(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı İ. M. G. vekili Avukat Mehmet Ali Alan tarafından, davalılar M. E. Ç. vd. aleyhine 28.8.2002 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 16.3.2004 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 4.10.2005 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat M. Ali Alan ile karşı taraftan davalılar vekili Avukat Feyza Yüksel geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabul üne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basma sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçim inin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır.
Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında ... Oyna yavrum oyna! başlığı altında: İ. Melih aylardan beri hemen her gece ekranlara çıkıp kendini pazarlıyor, nutuklar atıyor, tabela partisinin başına geçip iktidar olacağından dem vuruyor. Bu arada fevkalade parlak projelerini de anlatıyor. Bunlar öyle değerli projeler ki, uygulandığı anda Türkiye köşeyi dönecek...Haziran ayında Ankara'nın göbeğinde belediyeye iş yapan bazı müteahhitler tarafından günde 5 milyona kiralanmış adamlarla miting yaptı, tabela partisine gireceğini açıkladı. Aradan 2 ay geçti, tık yok. Ekranlarda, halkın parasını batıran E. Ö. gibilerin yayın organlarında yer buluyor ve bütün Zihni Sinir projelerini doya doya anlatıyordu... ve Kaşar Ağası başlığı altında: ...Geçen yıl Ardahan'a gidip kaşar festivaline katılıyor. Açık artırmada 20 milyar'a kaşar ağası oluyor. Aradan aylar geçiyor, parayı ödemiyor. Hadise basına yansıyınca ödemek zorunda kalıyor. Yine geçen yıl, Lösemili Çocuklar Vakfı tarafından düzenlenen gecede açık artırmaya katılıyor ve eldeki tek tabloyu 10 milyara alıyor. Bu parayı düne kadar ödemiyor. Kaşar ağası İ. Melih, o küçücük kan kanserli çocukların bile parasının üzerine yatmaktan utanmıyor. Bu şahıs öyle biri ki, para tutkusu ve diğer marifetleri anlatmakla bitmez. Bir örnek daha vereyim. Kendisinden İ. Melih diye söz eden yazıların tamamını Bana İbne Melih diyorlar diye mahkemeye verip yüz milyarlarca liralık tazminat davaları açtı. Mahkemeler açtığı davaların tümünü reddetti ve bu kararlar Yargıtay tarafından onanıp kesinleşti. Sırf para kazanmak uğruna kendi ismini ibnelikle özdeşleştirmeyi içine sindirip bunu bile paraya çevirmeyi düşünen İ. Melih gibi ikinci bir adam, herhalde yeryüzüne bugüne kadar gelmedi. Tabela partisine başkan olma işi fos çıkınca, şimdi DYP, ANAP gibi partilerle görüşüp oralara geçme kulisleri yapıyor, bazı adamlarını onların listesinden Meclis'e sokmaya çalışıyor. 100 dev adam palavrası bitmiş, Zihni Sinir projeleri bir mizah şahaseri olarak toprağa gömülmüş... biçimindeki ifadeler ile yayın yapıldığı görülmektedir.
Yayın konusu ile kullanılan sözler arasında düşünsel bağlılık anlamında öz ve biçim dengesi korunmalıdır.
Yayın doğru olsa ve kamu yararı bulunsa bile, üslup uygun değilse aşağılayıcı, küçük düşürücü abartılı ise hukuka uygunluktan söz edilemez. Somut olayda, yukarıya alıntılanan sözler ile öz ve biçim dengesi bozulmuştur. Gerekli olmayan yakıştırmalar yapılmış ve amaç aşılmıştır. Şu durumda, yayın hukuka aykırıdır. Açıklanan nedenlerle, davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmelidir. Mahkemece istemin tümden reddi yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı yararına takdir olunan 400,00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04.10.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy