(818 S. K. m. 47)
Dava: Davacı S. U. vekili tarafından, davalı E. D. ve İ. T. aleyhine 16.9.2005 gününde verilen dilekçeyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.3.2009 tarihli kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan E. D. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan raporla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2) Davalının diğer temyiz itirazına gelince:
Dava, 17 Kasım 1999 tarihinde meydana gelen depremde yıkılan evlerinin enkazı altında kalan anne ve babanın ölümü sebebiyle manevi tazminat ve veraseten yıkılan evin değerinin tazmini talebinden ibarettir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı E. D. tarafından temyiz edilmiştir.
a) 1999 depreminde davacının babasına ait ev yıkılmış, anne ve babası yıkılan evin enkazı altında kalması sonucu hayatını kaybetmiştir. Mahkeme müteveffaya ait evin tespit edilen bedel üzerinden hakkaniyet indirimi yapmış, sonuç miktarın davacıya verilmesine karar vermiştir.
Dosya kapsamına göre davacının, tek mirasçı olup olmadığı dolayısıyla evinin değerinin tamamını hak edip etmediği anlaşılamamıştır. Mahkemece bu hususun araştırılmadan evin tespit edilen bedelinin tamamının davacıya ödenmesine karar verilmesi doğru bulunmamış, temyiz edilen kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.
b) Davacının babasına ait olup davalı E. D.'in proje teknik uygulama sorumlusu olduğu binanın inşaasına 1978 tarihinde başlanmış, 1981 tarihinde iskana açılmıştır. Binanın depremden çok önceki bir tarihte inşaa edilmiş olması sebebiyle depremin malum olan şiddeti karşında ne kadar mukavemet gösterip ayakta kalacağı bilinmemektedir. Bir başka ifadeyle binanın, inşaa edildiği tarihlerdeki mevzuat hükümlerine tamamıyla uygun inşa edilmiş olsaydı bile sözü geçen depremde yıkılması muhtemeldir.
Borçlar Yasası'nın 47. maddesi gereğince yargıcın, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna dair bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1966 gün ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden yargıç, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir.
Dava konusu olayda, yukarda gösterilen ilke ve oluşa göre davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı fazladır. Bu durumda temyiz edilen kararın davacı lehine daha az miktarda manevi tazminata hükmedilmek üzere bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda (2 a ve b) numaralı bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının (1) numaralı bentte gösterilen sebeplerle reddine ve peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 3.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy