MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/127 E., 2022/231 K.
İlk Derece Mahkemesi direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Genel Başkanı olan davalının 13.02.2018 tarihinde .... grup toplantısında sarf ettiği söz ve ifadelerle TC Cumhurbaşkanı olan müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, hakaret ve iftira niteliğinde olan ifadelerle müvekkilinin onur, şeref ve saygınlığının zedelendiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 500.000,00 TL manevi tazminatın 13.02.2018 gününden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu söz ve ifadelerin hakaret niteliğinde olmadığını, davacı tarafça müvekkilinin konuşmasının başkalaştırılmaya ve bütünlüğünden koparılarak hakaret kapsamlı gösterilmeye çalışıldığını, yargılama aşamasında yapılacak araştırma ile iddia konusu yapılan olguların doğruluğunun taraflarınca ispat edilebileceğini, müvekkili tarafından yapılan açıklamaların kamuoyunu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı ve güncel konulara ilişkin olduğunu, desteksiz ve eleştiri sınırlarını aşan ifadelerin kullanılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 13.11.2018 tarihli ve 2018/1 30... /605 sayılı kararıyla davalı tarafından 13.02.2018 tarihli grup toplantısında yapılan konuşmanın haksız fiil niteliğinde olduğu, bu haksız fiilden kaynaklı olarak davacının kişilik haklarına ağır saldırıda bulunulduğu, siyasetçi de olsa hiç kimsenin açıkça hakaret teşkil eden ifadelere katlanma yükümlülüğünün bulunmadığı, davacının sıradan bir siyasetçi olarak değerlendirilemeyeceği, kendisinin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanı olmasına dayalı olarak ayrı ve istisnai bir konumunun bulunduğu, hiçbir hukuk düzeninin ifade hürriyeti adı altında hakaret edilmeyi hoş göremeyeceği gerekçesi ile tarafların sosyal konumları, davalı tarafça işlenen eylemin ağırlığı da dikkate alınarak 130.000,00 TL manevi tazminatın 13.02.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 23.10.2020 tarihli 2019/1 48... /964 sayılı kararı ile olayın toplumda yarattığı etki, eylemin gerçekleşme şekli, meydana geldiği zaman, tarafların statüleri, söylenen sözlerin ağırlığı gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince hükmolunan manevi tazminat miktarının hukuka uygun olup taraf vekillerinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmediği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 26.01.2022 tarihli ve 2020/3738 Esas, 2022/974 Karar sayılı ilamıyla; davaya konu söz ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kamu yararı içeren siyasi açıklamalar olup baskın şekilde politik alanda kaldığı, demokratik toplumda müdahaleyi gerekli kılan bir halin söz konusu olmadığı; aksine demokratik toplumun korunması ve çoğulculuğun sağlanması için ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiği; Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre de ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı, davalının tazminat ile sorumlu tutulmasının yerinde görülmediği, davanın tümden reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hakimin reddi prosedürünün hukuka aykırı olarak uygulanmaksızın bu talebin geri çevrildiğini, adil yargılanma koşullarının oluşmadığını, delillerinin toplanmadığını, tanık dinletme isteği karşılanmadan, yemin deliline ilişkin prosedür uygulanmadan verilen kararın hukuka aykırı olduğunu; esas yönünden ise, müvekkilinin dava konusu konuşmasında hakaret kapsamında görülebilecek tek bir ifadesinin bulunmadığını, konuşmada geçen tüm iddiaların doğru olduğunu, değer yargısı niteliğinde olduğunu, müvekkilinin açıklamalarının kamuyu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı, güncel konulara ilişkin olduğunu, hayali, desteksiz ve eleştiri sınırlarını aşan ifadeler kullanılmadığını, kişilik hakkının ihlali boyutuna ulaşacak beyanlara yer verilmediğini, yapılan eleştirilerin görünür gerçeklik kapsamında kaldığını, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığını, direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; davalı ... .... Partisi Genel Başkanının 13.02.2018 tarihindeki parti grup toplantısında davacı Cumhurbaşkanı hakkında sarfettiği sözlerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına göre temyizen incelenen direnme kararındaki tespit ve değerlendirmelerin yerinde olduğunun, davalının iddialarının doğru olmadığı hususunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/200649 esas sayılı dosyasında yapılan soruşturmayla sabit olduğunun, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığının, takdir edilen manevi tazminat miktarının tarafların sıfatı, saldırının ağırlığı, olay tarihi ve olayın gelişimi birlikte gözetildiğinde uygun bulunduğunun anlaşılmasına göre karar usul ve kanuna uygun olup direnme kararına yönelik temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesi beşinci fıkrası gereğince ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
25.12.2025 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dairemizin 26.01.2022 tarih ve 2020/3738 E. - 2022/974 K. sayılı bozma kararının yerinde olduğunu düşündüğümden direnme kararının onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne iştirak edemiyorum.