(765 S. K. m. 193, 572) (647 S. K. m. 4, 5, 6)
Dava: Konut dokunulmazlığını bozma ve saldırgan sarhoşluk suçlarından sanık Yavuz Ü. hakkında Türk Ceza Yasasının 193/2, 572/1, 647 sayılı kanunun 4-6. maddeleri uyarınca 1.800.000 lira ağır, 300.000 lira hafif para cezalarıyla hükümlülüğüne, cezalarının ertelenmesine ilişkin Kızılcahamam Asliye Ceza Mahkemesinden verilen Esas 1991-150/Karar 1991-211 sayılı ve 12.12.1991 tarihli hükmün temyiz yoluyla incelenmesi sanık Yavuz Ünsal tarafından istenilmiş ve temyiz edilmiş olduğundan; Yargıtay C. Başsavcılığının 28/9/1992 tarihli Onama isteyen tebliğnamesiyle 7/10/1992 tarihinde daireye gönderilen dava dosyası, başvurunun nitelik ve kapsamına göre görüşüldü.
Karar: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:
Sanığa yükletilen gece konut dokunulmazlığını bozma ve saldırgan sarhoşluk eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve yasada öngörülen suç tiplerine uyduğu,
Cezaların yasal bağlamda uygulandığı,
Sonuç: Anlaşıldığından sanık Yavuz Ünsal'ın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 09.10.1992 tarihinde saldırgan sarhoşlukla ilgili hükümde oybirliğiyle, konut dokunulmazlıyla ilgili hükümde oyçokluğu ile karar verildi. 22.10.1992
KARŞI OY
1. Türk Ceza Yasasının 193. maddesine göre hak sahiplerinin iradelerine karşın bir konuta ya da eklentisine (müştemilat) girmek yahut da rızayla girdikten sonra rızasız orada kalmak suçtur.
2. Türk yasa koyucusu bu cürmü, kişi özgürlüğüne karşı bir suç saymıştır. Aynı suçun 1810 Fransız Yasasınca (md. 184) kamu barışına (erincine); 1930 İtalyan Ceza Yasasının (md. 614) kişiye (konut dokunulmazlığına karşı) İsviçre Ceza Yasasınca (md. 186) özgürlüğe karşı suçlar arasında düzenlendiği görülmektedir.
Bu düzenlemenin bileşkesi alınınca, söz konusu suçla, bireyin özel (ailesel) yaşantı özgürlüğü ve erinci (barış, huzur içinde olmaklık) ile irade (rıza) özgürlüğü denilen varlık, değer ya da yararların korunduğu, suçun işlenmesiyle bunların ihlal edildiği açıktır.
3. Ancak, bu varlık, değer ya da yararlar, her zaman ve her yerde değil ancak konut ya da eklenti (müştemilat) sayılabilen yer koşulu ile sınırlı olarak korunmuşlardır. Bir başka deyişle, her özel (ailesel) yaşantı özgürlüğünün ve erincinin, her irade özgürlüğünün ihlali bu suçu doğurmaz. Suç ancak belli yerlerde işlendiğinde ve bu değerler çiğnendiğinde oluşacaktır.
4. Bu yüzden, her şeyden önce, böyle bir suçun söz konusu olabilmesi için, bir konut ya da eklenti bulunmalıdır ve bu husus saptanmalıdır. Demek ki, bu suçun varlığı için, hukuki ve mantıki olarak, ihlalden, yeni suç eyleminin işlenmesinden (icrasından) önce, konut ya da eklenti sayılabilecek bir yerin bulunması zorunludur. İster öğe, ister suçun klasik öğelerinden önce bulunması zorunlu önkoşul (presuppesto) denilsin, bu yer koşulu yoksa, anılan değerler şu ya da bu biçimde ihlal edilse bile, suç asla oluşmayacaktır. Görülüyor ki, bu değerlerin her ihlali, bir yeri, konut ya da eklentiye dönüştüremez. O yüzden, yer önkoşulu yerine, ihlal edilen değerden yola çıkan görüşler, çıkış ve varış noktalarını birbirlerine karıştırdıkları ve hukuk açısından değil, soruna ahlaki kaygıyla yaklaştıklarından yerinde değildirler.
5. Konut ya da eklenti ise, ondan yararlanmaya hakkı olanların açık ya da örtülü biçimde sergilenen iradeleriyle belirlenmiş yola açılan kapının üzerindeki zil, merdiven basamaklarına değin herkesin çıkabileceğine ilişkin hak sahiplerinin iradelerini açıkça yansıtan bir göstergedir ve bu merdivenler elbette bu suçla korunamazlar.
Bir yerin bu tanım içinde kalıp kalmadığını yargıç saptayacak ve nedenlerini gerekçede yansıtacaktır. Yargıtay bu kavram çerçevesinde, yalnızca gerekçeyi denetleyecektir. Yargıtayın, saymaca (kazuistik) yöntemle bütün apartman sahanlıkları, dış kapıyı yola bağlayan merdiven ve boşluklar vb. konut ya da eklenti sayılır diyerek a priori kurallar koyması, hem olanaksızdır hem de bu yolu reddeden yasanın amacıyla bağdaşmamaktadır.
Çünkü, bir yerin konut ya da eklenti olup olmadığını oralardan yararlanmaya hakkı olanların iradeleri belirler; erincin şu ya da bu biçimde bozulması yahut da kişilerin (faillerin kötü ve bayağı amaç, niyet ya da güdüleri (saik) değil. Zira yukarıda belirtildiği gibi, bu suçtaki yer koşulu failin iç dünyasıyla doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantısı olmayan eylem öncesi bir önkoşuldur. O yüzden, yararlanma hakkı olanlarca önceden konut ya da eklenti olarak özgülenmemiş bir yere kötü niyetle girme, orayı konut ya da eklentiye dönüştüremez. Sözgelimi, apartmandan yararlananlarca dış kapısı açılarak herkesin girip çıkmasına izin verilen bir sahanlık, ne denli kötü niyetle (sözgelimi dairelerden birinde oturan evli bir kadınla ilişki kurmak amacı gibi) girilirse girilsin, orayı eklentiye dönüştüremez. Buna karşılık, dairelerde oturanlarca ancak anahtarla açılabilen, dış kapısı başkalarına kapalı tutulan bir sahanlığa, şu ya da bu yolla dış kapı engelini aşarak giren kimse, ne denli iyi niyetli (örneğin, pazarlama için) olursa olsun, burası eklenti sayılacağından, suç (rızayı ihlal) oluşacaktır.
Demek oluyor ki, bir yeri failin kötü niyetine göre konut ya da eklenti sayan görüşler yerinde değildir.
6. Dahası, bu görüler varsayılan (mefruz, rızasızlık (dissenso presunto, dissentiment presume) kavramıyla suç güdüsünü (saikini) de birbirine karıştırmaktadırlar.
Bilindiği üzere, varsayılan rızasızlık, aslında konut ya da eklenti sayılan bir yere, oradan yararlanmaya hakkı olanakların ya da birinin rızasının olamayacağı hukuka aykırı bir davranışın sergilenmesinde söz konusu olur. Böyle bir davranış yoksa, yalnızca, düşünce söz konusu ise rızasızlık ortaya çıkmaz. Örneğin, konuta yararlananların rızası ile giren bir konuğun, o konuttaki evli kadınla ilişkiye girme niyeti eyleme dönüşmedikçe kocanın rızasızlığı varsayılamaz ve sanık böyle bir düşüncesi nedeniyle cezalandırılamaz. Ancak, kocanın rızasıyla girse bile, kadının rızasıyla böyle bir ilişkiyi kurduğu anda, evlilik hukukuna saldırıda bulunacağından ve buna da kocanın rızası söz konusu olamayacağından, varsayılan rızasızlık nedeniyle ihlal vardır ve suç işlenmiş olur. Tersi görüş, Ulpianus'tan beri bilinen ne denli kötü olursa olsun, niyet, düşünce cezalandırılmaz (cogitetionis poenam nemo patitur ve davranışsız suç olmaz (nullum orimensine actione) kurallarına ters düşecek, konuta rıza ile giren ve fakat kafasından kötü düşünceler geçiren herkesin cezalandırılması sonucunu doğuracaktır.
7. Bunlardan başka, konut dokunulmazlığını bozma suçu, genel kasıtla işlenebilen bir suçtur. Özel kast aranmaz. Yukarıdaki görüşler ve kabuller bu kurala da ters düşmektedir.
Özetle, suç öncesi var olan yer önkoşulunu (öğesini) suçun işlenmesiyle ortaya çıkan varsayılan rızasızlık kavramıyla karıştıran; konutu ve eklentiyi, suçun hukuki konusunun ihlalini ve de failin kötü niyetini gözeterek, sorunu hukuk alanından ahlak alanına kaydırmak suretiyle tanımlayan görüşler yerinde değildir.
Bu nedenle merdivenle yola bağlanan ve herkesin görebileceği dış kapının önündeki boşluğu eklenti sayarak suçun oluştuğunu benimseyen çoğunluk görüşüne karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy