(2004 S. K. m. 89) (1136 S. K. m. 164/son)
Dava: Davacı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili Avukat İsa Düzgün tarafından, davalı Rıza Sünger aleyhine 28.11.2002 gününde verilen dilekçe ile menfi tespit istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 1.5.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili Avukat İsa Düzgün tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1) Davacı, davalının dava dışı Keçiören Belediyesi'ndeki alacağından dolayı icra takibi yaptığını ve bu takip sırasında davacıya birinci haciz ihbarnamesi gönderildiğini, yanlışlıkla Keçiören Belediyesi'nin davacıdan alacaklı olduğunun bildirildiğini, oysa adı geçen belediyenin kendilerine olan borçları nedeni ile paranın mahsup edilmesi gerektiğini, bu nedenle borçlu olmadığının tespiti için dava açmak zorunda kaldıklarını ileri sürmüştür. Davalı ise, alacağın varlığı kabul edildikten sonra artık bu davanın açılamayacağından reddini savunmuştur.
Mahkemece davacı tarafından paranın zimmetinde olduğunu kabul ettikten sonra ikinci haciz ihbarnamesinin gönderilmesine gerek olmadığını, yedi gün içinde bu davanın açılmadığını, süre geçtikten sonra bu davanın açılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine ve %40 tazminatın davacıdan alınıp davalıya ödenmesine karar verilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir
Davalı, dava dışı Keçiören Belediyesi aleyhine icra takibi yaptığı sırada davacıya da İİK. nun 89/1 maddesi uyarınca birinci haciz ihbarnamesi gönderilmiştir. Birinci haciz ihbarnamesi davacıya 26.12.2001 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı aynı tarihli dilekçesi ile Keçiören Belediyesi'nin alacağı olmadığını, diğer birimler ile yazışmaların devam ettiğini, durumdan haberdar edileceğini bildirmiş, 28.2.2002 tarihli yazı ile de Keçiören Belediyesi'nin 1.065.872.000.000 lira alacağı bulunduğunu kabul etmiştir. Davalı da bu cevap üzerine ikinci haciz ihbarnamesi göndermemiştir. Davacı birinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği gibi, daha sonradan gönderdiği yazı ile de takip borçlusuna borçlu olduğunu kabul etmiştir.
Bu hali ile dava, İİK. nun 89. maddesine dayanılarak açılmış bir menfi tespit davası değildir. Mahkemede gerekçesinde böyle bir davanın açılamayacağını vurgulamıştır. Ancak bunlara rağmen davalı lehine %40 oranında tazminata hükmedilmesi doğru olmayıp bozma nedenidir.
2) Yargılama ve hüküm, ancak davanın tarafları hakkında verilebilir. Yargılama giderleri de hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgili bulunduğundan, hüküm ile birlikte karara bağlanması gerekir. (29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İBK.). Bu bağlamda, yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir ve vekâlet ücreti de yargılama giderlerindendir. (HUMK.m.417/1, m. 423/b.6).
Diğer yandan, 4667 sayılı Yasa m.77 hükmü ile değişik 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın m.164/son maddesindeki düzenlemede; dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağı belirtildiği gibi; bu hükme koşut bir düzenleme de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücreti biçiminde yer almıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Yasası ve gerekse de yasaya dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun, davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ilişkin hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin- ve bu bağlamda vekâlet ücretinin- davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası'ndaki, vekâlet ücreti avukata aittir biçimindeki düzenleme hükmü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez biçimindeki düzenleme ile de doğrulanmaktadır. Açıklanan nedenlerle, taraf sıfatı bulunmayan vekil yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
3) Mahkemece takdir edilen vekâlet ücretine, katma değer vergisi eklenerek hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde; bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Yasa hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir. denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez. hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. şeklindeki yasa maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle göz önünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarıda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı Yasa'nın 20/4. maddesinde, yukarıda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde öngörülen miktarın içinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, diğer bir ifade ile Katma Değer Vergisi'nin, tarifede belirlenen miktar içinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, yasa hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi'nin eklenmemesi gerektiği kabul edilmek gerekir.
Mahkemenin yukarıda yazılı olan bu yasal düzenlemeleri gözetmeden, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklemesi de bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (1, 2 ve 3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 28.04.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy