(765 S. K. m. 480, 482, 285, 80)
Dava: Hakaret suçundan sanıklar Tülin, Hikmet, Necla, Ferize, Kadriye ile Nevistar'ın yapılan yargılamaları sonunda; beraatlerine ilişkin Karşıyaka Asliye Üçüncü Ceza Mahkemesi'nden verilen 1995/178 esas, 1995/184 karar sayılı ve 22.3.1995 tarihli hükmün temyiz yoluyla incelenmesi katılan S. Gülser vekili tarafından istenilmiş ve temyiz edilmiş olduğundan; Yargıtay C. Başsavcılığı'nın 28.9.1995 tarihli onama isteyen tebliğnamesiyle 3.10.1995 tarihinde Daireye gönderilen dava dosyası başvurunun nitelik ve kapsamına göre görüşüldü.
Karar: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak, iddianameye göre, aynı apartmanda oturan sanıklara yükletilen ortak eylemler, fuhuş yaptığı suçlamasıyla ve insan onurunu örseleyen benzeri davranışlarda bulunduğu iddiasıyla katılana hakaret, sövme ve/veya iftira etmekten ibarettir.
Katılan, böyle olaylar olmadığı halde, sanıkların kendisi hakkında C. Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak hakaret, sövme ve iftirada bulunduklarını; bu konularda tanıkları olduğunu ileri sürmüştür.
Sanıklar ise, dul olan katılanın; konut olarak kullandıkları apartmanda, dairesine birçok erkek kabul ettiğini, bunları kendilerine akrabaları olarak tanıttığını, ancak içkili eğlenceler nedeniyle fuhuş yapıldığına inandıklarını, apartmanda huzurun bu yüzden bozulduğunu, nitekim suç duyurusunda bulunduktan sonra bu davranışların sona erdiğini savunmuşlardır.
Sanıklar hakkında, kolluğa yapılan yakınma üzerine aynı mahkemeye ikinci bir dava (1994/837) açılmıştır.
Türk Anayasası'nın 36. maddesi uyarınca, herkes yasal araç ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ya da davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.
T.C. Yasasının 486. maddesi ise, anayasal düzeydeki bu hakkın ve ilkenin dava sırasında uygulanmasından ibarettir.
Yapılan suç duyurusunun içeriğinin yeniden değerlendirilerek, Türk yazılı hukukunda suç sayılan eylem (ler) yükleniyorsa, onun/onların iftira; suç oluşturmayan, ancak insan onurunu çiğneyen eylem/eylemler söz konusu ise, bu berikilerin hakaret ya da sövme olabileceğinin gözetilmesi zorunludur.
Eğer sanıklar, katılanın davranışlarından kuşkulanarak ve eylemlerinin suç ya da ahlaka aykırı ve insan onurunu örseleyici olduğuna inanarak, C. Başsavcılığı, kolluk gibi kovuşturma yapabilecek makamlara suç duyurusunda bulunmuşlar ve suçlamaları kuşkulandıkları çerçeve içinde kalmışsa, bu yöntem yasal araç ve yollardan yararlanma çerçevesine giren bir iddia, dolayısıyla hukuka uygun olup hakaret/sövme ya da iftira cürümlerinde hukuka aykırılık öğesi bulunmayacağından, davranışları suç oluşturmayacaktır.
Buna karşılık, katılanın bu tür davranışlar içinde bulunmadığı kanıtlandığı takdirde; Türk yazılı hukukunda suç oluşturan eylem (ler)in, suçsuzluk bilinerek, doğrudan kasıtla işlendikleri de belirlenirse, iftira; suç oluşturmayan ve fakat insan onurunu çiğneyen eylemler söz konusu olduğunda ise; bunların belli bir olay yükleme biçiminde olduklarında davranışların hakaret, değillerse sövme suçlarını oluşturacakları açıktır.
Kuşkusuz, suç duyurusunun yasal araç ve yollardan yararlanma çizgisini aşıp aşmadığını, hakarette/sövmede insan onurunun çiğnenip çiğnenmediğini nesnel; yine bu olgu ile iftirada doğrudan kasıt bulunup bulunmadığını öznel ölçütlere göre saptamak ve tümünü tutarlı biçimde gerekçelendirmek, duruşma yapan ilk mahkemenin görevidir.
Bu durumlar karşısında:
1) Sanıklar hakkında açılan davaların birleştirilmesi, katılanın ve sanıkların dışında kalan ve apartmanda oturan komşularla katılan vekilinin göstereceği tanıkların dinlenmeleri ve yukarıda açıklanan olgusal ve hukuksal verilerin ışığında hükümler kurulması;
2) Daha sonra açılan ve mahkemenin 1994/837 esasında kayıtlı davada, eylemlerle sanıkların aynı olup olmadıklarının araştırılması ve sonucuna göre:
a) Aynı oldukları saptandığı takdirde, kamu davalarının reddine ilişkin hükümler kurulması,
b) Eylemlerin ya da sanıkların bütünüyle ya da bir kesimiyle aynı olmadıkları saptandığı takdirde; bunlar hakkında da (1) sayılı bentteki verilerin ışığında hükümler kurulması, suçlar kanıtlandığı ve oluştuğu sonucuna ulaşılırsa, ayrı ayrı suçların, gerçek; ya da aynı suç kararıyla işleme öğesi bulunduğu ortaya çıkarsa, müteselsil suç olarak birleşeceklerinin düşünülmesi,
Gerekirken, eksik incelemeye ve yetersiz gerekçeye yaslanılması,
Sonuç: Yasaya aykırı ve katılan S. Gülser vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle hükümlerin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 19.10.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy