(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Recep Tayyip Erdoğan vekili Avukat Fatih Şahin tarafından, davalı Cüneyt Arcayürek ve Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri AŞ. aleyhine 3/7/2007 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 12/3/2008 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, Kanal Türk Televizyon kanalında 10/6/2007 günü yayınlanan Politika Durağı isimli programda, konuk olarak katılan davalı Cüneyt Arcayürek tarafından kullanılan ifadeler ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu olayda; davalının yaptığı konuşma bir bütün olarak değerlendirildiğinde; ülke gündeminde uzun süre yer alan olaylar örneklerle açıklanmış ve davacının olaylar karşısında gösterdiği tavır, kullandığı ifadeler ve siyasi anlayışı eleştirilmiştir. Söz konusu eleştirilerin dile getirilişinde; gerekli, yararlı ve ilgili olmayan beyanlarda bulunulmuş olması nedeniyle basın ve ifade özgürlüğü kapsamında nitelendirilmesi mümkün değildir. Davacının onur ve saygınlığını hedef alan bazı ifadelerin eleştiri sınırlarının dışında olduğu anlaşılmaktadır. Davalının düşüncesini söz biçimine dönüştürürken kullandığı üslup, uygun ve nazik değildir. Şu durumda dava konusu beyanlar, salt toplumu bilgilendirme, aydınlatma ve davacının başında bulunduğu hükümetin icraatlarını eleştirme olarak kabul edilemez. Konu ile konunun açıklanma biçimi arasında bulunması gereken düşünsel bağlılık bozulmuştur. Bu da davacının kişilik değerlerine saldırı sonucunu doğurur ve tazminat sorumluluğunu gerektirir. Şu durumda mahkemece davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeler ile istemin tümden reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30.01.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy