haklarına saldırdığı gerekçesi ile toplam 10.000.000.000 lira tazminatın hüküm altına alınmasını istemiştir.
Mahkemece, üç yayından dolayı 5.000.000.000 lira tazminata hükmetmiştir.
Davalıların temyizi üzerine daire davacı hakkında Kanal D Televizyonunda 18.4.2000 günü AKUT'ta çalışanların açıklamaları, diğer bilgi ve belgeler itibariyle miktarın fazla olduğu gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Bozma nedenine katılamıyorum. Şöyleki; bir defa, davaya konu edilen yayınlarda, davacının kişilik değerlerine saldırı bulunduğu daireninde kabulündedir. Sorun mahkemece takdir edilen miktarın uygun olup-olmadığında kaynaklanmaktadır.
Davaya konu edilen 7.4.200 günlü yayında davacı için;
-Ölen bir arkadaşlarının ölümünden sorumlu olduğu,
-AKUT'tan istifa edenlere it dediği ve tehdit ettiği,
-Şov yaptığı,
-Açıklamalarında hakaret, tehdit ve kara çaldığı,
-İnsana yakışmayan davranışlarda bulunduğu,
18.4.2000 günlü yayında ise:
-Akut'tan ayrılanlar için, it ürür kervan yürür diye değerlendirmeler yaptığı,
-Palavra attığı,
-Düzeysiz saldırıda bulunduğu,
-Şovmen olduğu,
-İtibarını yitirip, düşüş halinde olduğu,
7.5.200 günlü yayında ise de:
-Şovmen ve cambazlık yaptığı,
-Malı götürdüğü,
-Reklam yaptığı, gibi anlamın çıkarılması sonucunu doğuran nitelendirmeler yapılmıştır.
Özet olarak her yayında yer alan nitelendirmelerin, eleştiri sınırını aştığı ve kişilik değerlere saldırı oluşturduğu açıktır. Dairenin bozma kararında tazminatın indirilmesi gerektiğini belirten 18.4.2000 günlü TV yayınında yapılan konuşma ve değerlendirmeler, AKUT içinde yer alan İskender Iğdır'ın Ağrı Dağı'na çıkmasındaki hatalar eleştirilmiştir. Burada, davacının ölüme neden olduğu biçimde bir nitelendirme yer almamaktadır. Kaldıki, bu açıklama, salt o olayla sınırlı kalmak suretiyle değerlendirmeler yapılmıştır.
Davacı, bilinen ve tanınan bir kişidir. Başkanlığını yaptığı derneğin bir üyesinin çalışma amaç ve alanları ile ilgili olarak yaptığı bir eylemi sonucu yaşamını yitirmesi üzerine, olayın irdelenmesi, hata ve hatalı(lar)nın aranması, eleştirilmesi son derece doğaldır. Ancak bu yapılırken, eleştirinin o olayla bağlantılı olarak, eleştiri sınırı korunarak, özle biçim arasında ki denge gözetilerek yapılmalıdır. Diğer bir anlatımla, eleştiri amacına uygunluk sınırı içinde olmalıdır. Somut olayda bu sınırın aşıldığı tartışmasızdır.
Hüküm altına alınan miktar konusuna gelince, yanların kimler olduğu, ekonomik güç ve konumları bellidir. Paranın alım gücü, kullanılan sözler itibariyle mahkemenin takdiri yerindedir. Her yayına birbuçuk milyar lira bir tazminat düşmektedir. Bu miktarın fazla olduğu söylenmemelidir. Mahkeme, istemin yarısına hükmetmiştir. Takdirde bir hata yoktur. Kararın onanması gerektiği düşüncesi ile bozma nedenlerine katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy