(1086 S. K. m. 299) (2918 S. K. m. 3, 19)
Dava: Davacı Murat Erişen vekili Avukat İrfan Yılmaz tarafından, davalı Yılmaz Candan ve Mehmet Çabuk vd. aleyhine 09.06.2004 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.03.2007 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkindir. Mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir.
Davacı, trafik kazası nedeniyle uğradığı zararı karşı tarafın sürücüsü, sigortacısı ve kayden malik görünen Yılmaz Candan'dan istemiştir.
Davalı Yılmaz Candan, aracı 27.5.2001 tarihinde dava dışı Fatiha Bayram'a haricen sattığını dolayısıyla işleten olmadığını savunmuştur.
Mahkemece, aracın haricen Fatma Bayram'a satıldığı konusunda tanıklar da dinlenerek davalı Yılmaz'ın işleten olmadığı kabul edilerek, Yılmaz Candan hakkındaki dava husumet yönünden reddedilmiştir.
2918 sayılı Kanunun 3. ve 19. maddelerine göre trafik kaydı, işleteni kesin olarak gösteren bir karine değil ise de onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak trafik kaydına rağmen işleten sıfatının üçüncü kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir kanun hükmü yoktur. İşletenlik trafik kaydı adına olan kişiden mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süre ile kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişiye geçmiş olur. Bu bakımdan işletenliğin kayda rağmen başkasına geçmiş bulunduğu her zaman ispatlanabilir. Fakat bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarar uğrayanların haklarını ihlale uğratacak bir sonuç yaratmaması şarttır.
Öte yandan HUMK'nun 299. maddesindeki esaslar birbirleriyle hiç bağlantısı bulunmayan, birbirine karşı tam anlamıyla üçüncü kişi durumunda bulunan kişiler hakkında uygulama alanı bulamaz. Çünkü haksız eylemden zarar gören kişi, üzerinde işletenlik niteliği bulunmayan kişinin hukuki halefi değildir. Ancak özellikle trafik kazasına karışan araçların oluşturdukları zararların ödetilmesini imkansız kılmak için olaydan sonra muvazaalı olarak eski tarihle düzenlenen sözleşmelerden bu sözleşmelerde üçüncü kişi durumunda bulunan mağdurların zarara uğramasını önlemek amacıyla bu gibi belgelerin onlara karşı hüküm ifade edebilmesi için sözü edilen maddede öngörülen koşulların kıyasen aranması hakkaniyete uygun düşmektedir. Nitekim Yargıtay'ın uygulaması da bu doğrultudadır. Davaya konu olayda, aracını yasanın aradığı araç satış biçimine uygun düşmeyen şekilde haricen satan davalı Yılmaz Candan başka bir kişinin aracını kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiğini ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğunu geçerli delillerle ispatlamış değildir. Bu iddianın tanık sözleriyle doğrulanması yukarıda anılan ilkeler karşısında davacının hukukunu etkilemez. O halde davanın esastan incelenmesi gerekirken husumet yönünden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19.06.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy