(818 S. K. m. 41) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Davacı Recep Tayyip Erdoğan vekili Avukat Fatih Şahin tarafından, davalı Ulusal Basın Gaz. Mat. ve Yay. AŞ vd. aleyhine 6.11.2003 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle 10.000.000.000 TL. manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 15.4.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı sonucu uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kabul edilmiş, kararı davalılar temyiz etmişlerdir.
Dava, haksız eyleme dayalı tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece davacı istemi gözetilerek bankalarca uygulanacak en yüksek işletme kredisi faizi üzerinden, yayın tarihinden itibaren faize hükmedilmiştir. Davanın taraflarının sıfatı ve davanın haksız eyleme dayalı olması gözetildiğinde yasal faize hükmetmek gerekirken, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizine hükmedilmesi doğru değilse de bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, kararın HUMK. nun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 nolu bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan ...Bankalarca uygulanacak en yüksek işletme kredisi faizi ile birlikte sözcük dizisinin çıkartılarak yerine yasal faizi ile birlikte sözcük dizisinin eklenmesine, davalıların diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1 nolu bentte gösterilen nedenlerle reddi ile kararın düzeltilmiş bu biçimi ile ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 07.04.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı iddiasından kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili dilekçesinde; 20.10.2003 tarihli Star Gazetesinde yer alan Tayyip başlıklı yazıda müvekkilinin kişilik haklarına saldırıldığını ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı vekili ise, dava konusu yazının basın özgürlüğü sınırları içinde kaleme alındığını, eleştiri niteliğinde bulunduğunu savunmuştur.
Dava konusu yazıda; Davacının başbakan olduktan sonra kendi düzenini kurmaya karar verdiği, Doğan Grubunu yanına alarak Türkiye'yi yönetmeye, kendisine en sert muhalefeti yapan Genç Parti nedeniyle Uzan Grubunu yok etmeye kalkıştığı, hukuka uymadığı, kişisel kinle devletin gücünü kullandığı konu edilmiştir. Ayrıca yazıda, Tayyip kelimesinin, temiz arı, ak, makbul, hoş anlamına karşıtı olan habis kelimesinin de; kötü, soysuz, pis, iğrenç anlamına geldiği açıklandıktan sonra, Tayyipin habis haline gelmemesi için, adil ve mert davranması gerektiği vurgulanmıştır.
Dava konusu yazıda, devlet yönetiminde tarafsız, adil ve hukuka uygun biçimde davranılması, aksinde yönetimin hukuka aykırılık oluşturacağı, yönetimin iyilikten kötülüğe dönüşeceği konusu ele alınmıştır. Yazı bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Gazeteci Lingens'in, Avusturya Şansölyesi Bruno Kreisky'ye yönelik eleştiri yazısında kullandığı en alçak oportünizm, ahlakdışı, haysiyetsiz gibi sözler nedeniyle para cezası ve yazıların toplatılması kararı verilmesi üzerine, yaptığı başvuruda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine oybirliği ile karar verdiği kararında;
Basın özgürlüğü, kamuoyuna siyasal liderlerin düşünceleri ve davranışlarını öğrenmek ve bunlar hakkında bir kanaat oluşturmak olanağı sağlar. Daha genel olarak siyasal tartışma özgürlüğü, demokratik toplum kavramının temelidir. Bu nedenle, bir siyasetçiye yöneltilen eleştirinin kabul edilebilir sınırları özel bir kişiye kıyasla daha geniştir. Siyasetçi kaçınılmaz bir şekilde ve bilerek, her söz ya da davranışında kendini basının ve kamuoyunun merceği altına yatırır. Bunun sonucu olarak daha geniş bir hoşgörüye sahip olması gerekir. Kuşkusuz ki, sözleşmenin 10/2 maddesi bütün bireylerin kişilik haklarını koruma olanağı sağlar. Bu koruma siyasetçileri de kapsar. Ancak, siyasetçilere sağlanan bu koruma siyasal konuların açık bir biçimde tartışılmasındaki çıkarla dengeli olmalıdır (Lingens/Avusturya, 8.7.1986 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı, Rıza Türmen, AİHM Kararlarında Basın Özgürlüğüne Dair İlkeler, Radikal Gazetesi 12-13.4.2005) biçiminde karar kurarken; en alçak oportünizm, ahlakdışı, haysiyetsiz gibi ifadeleri değer hükmü saymıştır.
Dava konusu edilen haber/yazıda, basın kamuoyunu aydınlatma ve bilgilendirme görevi yanında eleştiri haklarını da kullanmıştır.
Davacı, yıllarca politik yaşamda yer almış, Başbakanlık makamına ulaşmış ve topluma mal olmuş siyasal bir kişidir. Bu nedenle davacıya yönelik olarak yapılacak eleştirilerin sert ve ağır olması da kaçınılmazdır. Siyaset sahnesinin kişileri kendilerine imajları ve eylemleri nedeniyle yönelen alkışlar kadar bazen sert eleştirilere, işin gereği olarak katlanmak durumundadırlar.
Açıklanan nedenler ve olgular karşısında, dava konusu haber yazının eleştiri sınırları içinde kaldığı, hukuka aykırılık oluşturmadığı için davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırı oluşturmadığından, yerel mahkeme kararının davanın reddine karar verilmek üzere bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy