...
Davacı ... (... tarafından, davalılar ... vd. aleyhine 21/07/2010 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 21/04/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili ....tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA 27/09/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
....
Davacı vekili, 30/06/2010 tarihli .... ekinde yayınlanan “....” başlıklı yazıda, gerçeğe aykırı olarak davacının .... üyesiymiş gibi gösterilerek kişilik haklarına saldırıldığını iddia ederek manevi tazminat istemiştir.
Mahkemece, davacının kendisinin beyan etmediği veya resmi bir belge ile ispatlanmadığı halde, davacının ... olarak tanıtılmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesiyle dava kısmen kabul edilmiştir.
Davaya konu yayında “....” başlığı altında, davacının eski eşi ....’nun davacının .... olduğunu iddia ettiği ve davacının ... bilekliği taktığı belirtilmektedir.
.....
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dosyadaki kanıtlara göre, davacının eski eşi.... bir gazeteye verdiği röportajında, davacının ....astroloğla ahbap olduğunu ve onunla olup biteni paylaştığını belirttiği bu kişinin ... olarak ünlendiğinin gazetelerde yer aldığı ve davacının....bilekliği olarak bilinen bileklikten taktığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirtilen kanıtlar ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinden dava konusu yayının görünür gerçekliğe uygun olduğunun kabulü ile davanın tümden reddi gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun kararına katılmıyoruz.27/09/2012
Full & Egal Universal Law Academy