(818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı M. T. vekili Avukat H. B. tarafından, davalı A. G. aleyhine 20.11.2001 gününde verilen dilekçe ile haksız eylemden doğan manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 19.3.2003 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 2.3.2004 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil M. T. ve vekili Avukat H. B. ile karşı taraftan davalı vekili Avukat M. E. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, davalının TBMM Genel Kurulunda yaptığı gündem dışı konuşması sırasında kişilik haklarına saldırı oluşturacak nitelikte suçlamalarda bulunduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece, davacı hakkında İçişleri Bakanlığınca düzenlenen bir rapor bulunduğu ve sözlerin eleştiri sınırları içinde olduğu belirtilerek dava reddedilmiştir.
Dava konusu konuşmasında davalı davacı için; sayın vali neden 6000 şoför esnafının feryadını dinlemiyor da şirketin üst düzey yöneticileriyle geçen Pazar günü Korhan Yaylasında çilingir sofrası kurup, barış şarkıları söyleyip eğleniyordu? Acaba, bahse konu olan büyük ranttan kimler, ne kadarını kapmıştır? Buradan, Sayın İçişleri Bakanıma sesleniyorum; Yanlışı kim yaparsa yapsın üzerine gidiniz şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
Dosyaya kanıt olarak sunulan İçişleri Bakanlığı teftiş raporu ve soruşturma izni verilen konular incelendiğinde, davacının bazı kişilerle işbirliği yaparak rant elde ettiğine dair bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Davacı hakkında idari soruşturma bulunması onun rant sağladığını doğrulamaz. Davalının sözleri bir bütün olarak ele alındığında davacının şirket yetkilileri ile işbirliği içinde haksız kazanç olayları ile ilişkili olduğu iması verilmek istendiği anlaşıldığından, mahkemece davalı eyleminin eleştiri sınırları dışında ve haksız eylem niteliğinde bulunduğunun kabulü ile uygun görülecek tazminat miktarına hükmetmek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın tümden reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı vekili için takdir olunan 375.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 02.03.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davaya konu edilen konuşmanın yapıldığı tarihte davacı Iğdır valisi, davalı da aynı ilin milletvekilidir. TBMM'de yapılan bir oturumda davalı, gündem dışı söz almış ve ilindeki sınır ticareti ile ilgili konuşma yapmıştır. Konuşması aşağıya aynen alınmıştır.
Bilindiği gibi, sınır ticareti, sınırda yer alan illerimizde yaşayan vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını, komşu ülkelerden, kısa sürede, bazı dış ticaret mevzuatına tabi olmadan, ucuza karşılamaları için başlatılmış özel bir uygulama şeklidir. Bu uygulama sonucunda, sınır illerimizin, ticari hayatının canlanmasına büyük etkisi olmuştur. Hatta, sınır illerindeki valilerimiz, birçok yatırımlarını, sınır ticaretinden elde ettikleri gelirlerle gerçekleştirmişlerdir: ama, ne yazık ki, 2000 yılındaki yeni uygulamayla, bu yatırımların da önü kesilmiştir.
Zaman zaman, bölgeye yaptığım ziyaretlerde, sınır illerinde gördüğüm manzara pek iç açıcı değildir. Başta, Ağrı İli Doğubeyazıt İlçesi Gürbulak Gümrük Kapısı olmak üzere, Esendere Sınır Kapısı, Nusaybin Sınır Kapısı, Habur Sınır Kapısında halkla yaptığımız görüşmelerde, hemen hemen her kesimin ortak noktası geçim sıkıntısıdır. Ticari hayat durmuş, halk, perişan, aç, sefil, yarınından umudunu kesmiş, kaderine terk edilmiş bir görünüm sergilemektedir. Vatandaş, iş istiyor, aş istiyor, sırtıma taş yükleyin de günlük ekmeğimi verin diyor.
Bölge halkının genel durumu böyleyken, burada, affınıza sığınarak bir konuya açıklık getirmek: istiyorum. 2000 yılında Ağrı Şeker Fabrikasının yapmış olduğu Nahcivan pancarının taşıma ihalesini alan, Iğdır MHP İl Başkanının kardeş ve amcalarının sahip olduğu Aras Şirketi, taşıma işini, kendilerine ait TIR'larla ve Iğdır'da sayılan 6 000'i bulan araçlarla yapmaya başlamıştır.
Şeker Şirketiyle yapmış olduğu sözleşme neticesinde taşıma işinde zarar edeceğini anlayınca, şirket, ekstra rant arayışına başlamıştır. Bu taşıma işi devam ederken, sürpriz bir şekilde, adı geçen şirkete 10 000 ton motorinin, Bakanlar Kurulu kararıyla Aras Şirketine çıktığı görüldü. Bu karara bölgedeki şoför esnafı tepki gösterdi. Aras Şirketi, bu 10 000 ton motorinin bir kısmını kendi araçlarıyla taşıdı. İlin valisi, halktan gelen tepkiler üzerine, mazotun, amacı dışında kullanıldığını bahane ederek, taşıma işini durdurmaya karar verdi. Ama ne yazık ki, Nahçıvan pancar taşıma işini bu yıl alamayan şirket, yirmi gün önce, 2000 yılında taşıyamadığı motorinin 4 200 tonunu taşımaya başlamıştır. Bundan dolayı bölge halkı ve 6 000 şoför esnafı faks ve telefonlarımı kilitler hale gelmiştir.
Esnaf şunu söylüyor: Sayın milletvekilim, bu 10 000 ton motorinin, adı geçen şirkete getirdiği veya getireceği rant 4-5 milyon dolardır. Esnaf bize soruyor: Hangi milletvekili, hangi bürokrat, hangi bakan bu konuyu takip etmiştir ki, Bakanlar Kurulunda bu 10.000 ton mazotun, adı geçen şirkete verilmesi olayını gerçekleştirmiştir? Ben de bu kürsüden soruyorum: Acaba, bu rant miktarı 4-5 milyon dolar iken, bunun TL karşılığı 6-7 trilyon lirayı bulan bu rantı ve bu vurgunu kimler başardı? Başta Başbakan Yardımcımız Sayın Devlet Bahçeli'ye Iğdır'da böyle bir aileye sağlanan bu ranta aracı olan yetkililerden hesap sormasını saygılarımla arz ediyorum.
Sayın Genel Başkanım, MHPnin toplumdaki imajını bu gibi olaylar bitiriyor. Bölgemizde partinize oy veren, umut bağlayan ve bu işten ekmeğini temin eden seçmeniniz, tabana yayılması gereken söz konusu rantın bir aileye gitmesinden son derece rahatsızdır. Bu tür olaylar bizim gibi siyasilere de olumsuz yansımaktadır. Halkın nazarında tüm siyasiler, rantçıların temsilcisi ve onların iş takipçisi durumuna düşürülmektedir. Ne yazık ki, kuruyla yaş beraber yanmaktadır.
Milletvekili denilince, hepimize aynı gözle bakılmaktadır.
Yine aynı şekilde, 2000 yılında taşıma işini üstlenen şirket yöneticilerine ters düşen bunu Iğdır halkının hepsi biliyor Sayın Vali neden, 6 000 şoför esnafının feryadını dinlemiyor da, şirketin üst düzey yöneticileriyle -geçen Pazar günü- Korhan Yaylasında Çilingir sofrası kurup,barış şarkıları söyleyip eğleniyordu? Acaba, bahse konu olan büyük ranttan kimler, ne kadarını kapmıştır?
Buradan, Sayın İçişleri Bakanıma sesleniyorum: Yanlışı kim yaparsa yapsın üzerine gidiniz, halkın yanında olunuz. Bizi buraya şirketler değil, halk göndermiştir.
Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik krizin, hemen hemen her kesimi etkilediği bir gerçektir ve herkes nasibini almış durumdadır. Bu durum da göz önüne alındığı, ülkemizin sınırı olan devletlerle sınır ticaretinin gelişmesi için azami gayretin sarf edilmesi gerekmektedir. Bugün, her ne kadar, Irak'la sınır ticaretimiz bazı sebeplerden dolayı durma noktasına gelmişse de, 50 000 şoför esnafı ve bölge halkı mağdur edilmiştir.
Bahse konu olan mağduriyetin önlenmesi için hemen, acil olarak yapılacak tek şey, başta, Suriye ve İran ile olan sınır kapılarımızdan, Doğubeyazıt ilçesine bağlı Gürbulak Sınır Kapımızı Mardin'e bağlı Nusaybin Sınır Kapımızı acilen sınır ticareti kapsamına alıp, bölge halkının içinde bulunduğu ekonomik bunalıma ve krize son verilmelidir. Bunun, bölge insanını açlığa, yoksulluğa, fakirliğe ve umutsuzluğa olan karamsarlığını ortadan kaldırmak, vatanını seven, devletine güven duyan, yarına umutla bakan, geleceği parlak gören, halkın maddi ve manevi yönden kurtulmasına en büyük etken olacağı kanısındayım. Sorumluluk duygusu içerisinde olan büyüklerimizin, bu işe, bir an önce el atıp, çözüme kavuşturacaklarına inanıyor, bu duygu ve düşüncelerle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Davalı, milletvekilidir. Anayasanın 83 maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelere, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanı'nın teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar hükmü yer almış bulunmaktadır.
Yukarıya alınan konuşma metni, Anayasanın bu maddesindeki düzenleme gözetilerek incelendiğinde, davalının sorumlu tutulup-tutulmamasının irdelenmesi gerekmektedir. Gerek teoride ve gerekse yargısal kararlarda, TBMM üyelerinin meclisteki konuşmalarından dolayı sorumlu tutulabilmesi için, konuşmanın, amacını aşması, suç teşkil edecek olguları içermesi, kısaca söz ve davranışların anılan 83. madde kapsamı dışına çıktığının açık biçimde belirlenmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sorumluluk için söz ve davranışın, yasama görevi ve bu bağlamda işlenen konu ile bağlantılı olmamalıdır. Bu içerikte olmayan konuşma, hukuka aykırılığı oluşturmaz. Aksi halde, milletvekilinin özgürce yasama görevini yerine getirmesi sınırlandırılmış olur. Milletvekilinin görevi salt yasa yapmak değildir. Toplumu yakından ilgilendiren konuları gündeme getirmek, yürütme erkinden bu konuda gerekenin yapılmasını istemek de görevlerindendir.
Somut olay, yukarıya alınan konuşma metninden açıkça anlaşılmaktadır. Konunun bölge çalışanları yönünden sorun yarattığı da anlaşılmaktadır. Davalı, sorunun çözümü ve çözüm biçimine ilişkin öneriler getirmiştir. Yürütmeden olaya el atılması istenmiştir. Bir özel şirketin aşırı kazanç istemi ile hareket ettiği, buna bölgedeki yöneticilerin bu bağlamda, ilin valisi olan davacının da alet olmaması gerektiğini, bunun içinde valinin adı geçen şirketle ilişkilerini daha sınırlı tutması gerekirken, adı geçen şirketin aşırı kazanç (ki bu rant olarak ifade edilmiştir) elde etmesine neden olabilecek davranışlardan kaçınması istenmiştir. Ancak valinin açıklanan biçimde değil, konuşmada yer aldığı üzere, şirket yetkilileri ile yaylada piknik yaptığı dile getirilmiştir. Olayın özelliği itibariyle, davacının bu davranışının uygun olmadığını belirtmiştir. Davalının konuşmasının bu sınırlar içinde kaldığı düşünülmelidir.
Kaldı ki, davacının bölgedeki çalışmaları ve davalı ile olan anlaşmazlıklarından dolayı, İçişleri Bakanlığınca hakkında soruşturma izni verilmiş, ancak bu izin sonradan Danıştay tarafından kaldırılmıştır. Şu durumda, verilen soruşturma izni de davacının eylemlerinin eleştirilecek içerikte bulunduğu sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca davalının davacı için iddia edilen biçimde hukuka aykırı bir davranışı da bulunmamaktadır. Tüm bu olgular gözetildiğinde yerel mahkemece verilen karar doğrudur. Bu nedenle bozma gerekçesine katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy