MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/240 E., 2022/434 K.
İlk Derece Mahkemesi direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; .... Genel Başkanı olan davalının 05.12.2017 tarihinde .... Arena Spor Salonu'nda düzenlenen "5 Aralık Eşitlik ve Adalet Kadın Buluşması" toplantısında yapmış olduğu konuşmada sarf ettiği söz ve ifadeler nedeniyle müvekkillerinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını; hakaret ve iftira niteliğinde olan ifadelerle müvekkillerinin onur, şeref ve saygınlığının zedelendiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek müvekkili ... için 500.000,00 TL, diğer müvekkillerinin her biri yararına ayrı ayrı 250.000,00'er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 1.500.000,00 TL manevi tazminatın 05.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tazmini isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin konuşmasında hakaret kapsamında görülebilecek söz ve ifade bulunmadığını, kamu yararı ve ifade özgürlüğü çerçevesinde dile getirilen, haklı ve yerinde eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, dava konusu konuşmada isnat edilen olgu ve olayların Anayasa'nın 39 uncu maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasında kabul gören ispat hakkı kullanılarak ispatlanacağını, bu olguların ispatlanmasında kamu yararının bulunduğunu; konuşmanın tamamen kamuyu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, gerçeklere dayalı, güncel konulara ilişkin olduğunu, kişilik haklarına saldırı gerçekleşmediğini, davacı tarafça müvekkilinin konuşmasının başkalaştırılmaya ve bütünlüğünden koparılarak hakaret kapsamlı gösterilmeye çalışıldığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.05.2021 tarihli ve 2020/2 12... /382 sayılı kararıyla davalının iddialarının doğru olmadığı hususunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/200649 esas sayılı dosyasında yapılan soruşturmayla sabit olduğu, davacılar hakkındaki sözlerinin kişilik haklarına saldırı teşkil edecek nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı ... yararına 100.000,00 TL, ... yararına 17.000,00 TL, ... yararına 15.000,00 TL, ... yararına 10.000,00 TL manevi tazminatın 05.12.2017 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline; davacı ... hakkında açılan davanın ise konuşma metninde kendisi ile ilgili söylemler bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 28.09.2021 tarihli 2021/20 51... /1828 sayılı kararı ile dava konusu konuşmada davalı tarafından davacı ... dışındaki davacılara suç isnat edildiği, yürütülen ceza soruşturmasında atılı suçlamalar ile ilgili verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiği; olayın toplumda yarattığı etki, sarf edilen sözlerin ağırlığı değerlendirildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu gerekçesi ile tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 07.02.2022 tarihli ve 2021/24550 Esas, 2022/1706 Karar sayılı ilamıyla; davalı .............. genel başkanının muhalefet partisi başkanı sıfatıyla yapmış olduğu konuşmanın genelinde sert bir üslup seçtiği, yer yer davacıların kişilik haklarına saldırı içeren ifadeler de kullanmış olduğunun görüldüğü ancak müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken cezanın doğası ve şiddetinin de göz önünde bulundurulması gerektiği; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve mahkeme kararlarında kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılan manevi tazminat davalarının doğası gereği ceza davaları olmayıp hukuk davaları olduğu vurgulanmış olup somut dava bu ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde ve Dairemizde temyiz incelemesi yapılan dosyaların sayıları da gözönüne alındığında, davalının ödemeye mahkum edildiği tazminat miktarları bir miktar yüksek olduğundan, daha alt düzeyde tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın davalı yararına bozulmasına; davalı vekilinin diğer, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
B. Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; cevap dilekçesinde dayandıkları deliller toplanmadan karar verildiğini; esas yönünden ise, müvekkilinin dava konusu konuşmasında hakaret kapsamında görülebilecek bir ifade bulunmadığını, konuşmada geçen tüm iddiaların doğru olduğunu, değer yargısı niteliğinde olduğunu, müvekkilinin açıklamalarının kamuyu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı, güncel konulara ilişkin olduğunu; hayali, desteksiz ve eleştiri sınırlarını aşan ifadeler kullanılmadığını, kişilik hakkının ihlali boyutuna ulaşacak beyanlara yer verilmediğini, yapılan eleştirilerin görünür gerçeklik kapsamında kaldığını, davacıların kişilik haklarına saldırı oluşturmadığını, davanın tümden reddedilmesi gerektiğini, hükmedilen tazminatların fahiş olduğunu, direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; davalı Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının 05.12.2017 tarihinde Ankara Arena Spor Salonunda düzenlenen "5 ..... ..... ve .... Kadın Buluşması" toplantısında yapmış olduğu konuşmada sarf ettiği söz ve ifadelerin davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına göre temyizen incelenen direnme kararındaki tespit ve değerlendirmelerin yerinde olduğunun, davalının iddialarının doğru olmadığı hususunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/200649 Esas sayılı dosyasında yapılan soruşturmayla sabit olduğunun, takdir edilen manevi tazminat miktarlarının tarafların sıfatı, saldırının ağırlığı, olay tarihi ve olayın gelişimi birlikte gözetildiğinde uygun bulunduğunun anlaşılmasına göre karar usul ve kanuna uygun olup direnme kararına yönelik temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesi beşinci fıkrası gereğince ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
25.12.2025 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava konusu uyuşmazlık; davalının, davacı ve yakınları hakkında 05.12.2017 tarihli toplantıda sarfettiği sözlerin ifade özgürlüğü ya da kişilerin şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme haklarından hangisinin kapsamında kaldığına ilişkindir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); ........., B. No: 2014/12151, 4/6/2015; ......... B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); .. ..../...., B. No: 40660/08).
İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri ....., B. No: 7333/06, 24/4/2007).
Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; ....../Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; ... ....., B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği nazara alınmalıdır(AYM; ... (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018).
Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda konuşmanın yapıldığı dönemde hükümetin başı ve iktidar partisi lideri ... ile yakınları diğer yanda ise ana muhalefet görevinde bulunan partinin lideri olan davalı ... bulunmaktadır. Eleştirilerin hedefinde olan davacının hem toplumsal konumu hem de siyasetçi olması nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle dönemin ana muhalefet partisi genel başkanının ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir.
Olayımızda göz önünde tutulması gereken ikinci husus ise davalının konuşmalarında dile getirdiği iddiaların kamusal çıkarlarla ilgili olmasıdır. Toplumu yakından ilgilendiren konuşmaların çerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kaldığı açıktır.
Bu davada göz önünde bulundurulması gereken üçüncü husus da dava konusu sözlerin, maddi vakıaların açıklanması ile ilgili olduğu hususudur. Davaya konu konuşmada; davalının, davacı Cumhurbaşkanı ...’ın yakınlarının ..... Adası devletinde bulunan ...... Limited şirketine 20 11... yıllarında para transfer ettiklerini iddia ettiği, davalının iddiaları kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 2017/200649 Soruşturma numaralı dosyanın açıldığı, soruşturma dosyasında davacının yakınları olan ..., ..., .... ....., ... ve ...’ın şüpheliler arasında yer aldığı, yapılan soruşturma neticesinde şüpheliler hakkında mal varlığı değerlerini aklama ve vergi ziyaına sebebiyet vermek suçu bakımından kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiği, ancak davalının iddialarına dayanak olarak bir takım swift mesajları ve banka dekontlarını kamuoyu ile paylaştığı, bu belgelerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ceza soruşturması sırasında alınan MASAK raporunda belirtildiği üzere ... Limited şirketinin hesabından para gönderilirken kullanılan swift kayıtlarından oluştuğu, davacı tarafın bu belgelerin geçerliliğine ve Masak'tan gelen yazı içeriğinin doğruluğuna bir itirazı olmadığı, bu belgelere göre Man Adasında faaliyet gösteren ... Limited şirketinin Türkiye’deki banka hesabından, yine Türkiye'de faaliyet gösteren başka banka şubelerindeki hesaplara para gönderildiği anlaşılmaktadır. Şu halde takipsizlikle sonuçlanmış olsa da davalının bu konuyu gündeme getirip toplumsal bir tartışma başlatmasında yeterli olgusal dayanak bulunmaktadır. Kaldı ki, davalı, hususi olarak davacıların özel hayatını hedef almamış, konuşmasını esasen siyasi rakibinin söz ve davranışlarına yöneltmiştir.
Öte yandan, davalının konuşmasında geçen bir kısım sözler kaba, tahrik edici, suçlayıcı ve rahatsız edici olarak kabul edilse bile değer yargılarından oluşan bu ifadelerin polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üslubunun bir parçası olduğu kabul edilmelidir.
Tüm bu açıklamalar ışığında; dönemin ana muhalefet partisi lideri olan davalı tarafından yaşanan güncel olaylara ilişkin olarak açıklamalarda ve hükümet başkanı olan davacının söz ve davranışları ile hükümet politikalarına yönelik eleştirilerde bulunulduğu, davaya konu ifadelerin, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre; ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, somut olay bağlamında davalının ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği düşüncesinde olduğumdan istemin tümden reddi yerine kısmen kabulüne ilişkin mahkeme kararını onayan değerli çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyorum.