(1086 S. K. m. 440/III-1)
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 16.03.2006 gün ve 2005/3384-2006/2765 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
HUMK'nun 5219 sayılı Yasa'nın 2. maddesi ile değişik 440/III-1 maddesi uyarınca davanın ya da mahkemece kabul edilmeyen bölümünün (6 milyar liradan) 6000 YTL'den az olması durumunda karar düzeltilmesi yoluna gidilemez. Somut olayda karar düzeltmeye konu
olan tutar, bu düzeye ulaşmadığından dilekçenin reddine 12.07.2006 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Hukuk Usulü Yargılama Yasası'nda, 5219 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik, 14.07.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anılan yasada görev, temyiz sınırı, karar düzeltme miktarı gibi parasal konularla ilgili olarak önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu bağlamda, HUMY'nın 438. maddesinde yer alan karar düzeltme sının, 6 (altı) milyar liraya yükselmiştir. Böylece miktar veya değeri altı milyar lirayı aşan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilen kararlar hakkında karar düzeltme yoluna gidilebilecek bu miktarın altında kalanlar için, bu yola başvurulamayacaktır.
Yasadaki bu değişikliğin, hangi davalara, daha doğru ifade ile davanın açıldığı tarihin mi, yerel mahkeme karar tarihinin mi yoksa Yargıtay Dairesine ait karar tarihinin mi esas alınacağı konusunda duraksama doğmuştur.
Yasanın yürürlük maddelerinde bu konuda açık bir düzenleme yer almamış bulunmaktadır. Genel kural, usul yasalarının geriye yürüyemeyeceğidir. Bunun temel nedeni, eski yasa zamanında usule ilişkin olarak yapılan işlemin, yeni yasanın yürürlüğe girmesi nedeniyle yenilenmemesindeki sakınca ile yeni yasanın eskisine göre daha iyiyi düzenleme altına almış olması varsayımıdır. Ancak belirtilen bu ilkelerden de anlaşılacağı üzere, tüm usul işlemlerinde bunu görmek olası değildir. Örneğin uyuşmazlığa konu edilen olayda, hiçbir bilimsel görüşte, geçmişteki eski kuralın değil, yeni düzenlemeye göre işin sonuçlanması gerektiği belirtilmemektedir. Hatta tüm yargılama hukukuna hakim olan önemli kural vardır. O da, her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre çözümleneceği ilkesidir. Tabi ki yanların yararına olan ilkeler yönünden.
Ayrıca, bu güne kadar yapılan düzenlemelerde, gerek kesinlik sınırı, gerek karar düzeltme ve duruşma sınırı konusunda davanın açıldığı tarih, diğer ifade ile, eski davalara uygulanmayacağı hükme bağlanmakta idi. Bu aslında bilineni tekrar etmekten başka bir anlama gelmiyordu. Ne var ki yasa koyucu, yapılan bu son değişiklikle, böyle bir düzenlemeyi yerleşmiş bir ilke olması itibariyle tekrar düzenleme altına almayı uygun görmemiş olabilir.
Öte yandan, yanlar arasındaki uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte, hak aramanın bir uzantısı olan yasal yollara sonradan çıkarılan bir yasa maddesi ile sınırlama getirmek, hukuken kabul edilmeyecektir. Kazanılmış hak ilkesine aykırı görülmektedir. Kaldı ki olayda yasanın getirdiği böyle bir düzenleme de bulunmamaktadır. Dairece varılan sonucun hiçbir yasal ve hukuki gerekçesi, hatta bilimsel dayanağı da yoktur. Varılan bu sonuçla, tarafların uyuşmazlığa düşmesi üzerine açılan dava tarihindeki yasal ve hukuksal hak arama yolları, dayanaksız biçimde elinden alınmaktadır. Nitekim yazılan kararlarda da uygun bir gerekçe gösterilememektedir.
Ayrıca karar düzeltme istemi, tarafın yerel mahkemece verilen kararın düzeltilmesine ilişkin olan ve temyizin bir devamıdır. Karar düzeltmeyi yerel mahkeme kararının dışında ve daire kararının düzeltilmesi olarak algılayamayız. Bazı olaylarda, ayrık bir durum görülmekte ise de, bu genel kuralı ve ilkeyi değiştirmez.
Bu bakımdan, çoğunluğun karar düzeltme talebinin miktar bakımından istenemeyeceği biçimindeki düşüncesine katılamamaktayım. Bu nedenle dilekçenin reddi biçiminde varılan sonuç doğru değildir. 12.07.2006 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy