4. Hukuk Dairesi 2007/14075 E., 2007/16451 K.
"İçtihat Metni"
Talepte bulunan D…
…. A.Ş vekili Avukat Pelil tarafından, 24/08/2007 gününde verilen dilekçe ile kredi işlemleriyle ilgili olarak açılan davalarda Yargı harcı alınmamasının istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin reddine dair verilen 27/08/2007 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi talepte bulunan vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava dilekçesinde, bankaların yaptıkları icra takipleri ile bu takiplere ilişkin davaların 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 123. maddesi kapsamında ve harçtan muaf olduğu belirtilerek; yapılacak takip ve açılacak davalardan harç alınmamasına karar verilmesi talep edilmiştir.
Mahkemece, 492 sayılı Yasa'nın 123. maddesindeki düzenlemenin kamu bankalarına ilişkin bulunduğu ve özel bankaları kapsamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesi mahkemenin değişik işler defterine kaydedilerek bu defter üzerinden karar verilmiştir. İstemin niteliği göz önünde tutulduğunda dava olarak kabul edilmesi ve esas defterine kaydedilerek karar verilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle, karara karşı temyiz yasa yolunun varlığı kabul edilerek işin esası incelenmek gerekmiştir.
Davacının talebi, harçtan muaf bulunulduğunun tespitine ilişkindir.Tespit davasının dinlenilebilmesi için, genel dava şartlarının yanında iki ek şartın da bulunması gerekir :
1-Tespit davasının konusu, yalnız hukuki ilişkiler olabilir.
2-Davacının, hukuki yararı bulunmalıdır.
Hukuki yararın varlığı, dava koşulu niteliğinde olup ; mahkemece, kendiliğinden göz önünde tutulur.
Dava, hakkın ihlali nedeniyle mahkemeden hukuki korunma istemidir.Dava hakkı da, hukuki yarar ile sınırlıdır.Davacı, ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek için mahkeme kararına muhtaç bulunmalıdır.Bu bağlamda, hukuki korunmada,(davada) zorunluluk olmalıdır.İdeal veya geleceğe dönük bir yarar yeterli değildir.Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur.Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, 'hemen' tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir.Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır :
1-Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (halihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı;
2-Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı ;
3-Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Somut olayda; davacının hukuki durumunun güncel bir tehlike altında olmadığı, buna bağlı olarak hukuki durumu konusunda bir tereddüt bulunmadığı ve tespitin de bu tehlikeyi ortadan kaldırmasının söz konusu olmadığı açıktır. Mahkemenin tespite ilişkin hükmünün, bu haliyle hiç bir hukuki değeri de yoktur.Mahkemece, dava koşulu niteliğindeki hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddi yerine ; yazılı şekilde karar verilmiş bulunması doğru görülmemiştir. Ancak, yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını da gerektirmediğinden; HUMK'nun 438. maddesi uyarınca kararın gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle gerekçesinin değiştirilmesine ve hükmün düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA 28/12/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.