(818 S. K. m. 49, 386)
Dava: Davacı Mualla Akdoğan vekili Avukat Cengiz Göksel tarafından, davalı S. Gamze K. aleyhine 3.7.2001 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 22.4.2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA 7.7.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
Taraflar yakın arkadaştırlar. Yakınlıkları birbirlerinin evine gidip-gelmeler hatta geceleri aynı evde kalmak düzeyinde olacak şekilde yakındırlar. Bu yakınlık ve ilişkinin bir sonucu olarak, aralarında para alma da bulunmaktadır.
Somut olayda, yine davacı davalıdan bir para alma gereğini duymuş ve bunu davalıya iletmesi üzerine o andaki rahatsızlığı nedeniyle bankaya gidemeyeceğinden kredi kartını davacıya vermiştir. Kredi kartı ile birlikte bankaya giden davacıya ödeme yapılabilmesi için, banka yetkilerince davalı evinden aranmış ve onun talimatı ile para davacıya ödenmiştir. Dosyadaki kanıtlar itibariyle, banka yetkililerince, taraflar tanınmakta ve arkadaşlıkları bilinmektedir. Davacı, aldığı bu parayı, kısa süre içinde yine davalının bankadaki hesabına yatırmıştır. Para, 9.2.2001 gününde çekilmiş, 26.2.2001 tarihinde yatırılmış, ancak buna karşın, hesaptaki hareketleri tam olarak denetlenemeyen davalı, davacıya gönderdiği 13.6.2001 günlü ihtarname ile davacıyı ve kızını dolandırıcılıkla suçlamıştır.Dinlenen davacı tanıkları, davalının isteği ve bankaya telefonla verdiği talimat üzerine paranın davacının kızına ödendiğini, bu paranın daha sonra davacı tarafından bankaya yatırılmasına karşın davalının, davacıdan alacaklı olduğunu ve parayı ödemediğini uluorta konuştuğunu bildirmişlerdir.
Davalı, banka tarafından tanınmaktadır. Başkasına ait bir kredi kartı kullanılarak, para alınması son derece olanaklı bir olay değildir. Bir defa önce o kişinin kredi kartını elde edeceksiniz. Sonra şifresini bileceksiniz. Davalının sözünü ettiği kredi kartı kendisinde olup kaybedilmiş değildir. Kaldı ki para, bankaya gidilerek davalının talimatı ile çelişmiştir. Aksi halde bankaca bir ödeme yapılamazdı. Banka ile müşteri arasındaki ilişki vekalet ilişkisidir. Vekilin sözlü talimatla işlem yapmasında yasal bir engel yoktur. Sadece talimat yazılı olmadığı durumlarda bu yön ispat hukukunu ilgilendirir. Diğer bir anlatımla işin özünde yazılı olması zorunlu değildir. Somut olayda bu şekilde gelişmiştir. Kaldı ki, davalının davacıya ihtarname çektiği tarihte para davalının hesabına yatırılmıştır.Öte yandan, kredi kartını başkasına veren kişi, bu kartla yapılan harcamalara da katlanmak zorundadır. Taraflar arasında bir alacak-borç ilişkisi doğabilir. Ancak güvenerek kartını verdiği kişiyi dolandırıcılıkla suçlayamaz. Bu güven ilkesinin bir sonucu olup, aksi çelişkili bir davranış olup hukuka aykırı bir sonuç doğurur.Açıklanan nedenler ve dosyada ki kanıtlar, olayın gelişimi itibariyle davanın reddine ilişkin karara ve bu kararı onayan düşünceye katılamıyorum. Kararın bozulması gerektiği görüşündeyim.
KARŞI OY :
Gelişmeleri Sayın Başkan tarafından yazılan karşı oy yazısına gösterilen işte davalı, ihtar ve şikayet hakkını ölçüsüz biçimde kullandığı için kişilik haklarına saldırıda bulunmuştur. Uygun bir yaptırıma karar verilmesi gerekirken, davanın reddedilmiş olmasını doğru bulmadığımdan, onama kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy