(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Davacı Safiye Selçuk vekili Avukat Özlem Tutkak tarafından, davalı Cemalettin Koç aleyhine 11.10.2002 tarihinde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 5.11.2003 tarihli kararın Yargıtayca tetkiki davalı vekili tarafından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla kanuna uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Öteki temyiz itirazlarına gelince; dava, haksız şikayet ve hakaret sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, dava kısmen kabul edilmiştir. Karar, davalı yanca temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde avukatlık görevini yapan davacının davalı tarafından haksız yere şikayet edildiğini ve ayrıca davalının ceza mahkemesindeki duruşmada davacının boşanma davasında yalancı tanık dinleterek mesleğini kötüye kullandığını, yuva yıkan bir avukat olduğunu belirterek hakaret ettiğini iddia etmiştir. Yerel mahkemece, her iki iddia yönünden manevi tazminata karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, sair bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında kanuni işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Yasanın 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, sair taraftan kişilik hakları da Anayasal ve kanuni güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu halde uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, bütün özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, sair bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi durumda bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği sair bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içerisinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi durumda şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda, davacı avukat olup dava dışı Menekşe Koç'un vekili olarak borçlu Suat Koç'un aleyhine icra takibi başlatmıştır. Takibin kesinleşmesi üzerine davacının katibi Neslihan Akça ve İcra memuru Fatma Şükran Demir hacze gitmişlerdir. Ancak haciz için gidilen yer borçlunun değil, babası olan davalının evidir ve kapı kapalı olduğundan haciz işlemi yapılmadan, icra için gelindiğini belirten ve davacının isim ve telefon numarasının yazıldığı bir not bırakılarak haciz mahallinden ayrılmışlardır. Daha sonra eve gelen davalı kapısına bırakılan notu ve kapısının zorlandığını, kapının ahşap kısmında tornavida izlerinin bulunduğunu görerek davacıyı, katibini ve icra memurunu görevi kötüye kullanmak suçundan şikayet etmiştir. Polis tarafından yapılan tespitte de kapının kilit aksamının sert bir cisimle zorlandığı, kapının ahşap kısmında tornavida izlerinin bulunduğu belirlenmiştir. Adalet Bakanlığınca davacı hakkında soruşturma izni verilmemiştir.
Olayın gerçekleşme biçimi ve yukarda açıklanan ilkeler birlikte değerlendirildiğinde şikayet için yeterli emarenin var olduğunun kabulü gerekir. Şu halde manevi tazminat miktarının yalnızca sabit olan hakaret eylemi dikkate alınarak belirlenmesi gerekir. Mahkemece bu yönün gözetilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 14.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy