(818 S. K. m. 49) (2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava ve Karar: Davacı A. S. E. vekili Avukat R. B. tarafından, davalı Bugün Gazetesi Koza İpek Gaz. ve Yay. AŞ. adına H. A. İ. aleyhine 06.10.2010 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.10.2011 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı ve davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, davalı şirket tarafından çıkarılan Bugün Gazetesi'nin 8.10.2009 günlü sayısında yayınlanan Kendisini aklayan müfettişe kıyak başlıklı haberde kullanılan kelimelerin ve gerçekle ilgisi olmayan kurguların haber yapıldığını, kullanılan sözler itibariyle de yayının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek davalının manevi tazminatla sorumlu tutulmasını istemiştir.
Davalı, haberin basının haber verme hak ve yükümlülüğü gereğince, basın özgürlüğü ve hukuka uygunluk sınırları içinde olduğunu savunmuştur.
Yerel mahkemece, haberde yer verilen Kendini aklayan müfettişe kıyak, Bir garip yargı hikayesi, Kendisine aklayan müfettişe nasıl teşekkür ettiği, İmdadına E. yetişti gibi kelimelerin basın özgürlüğü ile veya halka haber verme hak ve yükümlüğü ile ilgili olmadığı, haber verilirken kullanılan kelimelerin davacının kişilik haklarını ihlal edici mahiyette olduğu gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu yazıda; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi olan davacı A. S. E.'un resmine de yer verilmek suretiyle Kendini Aklayan Müfettişe Kıyak başlığı ve Duyar Cinayetine Soruşturma başlığı, Ergenekon Savcılarını Görevden alacaktı altbaşlığı ile verilen haberde; HSYK Üyesi A. S. E.'un Sabancı Suikastı davasında kendisini aklayan başmüfettişe nasıl teşekkür ettiği ortaya çıktı. E., istifa eden müfettişi 5 yıl sonra yeniden göreve başlattı. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi A. S. E.'un Sabancı suikastı hükümlüsü Mustafa Duyar'ın öldürülmesiyle ilgili soruşturmada kendisini aklayan başmüfettişe diyet borcunu nasıl ödediği ortaya çıktı. E., 2003 de HSYK kararı ile Cumhuriyet Savcılığı'na atanan Adalet Başmüfettişi İ. T.'un meslekten istifa etmesine rağmen 5 yıl sonra HSYK üyesi üç arkadaşının desteğiyle tekrar göreve dönmesini sağladı. Üstelik aradan geçen 5 yılın özlük haklarını iade etmek koşuluyla. Olayın gelişimi ise bir dizi organizasyonla gerçekleşti. T., Adalet Bakanlığı'nın önerisi ve HSYK'nın 2003 deki kararnamesi ile Ankara Cumhuriyet Savcılığına atandı. Kararı tenzili rütbe sayarak emekliliğini isteyen T.'un talebi kabul edilerek yürürlüğe konuldu...T. atanma kararının iptali için yargıya başvurdu. HSYK kararları yargıya kapalı olmasına rağmen, yargıya giden T., Ankara 12.İdare Mahkemesi'nden istediği sonucu aldı ve bakanlık önerisinin iptali kararı çıktı....idare mahkemesi kararının ardından Adalet Bakanlığına başvurarak, eski görevine iade edilmesini talep etti ancak Bakanlık konuyu HSYK'ya havale etti. HSYK heyeti de 2007 yılında talep kurula yönelik olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına şeklinde oybirliği ile karar verdi. İmdadına E. yetişti. T., yakın dostu E.'un Mayıs 2008 de HSYK üyeliğine atanmasıyla yeniden harekete geçti. Başvurusunu yenileyen T. için karar HSYK dan 24/02/2009 da çıktı ve kendi isteği ile emekliye ayrılmış olan ve 63 yaşındaki İ. T.'un hakimlik savcılık mesleğine geri dönmesine 3'e karşı 4 oyla karar verildi.. .. ifadelerine yer verilmiştir.
Dava konusu olayda, dava dışı eski Başmüfettiş İ. T.'un, 2003 yılında Yaz Kararnamesi ile kendi istemi olmaksızın Adalet Bakanı'nın teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca Adalet Başmüfettişliği görevinden Ankara Cumhuriyet Savcılığı görevine naklen atandığı, bunun üzerine emekliliğini istediği ve başvurusunun 02.01.2004 tarihinde onaylanarak emekliye ayrıldığı, bu arada, Bakanlık teklifinin iptali için idari yargıda dava açtığı, yapılan yargılama sonucunda dava konusu teklif işleminin iptaline ve Bakanlık aleyhine manevi tazminata hükmedildiği, kararın Danıştay aşamasından geçerek kesinleştiği, bunun üzerine Adalet Bakanlığı'na başvurarak, eski görevine iade edilmesini talep ettiği, ancak Bakanlığın başvuruyu HSYK'ya havale ettiği ve HSYK'ca 12.07.2007 tarihinde talep kurula yönelik olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verildiği, davacının 07.07.2008 tarihinde HSYK ya yeniden başvuru yaptığı ve 24.02.2009da mesleğe geri dönmesine 3'e karşı 4 oyla karar verildiği, davacının da eski Başmüfettiş İ.T.'un Adalet Başmüfettişliğine başlatılması ve tüm mali haklarının faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğine ilişkin ek gerekçe yazdığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla yayın, görünür gerçeğe uygundur. Düşünsel bağlılık korunmuştur. Açıklanan nedenler karşısında, çatışan yararlar dengesinin davacı aleyhine bozulmadığı ve davalı yönünden de hukuka uygunluk nedeninin gerçekleştiği benimsenmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16.04.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy