(765 S. K. m. 188, 191)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Karar: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1- a- Yargılama ve olayın kanıtlanmasına ilişkin gerekçe; sanığa yükletilen konut dokunulmazlığını bozma eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı; böylece olaylara ilişkin sorunlarda gerekçenin yeterli bulunduğu,
b- Hukuksal Tanı: Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve yasada öngörülen suç tipine uyduğu,
c- Yaptırım: Cezanın yasal bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sanık Muzaffer Misli'nin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2- Zorlama suçuyla ilgili kurulan hükme yönelik temyize gelince;
Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak; sanığın eşi olan mağdurenin aile konutuna dönmesi konusunda yaptığı silahlı tehdit eyleminin, Medeni Yasanın; eşlerin aynı konutta birlikte yaşama zorunluluğu, ortak hayatın sürmesi yüzünden sıhhati, şöhreti ciddi surette tehlikeye düştüğünde ayrı konut edinme ve boşanma ya da ayrılık davalarının açılmasından sonra ayrı yaşama hakkı ile terk eden eşin davetine ilişkin hükümleri karşısında isteğin sanık için bir hak olup olmadığı üzerinde durularak iradeyi zorlama öğesini oluşturmadığı tartışılmadan TCY.nın 191/2. madde-fıkrası yerine aynı Yasanın 188/3. madde-fıkrasının uygulanması,
Sonuç: Yasaya aykırı ve sanık Muzaffer Misli'nin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18.03.2002 tarihinde birinci bentten oybirliği, ikinci bentten oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Sanığın resmen 22 yıllık evli olduğu yakını her gece döverek hakaret etmesi sonucu yakınanın müşterek evlerini terk ederek çocuklarını da alarak babasının evine sığındığı, olay gecesi sanığın yakınan ve çocuklarının bulunduğu eve gelerek elindeki tabanca ile yakınanı döverek, eve dönmezsen seni öldürürüm diye tehdit ettiği yakınanın ve tanıkların beyanları ve doktor raporları ile anlaşılmıştır.
Yakınanın olay gecesi dövülmekten dolayı iş ve gücünden kalmayacak şekilde yaralandığı ve ruhsal açıdan psikiyatri konsültasyonun uygun bulunduğu 5.5.1999 tarihli doktor raporu ile belirlenmiştir.
Yakınanın evliliği süresince sürekli sanık tarafından dövülerek aşağılanması ve psikolojik durumunun bozulması, sıhhati için ciddi bir tehlike arz ettiğinden müşterek evini terk ederek babasının evine sığınması kendisi için bir haktır. Yakınan bu hakkı eski M.Y.nın 162/1 ve yeni M.Y. 197/1. maddelerinden kaynaklanmaktadır. Bu maddelerde genel olarak eşlerden biri ortak hayatı nedeniyle kişiliği, ekonomik güvenliği, aile huzurunu ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahip olduğunu öngörmüştür. Bu nedenle can güvenliği tehlikeye girmiş, ruhi durumu bozulmuş olan yakınanın sanık olan eşinden ayrı yaşama hakkı vardır. Yakınanı sanık ile birlikte yaşamağa zorlamak hukuken olanaksızdır.
Olay gecesi yakınanın sanık tarafından birlikte yaşadıkları müşterek eve gelmesi için zorlaması sanık için bir hak değildir. Bu durumda sanığın eylemi TCY.188/3.md. düzenlenen silahla zorlama suçunu oluşturacağından yerel mahkemenin mahkumiyet kararı Yasaya uygun bulunduğundan onanması gerektiği görüşü ile çoğunluğun bozma yönündeki kararına katılamıyorum.
KARŞI OY
Evlilik birliğinin temelinde eşlerin birlikte yaşamaları olgusu vardır. Nitekim, yeni Medeni Yasanın 185/3. madde ve fıkrasında bu bir yükümlülük olarak açıkça öngörülmüş olup bu anlamda eşlerin birlikte yaşamak zorunda oldukları ifade edilmiştir. Ancak, bu yükümlülük veya zorunluluk mutlak olmayıp belli şartlar altında eşlere bu birlikteliğe ara verme hakkı tanınmıştır. Suç tarihinde yürürlükte olan eski Medeni Yasanın 162/1. madde ve fıkrasında, eşlerden birinin müşterek hayatın devamından dolayı sağlığı, şöhreti (haysiyeti anlamında) veya işinin ilerlemesi ciddi şekilde tehlikeye düştüğü takdirde ayrı mesken edinebileceği kabul edilmiş, yeni Medeni Yasanın 197/1. madde ve fıkrasında da, eşlerden birinin, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahip olduğu, benzer şekilde tekrarlanmıştır. Birlikteliğe ara vermek için eşlerin hakimden izin almalarına gerek yoktur. Eski Yasanın 162. maddesinde belirlenen hallerde, mağdur olan eş konutu terk ederek mahkeme kararına gerek olmadan ortak hayata ara verebilmekteydi.
Dava konusu olaya gelince, 22 yıllık evli olan sanık ile eşi katılan Hikmet arasında öteden beri sürüp giden bir geçimsizlik olduğu, sanığın devamlı surette katılanı dövdüğü, aşağıladığı, baskı altında tuttuğu yolunda şikayet ve özellikle hazırlık soruşturmasında anlatımlar mevcuttur. Toplanan delillerden, bu süreğen geçimsizlik ortamından dolayı katılan Hikmet'in çocuklarını alarak eski Medeni Yasanın 162. maddesinde düzenlenen haktan yararlanarak kocası sanıkla birlikte yaşadığı evi terk edip babası Şevki Izar'ın evine sığındığı, bunun üzerine sanığın kayınpederinin evine gelerek karısı katılanı benzerinden ayırt edilemeyen taklit tabancayla başından yaraladığı ve müşterek eve dönmesi için, aynı cisimle öldüreceği tehdidiyle zorladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Yasanın öngördüğü bir haktan yararlanan katılanın haksız olduğundan söz edilemez. Bu şartlar altında sanığın eşini birlikte yaşamaya zorlaması hakkını kötüye kullanılması demektir ve hukuk düzeni tarafından himaye görmez.
Açıklanan sebeplerle, esas mahkemesinin fiili nitelendirmesi yasaya uygun olduğundan hükmün onanması görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy