(4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı S. Çetinkol vekili Avukat M. O. Aykut tarafından, davalılar A. Teker vd. aleyhine 3.12.2002 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 5.3.2003 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 11.5.2004 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat M. O. Aykut geldi ile karşı taraftan davalılar vekili Avukat K. Dursun geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı Y. Ş. Gazetesinin 19.9.2002 tarihli sayısında C. Çandar köşesinde Yeter Karar Milletin başlıklı yayından dolayı manevi tazminat isteminde bulunmuş, yerel mahkemece yazı bütün olarak değerlendirildiğinde eleştiri niteliğinde olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Halkı din ve ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmekten hükümlü A. Parti Genel Başkanı R. T. Erdoğan'ın adli sicil kaydının silinmesi talebinin reddine dair Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinden verilen 1.8.2002 gün ve 2002/36 E, 2002/69 Karar sayılı hükmüne karşı yapılan itiraz üzerine Diyarbakır 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde yapılan inceleme sonunda; 3 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin ret kararının kaldırılmasına ve adli sicildeki mahkumiyet kaydının silinmesine ilişkin 6.9.2002 gün ve 2002/159 mut. karar sayılı hükmüne ilişkin evrakın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile 10/9/2002 günü Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmesi üzerine dairece inceleme yapılmıştır. 8. Ceza Dairesi 16.9.2002 tarihli kararında; Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1.8.2002 tarihli adli sicil kaydının silinmesine ilişkin talebin reddine dair karara karşı yapılan itirazın temyiz niteliğinde olduğu, itirazen dosyayı inceleyerek R. T. Erdoğan hakkındaki sabıka kaydının silinmesine ilişkin Diyarbakır 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 6.9.2002 tarihli kararın hukuki değerden yoksun hiçbir sonuç doğurmayan yok hükmünde olduğu kabul edilerek talebin reddine ilişkin Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararının onanmasına karar vermiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bu kararından hemen sonra yayınlanan dava konusu yazıda hiç kimsenin anlamasına imkan olmayan, anladığı takdirde vicdanen kabulüne imkan bulunmayan hukuki ayrıntılarla, 2002 seçimlerinin iktidar adaylarından biri, belki de birincisi olan bir siyasi partinin genel başkanının önünün kesilmeye kalkışılması; Ankara'nın milletin kararını gasp etme girişimi olarak algılanmalıdır, hiç kimse hele siyasi şahsiyetler Yargıtay 8. Ceza Dairesinin T. Erdoğan ile ilgili kararın altına yargı kararıdır diyerek saklanmamalı, sözde bir kuvvetler ayrılığından dem vurarak kaçak dövüşmemeli, hiçbir parti lideri, ülkede büyük seçmen teveccühüne hedef bir partinin genel başkanının fi tarihinde okuduğu bir şiirden ötürü ömür boyu siyasi haklarından mahrum bırakılmasını hukuk adına izah edemez. Hele AB uyum yasaları çıkarmış ve bu yolla AB'den müzakere tarihi talep eden bir ülkenin sorumlu siyasi şahsiyetleri olarak, Türkiye'nin AB üyeliğini hak ettiğini, böyle bir uygulama manzarasında hiç savunamaz denilmektedir.
Yayında sözü edilen kararın Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararı olduğu açıkça belirtilip, kararın yargı kararı niteliği taşımadığı, bu karar ile milletin kararının gasp edildiği, kararın hukuki ayrıntı niteliğinde olduğu açıklanmıştır. Davacı Yargıtay 8. Ceza Dairesinin üyesi olup yayına konu kararda imzası vardır. Bir yüksek yargı mensubu olarak imzasını taşıyan kararın bu şekilde nitelendirilmesi kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup, manevi tazminatın koşulları oluşmuştur. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeksizin davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı yararına takdir olunan 375,00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06.10.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy
Dava, gazetede yapılan yayının, kişilik değerlerine saldırıldığı iddiasına dayanmaktadır. Davaya konu edilen yazı, bozma kararında da açıklandığı üzere R. T. Erdoğan'ın hükümlülüğüne dair olan kararın infaz edilmesinden sonra suç teşkil eden eylemle ilgili olarak yasada değişiklik yapılmış, bunun üzerine R. T. Erdoğan, hükümlülüğünün adli sicilden silinmesi için ilgili mahkemede talepte bulunmuştur. Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi istemi reddetmiştir. Bu karara karşı aynı yerdeki 4 nolu mahkemeye itiraz edilmiştir. 4 nolu mahkeme ise, ret kararını kaldırmış ve adli sicildeki yasaklılığın kaldırılmasına 6.9.2002 gününde karar vermiştir. Bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.9.2002 günlü tebliğname ile bozma isteminde bulunmuş, davacının da yer aldığı Yargıtay 8. Ceza Dairesince, 16.9.2002 günlü kararla, 4 nolu mahkeme kararının doğru olmadığı, bu kararın yok hükmünde bulunduğu 3 nolu mahkemenin ise, incelemeyi aslında duruşmalı yapması gerektiği ancak, cezanın infaz edilmiş olması itibariyle, duruşmasız olarak verilen kararın onanması biçiminde hüküm kurmuştur.
İşte bu kararın verilmesinden sonra, tamamen bu karara yönelik olarak 19.9.2002 tarihinde, davalı C. Çandar imzalı, Yeter, karar milletin başlıklı yazı yazılmıştır. Dava dilekçesinde, yazının şu bölümlerinin kişilik ve yargıçlık değerlerine saldırı oluşturduğu iddia edilmiştir. Seçime gidilmesi, ister istemez, ülkenin geleceğine ilişkin kararın, Ankara'daki görünmez güç merkezleri yle İstanbul arasında bozulmuş mekanizmalardan alınıp, 'millet'e devredilmesi anlamına geliyordu. Ülkeyi yönetmek isteyenler, millet ten mandat yani yetki başvurusu nda bulunmak zorunda olacaklardı.
Hal bu iken, hiç kimsenin anlamasına imkan olmayan, anladığı takdirde vicdanen kabulüne imkan bulunmayan hukuki ayrıntılarla, 2002 seçimlerinin iktidar adaylarından biri, belki de birincisi olan bir siyasi partinin genel başkanının önünün kesilmeye kalkışılması; Ankara'nın milletin kararını gasp etme girişimi olarak algılanmak zorundadır.
Hiç kimse, hele siyasi şahsiyetler Yargıtay 8. Dairesi'nin T. Erdoğan'la ilgili kararının altına yargı kararıdır diyerek saklanmamalı, sözde bir kuvvetler ayrılığı prensibi nden dem vurarak kaçak dövüşmemelidir. En azından, kendi seçim şansları namına böyle davranmamalıdırlar.
Hiçbir siyasi parti lideri, ülkede büyük seçmen teveccühüne hedef bir partinin genel başkanının fi tarihinde okuduğu, 90 yıl önce yazılmış bir şiirden ötürü ömür boyu siyasi haklarından mahrum bırakılmasını hukuk adına izah edemez. Hele, AB uyum yasaları çıkartmış ve bu yolla AB den müzakere tarihi talep eden bir ülkenin sorumlu siyasi şahsiyetleri olarak, Türkiye'nin AB üyeliğini hak ettiğini, böyle bir ygulamamanzarasında hiç savunamaz.
Yazının belirtilen bölümleri değil, bütünü ile okunduğunda Türkiye'deki siyasi sürecin bir değerlendirilmesi yapılmış ve geçmişte seçime katılan siyasi liderlerin kullandığı sloganlardan ve seçimden sonra alınan sonuçlardan söz edilmiş ve 2002 yılında yapılacak erken genel seçimlerde, A. Parti genel başkanının da yeter, karar milletin sloganını kullandığını belirtmiştir. Devamında ve davaya konu edilen ilk paragrafta erken seçimle ülke geleceğine ilişkin kararın Ankara'daki görünmez güç merkezleriyle, İstanbul arasında bozulan mekanizmalardan alınıp, karar yetkisinin millete devredilmesidir. Hal böyle iken iktidara gelecek, belki de birinci olacak bir partinin genel başkanının önünün kesilmeye kalkışılmasıdır. Bu karar, milletin kararını gasp etme girişimi olarak algılanmalıdır. Siyasi kişiler, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin kararı altına, yargı kararıdır diye saklanmamalı, kuvvetler ayrılığından söz ederek kaçak dövüşmemelidir. Ayrıca, Avrupa uyum yasaları karşısında böyle bir sonucun savunulacak bir yönü de bulunmamaktadır, biçiminde değerlendirmeler yapılmıştır. Yazının devamında ise, yine siyasi ve ülkenin geleceği ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır.
Davaya konu edilen yazı, bütünü ile değerlendirildiğinde, Türkiye'deki siyasi süreç ve o anda gelinen nokta anlatılmış ve milletin siyasi kararı önüne çıkarılan engellerin olumsuzluğu gündeme getirilmek istenmiştir. Seçimde ilk sırada yer alacak bir partinin önü kesilerek kendisini başarılı saymaması gerektiği belirtilmiştir. Yazının bir yerinde yargı kararının da uyum yasaları ile çeliştiği belirtilmiştir. Yazının bir yerinde, Ankara'nın milletin kararını gasp etme biçimindeki değerlendirme ise bu sözcük dizisinin aldığı yer ve yazı bütünlüğü gözetildiğinde, davacıya yönelik bulunmamaktadır. Kaldı ki yazıda, eleştirilen davacı olmayıp yargı kararıdır. Yargı kararının eleştiri konusu yapılması, kararı veren yargıcında eleştirildiği sonucuna varılamaz. Bir kararın hukuka uygun olup-olmadığı eleştirilebilir ve eleştirilmelidir. Böyle bir eleştiri Anayasanın 138. maddesine aykırılık oluşturmaz. Anılan maddenin 3.fıkrasında görülmekte olan davadan söz edilmektedir. Somut olayda, dava bitmiş ve karara bağlanmıştır. İşte burada eleştirilen husus sonuçlanan karardır. Eğer bu karara konu olan kişi, toplumun önemli bir kesimini ilgilendiriyor ve topluma mal olmuş bir kimse ise, kararın etkisi, sonuçları, kararın yaratacağı yankılar tartışılıp eleştirilebilir.
Kararın, bir yargı kararı olması, bu kararın eleştiri dışında kalması sonucunu doğurmaz. Kararın hukuka uygun olmadığı da ileri sürülebilir. Bunu bir düşünce açıklaması olarak kabul etmek gerekir. Demokratik bir siyasi yapıyı amaçlayan bir toplum için, eleştiri yapılması son derece doğaldır. Böyle bir eleştirinin yargının bağımsızlığına, erkler ayrımı ilkesine aykırı olduğu da söylenemez. Demokratik bir yapıda ve hukukun üstünlüğünü benimseyen bir devlette, eleştiri dışı sayılacak, dokunulmayacak bir kişi ve kurum olamaz. Yeter ki bu eleştiri yine hukukun üstünlüğü ilkesi ve demokratik amaç için yapılabilmiş olsun.
Somut olayda da eleştirilen beğenilmeyen karardır. Kararın getirdiği sonuçlardır. Kararın demokratik yapıya uygun olmadığı ifade edilmiştir. Kaldı ki, yazının bütünü içinde karara ilişkin bölüm çok kısa ve bir tespit yapılmak istenmiştir.
Yine, kararın verilmesinde izlenen yön ve yöntem de eleştiriyi beraberinde getirmektedir. Mevcut yasal düzenleme itibariyle, yargılama kurallarına uygun hareket edilmediğini, ancak şu aşamada buna gereklilik bulunmadığını, kararın kendi içinde de bu ifade edilmiştir. Böyle bir sonuca varmak, yargıcın kendi takdiri ise, bu takdiri eleştirmekte, yurttaşın ve basının hakkı olduğu kabul edilmek gerekir.
Açıklanan nedenlerle, davalı yazar, demokratik sınırlar içinde kalmak suretiyle düşüncesini açıklama ve eleştiri yapma hakkını kullanmıştır. Bu haliyle yazı hukuka aykırı değildir. Bu bakımdan yerel mahkeme kararı doğru olduğundan çoğunluğun bozma gerekçelerine katılamıyorum.
Davaya konu yayında hukuka aykırılık olmayıp, yayın eleştiri niteliğindedir, davacının kişilik haklarına saldırı yoktur. Bu bakımdan; yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşündeyim.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy