(1086 S. K. m. 45) (4721 S. K. m. 24, 25)
Davacı A. M. B. vekili Avukat A. Ç. A. tarafından, davalı E. Ş. aleyhine 15.9.2003 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin reddine dair verilen 11.3.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacının temyiz itirazlarına gelince; davacı, davalı tarafından 16.09.2002 gününde Vatan gazetesinde ... sonra kolama ilaç karıştırıyor... A. H.danmış... ilaç sayesinde bana acayip hareketler yaptırıyor, kameraya çekiliyorum... sonra o kasetin üzerine dublaj yapılıyor... ve manken E. Ş.'in fuhuş pazarlığı diye bir şantaj kaseti hazırlanıyor... bunların şantaj çetesi olduğunu... benim sayemde A. H. ve onun gibilerin gerçek yüzünü Türkiye tanıdı... ben bana sunulan her şeyi reddettim, kendimi kurtardım, bu yüzden de örneğim... biçiminde yapılan açıklamaları ile kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu belirterek manevi tazminat istemin de bulunmuştur.
Davalı ise, dava dilekçesinde kişilik haklarına yönelik doğrudan doğruya herhangi bir saldırıdan söz edilmediğini, röportajlarda davacının adını söylemediği gibi davacıyı anımsatacak herhangi bir imada bulunulmadığını, davacının aktif husumet ehliyeti olmadığını, manevi tazminat davasını doğrudan doğruya zarar görenin açabileceğini, yansıma yolu ile tazminat istenemeyeceğini ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı, davacı ve arkadaşları hakkında çıkaramadı suç örgütü kurmak, bu örgüte üye olmak, tehdit suçlarından cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı, yapılan röportajda davalının bu dava ile ilgili beyanda bulunarak tehdit edildiğini, şantaj yapıldığını söylediği, davacının adının geçmediği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde davalı hakkında açık biçimde, kendisine karşı olan eylem nedeniyle ceza davası açıldığını belirtmemiş ise de, Bilim Araştırma Vakfı mensubu olduğunu, davalının da bu Vakıf mensuplarına karşı iftira suçunu işlediğini, bundan dolayı çeşitli savcılıklarca pek çok ceza davaları açıldığını ileri sürmüştür.
Gerçekten de, eldeki dava ve bunun benzerlerini oluşturan diğer dava dosyalarında, bazı davacılar tarafından yapılan şikayetler üzerine davalı hakkında iftira suçundan dolayı kamu davaları açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı da iddiasında, davalının bizzat kendisine karşı işlediği iftira suçundan değil adı geçen Vakıf mensuplarının hedef alınarak açıklamalarda bulunduğunu ileri sürmektedir. Davacı, kendisinin de Bilim Araştırma Vakfı mensubu olduğunu iddia ettiğine göre davalı hakkında açılmış bulunan ceza davalarının bu dava ile ilgisi ve bağlantısı bulunduğu kabul edilmelidir.
Şu durumda, ceza mahkemelerindeki davaların sonucu eldeki bu davayı etkileyecek nitelikte bulunduğu gözetilerek, o davaların sonucu beklendikten sonra ortaya çıkacak duruma göre karar vermek gerekir.
Yerel mahkemece açıklanan yönlerin gözetilmemiş olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, davalının temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 17.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy