(5271 S. K. m. 309)
Görevliyi yaralama suçundan 765 sayılı TCK. nun 456/4, 271/1-1, 81/2 maddeleri uyarınca 9 ay 10 gün hapis cezası ile hükümlendirmeye ilişkin kararın Adalet Bakanlığının 6.12.2005 gün ve 51575 sayılı kanun yararına bozma isteyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.12.20905 gün ve 212214 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüşüldü.
Mezkur tebliğnamede mahalle muhtarı olan ve olay anında kahvehane işleten müştekinin yanına gelen sanığın taksi durağında taksi yok, neden bakmıyorsun diyerek müştekiye karşı etkili eylemde bulunması şeklinde belirlenen eylemin, müştekinin 17.6.2003 tarihli celsede alınan beyanından da anlaşılacağı üzere muhtarlık görevinden dolayı meydana gelmediği gibi taksi durağında taksi bulundurulmasını sağlamak hususunun 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyeti Teşkiline Dair Kanun'un 3. maddesinde sayılan görevlerden olmadığı bu nedenle somut olayda 765 sayılı Kanun'un 271/1. maddesinin 1. cümle uygulanamayacağı dikkate alınmaksızın, 765 sayılı Kanunun 456/4.maddesi ile verilen temel cezanın anılan Kanun'un 271/1-1 maddesi uyarınca arttırılarak fazla ceza tayin olunmasında isabet görülmemiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 1 fıkrasında Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtay'ca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. Hükmü yer almaktadır. Belirtilen maddede düzenlenen olağanüstü yasa yoluna başvurunun ilk koşulu hakim veya mahkeme tarafından verilen karar veya hükmün kesinleşmiş olmasıdır. Henüz kesinleşmemiş karar veya hükümler için bu yasa yoluna başvurulamaz.
İncelenen dosyada, mahkemece, yokluğunda verilen mahkumiyet hükmünün sanığa tebliği için çıkarılan ilk bildirimin adresteki binanın yıkılması nedeniyle yerine getirilemediği belirtilip merciine iade edilmesine karşı aynı adreste ikince kez Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebliğ işleminin gerçekleştirildiği görülmektedir. Yasa yoluna başvuru hakkının kullanılabilmesi açısından anılan tebliğin yasa ve yönteme uygun olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Konuya ilişkin Tebligat Kanunun 35/2.maddesinde Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır. denilmektedir.
Yıkılan evin kapısına evrakın yapıştırılması düşünülemeyeceğinden, sanığa Tebligat Kanunun 35.maddesine göre yapılan tebligatın hukuken geçersiz olduğunda kuşku yoktur.
Sanığın, mahkemece verilen cezaya itirazını içeren dilekçesini 10.10.2005 tarihinde bulunduğu Kapalı Cezaevi Müdürlüğünce verdiği ve asliye ceza mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün ağır ceza mahkemesince denetlenip lehine yasa maddelerinin uygulanmasını istediği anlaşılmaktadır. Bu başvurunun kararının öğrenilmesi üzerine yapılmış geçerli bir yasa yolu başvurusu olarak kabulü sayılı 5271 sayılı CYY. nın 264.maddesinin 1. fıkrasında Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz. 2. fıkrasında Bu halde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal görevli ve yetkili olan mercie gönderir. Hükümlerine yer verilmiştir. Sanığın 10.10.2005 tarihli dilekçesinin, yasa yolunun hem mercii hem de türündeki yanılgıları içerdiği, itirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesince de saptanmasına karşın yasal gereği yerine getirilmeyip Cumhuriyet Başsavcılığınca koşulları bulunmayan olağanüstü yasa yoluna başvurulmasının istendiği görülmüştür. Belirtilen bu açıklamalara göre Asliye Ceza Mahkemesince verilen 3.6.2005 tarihli hükmün kesinleşmediği ve sanığın 10.10.2005 tarihli dilekçesinin, hukuken geçerli, temyiz yasa yoluna başvuru olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarihli kararı da ulaşılan bu sonucu doğrular niteliktedir.
Yargıtay C.Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görülmediğinden,
1- Adalet Bakanının kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE,
2- 10.10.2005 tarihli sanık dilekçesi gereğince Asliye Ceza Mahkemesinin 3.6.2005 gün ve 2005/41-125 sayılı hükmünün temyizen incelenmesi için dosyanın tebliğname düzenlendikten sonra Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 03.05.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy