(2709 S. K. m. 28) (4721 S. K. m. 24) (5680 S. K. m. 1)
Dava: Davacı E.D. vekili Avukat F.K. tarafından, davalı S.G. aleyhine 25.10.2002 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 30.12.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı yayının, Basın Yasası'nın tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasa'nın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme Yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır işte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.'nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır.
Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır, o an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu 01.09.2002 tarihli yayında, davacının milletvekili seçimlerinde aday olabilmek için birden çok siyasi parti ile temasa geçmiş olması eleştiri konusu yapılmıştır. Davacı, yayında yapılan ilkesiz, fırıldak...... gibi nitelemeler ile kişilik haklarına zarar verildiği iddiası ile manevi tazminat istemiştir. Dava dosyasında bulunan bilgi ve taraf beyanları içeriklerinden, davacının yaklaşan milletvekilliği seçimleri öncesinde, ideoloji ve siyasi düşünce yapılan bakımından aralarında ciddi farklılıklar bulunan, birbirleriyle rakip durumunda olan birden fazla siyasi parti ile adaylık konusunda girişimlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu yazıda davacının bu tavrı eleştirilmiş ve belli bir ilke ya da düşünce doğrultusunda değil de sadece milletvekili olma amacıyla davranmasındaki yanlışlık anlatılmıştır. Bu yapılırken yakın siyasi geçmişte, kısa süre içinde birkaç kez parti değiştirmiş olması nedeniyle fırıldak tabiri ile anılan eski bir milletvekili ile benzerliğe işaret edilmiştir. Burada yapılan fırıldak nitelemesi, kısa süre içinde birkaç kez, siyasi düşünceleri farklı partiler ile yakınlaşma çabalarındaki yanlışlığa dikkat çekmeye yönelik olup, anlatılmak istenen amaca uygundur. Davacının konumu ve siyasi parti yetkilileri ile olan yakın ilişkileri, yaklaşan seçimlerde aday olma isteği gözetildiğinde 01.09.2002 tarihli yayın içeriği de bir bütün olarak siyasi eleştiri niteliğindedir. O halde söz konusu yayının da hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenlerle davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20.6.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Hükme esas alınan yayın eleştiri ağırlıklı olmakla beraber yayın yapılırken özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, bu suretle de davacının kişilik haklarına saldırı olduğu kanaatinde olmakla beraber, yayın bir bütün olarak nazara alındığında hükmedilen tazminat miktarı fazladır. Bu bakımdan daha ılımlı bir tazminata karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılamıyorum. 20.6.2005 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy