(5271 S. K. m. 74, 79, 98, 100, 101, 127, 146, 161, 250, 251) (1412 S. K. m. 154)
Tehdit ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından şüpheli
. hakkında zorla getirme kararı verilmesine yönelik Adana Cumhuriyet Başsavcılığı talebinin reddine dair, Adana 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 5.6.2006 tarihli kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 6.6.2006 tarihli karar aleyhine Adalet Bakanlığının 18.7.2006 gün ve 33306 sayılı kanun yararına bozma isteğini içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.9.2006 gün ve 177515 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüldü:
Tebliğnamede 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, soruşturma işlemlerinin yapılmasından Cumhuriyet Savcısı sorumlu olmakla birlikte, Cumhuriyet savcısının soruşturma sırasında ne şekilde hareket etmesi gerektiğini belirten kuralların anılan Kanun'un birinci kitabında düzenlendiği, bu düzenlemelerden bazılarına göre gözlem altına alma için 74, moleküler genetik inceleme için 79, yaralama emri için 98, el koyma için 127. maddesi hükümleri gereğince hakim kararı arandığı nazara alındığında, hürriyeti kısıtlama sonucunu doğurabilecek zorla getirme emri için hakim kararı gerekmesinin tabii olduğu, dolayısıyla ifadelerine başvurulmak üzere çağrı gönderilen şüphelilerin gelmemesi üzerine zorla getirilmeleri için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 146. maddesi gereğince mahkemece zorla getirme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir denilmektedir.
Zorla getirme, ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında yapılacak yargısal işlemlerin, yerine getirilebilmesi amacıyla yapılan çağrıya uymayan, şüpheli sanık ve tanıkların gerektiğinde zor kullanılarak, yetkili adli makamların önüne çıkarılmasını sağlayan bir tedbirdir. Anılan işlem, kısa süreli de olsa kişilerin özgürlüğünü sınırlayıcı nitelik taşıdığından, hakim kararının gerekliliği sonucuna ulaşmak isabetli bir değerlendirme olacaktır. 5271 sayılı CMK. nun 146/1 maddesinde, zorla getirme kararı verilmesi nedenleri yönünden tutuklama ve yakalama emri hükümlerine, gönderme yapılmıştır. Aynı yasanın 98. ve 100. maddelerinde belirtilen nedenlerin varlığının saptanması durumunda tutuklama kararı verebilecek ya da yakalama emri düzenleyecek merciin sulh ceza hakimi olduğu, anılan Yasanın 98/1. ve 101/1. maddelerinde açıkça belirtilmiştir. Zorla getirme kararının da nedenleri yönünden gönderme yapılan işlemleri gerçekleştirecek sulh ceza hakimi tarafından verilmesi, benzer ceza yargılaması işlemleri arasında uygulama birliği sağlayacaktır. 5271 sayılı CMK. nun 98/1. maddesinde Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılmayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir... hükmü yer almaktadır. Aynı Yasanın 146. maddesindeki zorla getirme kararı da anılan Yasanın 98/1. maddesinde yer alan yakalama emri düzenlenmesi işlemi ile aynı niteliktedir. Bu işlemlerden birisini yapmak açısından sulh ceza hakimi açıkça yetkili kılınmışken diğeri yönünden açık hüküm bulunmadığı gerekçesiyle farklı bir merciin yetkili olduğunu kabul etmek kişilerin özgürlüklerinin anayasal güvence altında olması ilkesine de ters düşecektir. Zira T.C.Anayasasının 19. maddesinde Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. denildikten sonra aynı maddede şekil ve şartları kanunda gösterilen bazı hallerde kişinin hürriyetinden yoksun bırakılabileceği belirtilmiş ve anılan maddenin başka bir fıkrasında yer alan Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. hükmüyle de kişi özgürlüğü, anayasal ve yargısal güvenceye kavuşturulmuştur.
Konu eski ve yeni CMK. larındaki düzenlemeler açısından irdelendiğinde de aynı sonuca ulaşmak olanaklıdır. 1412 sayılı CMK. nun 154/4. maddesi, Cumhuriyet Savcısına olayın sanık ve tanıklarının yapılan işleme ait evrakla birlikte hazır edilmeleri konusunda zabıta kuvvetlerine talimat verme yetkisi tanımışken, 5271 sayılı CMK. nun Cumhuriyet Savcısının görev ve yetkilerini düzenleyen 161. maddesinde bu tür bir yetkiden bahsedilmemiştir. Kanunda açıkça düzenlenmeyen bir yetkinin kullanılmayacağında kuşku yoktur. Yasa koyucu, Cumhuriyet Savcısına genel olarak vermediği bu yetki açısından istisna oluşturan bir düzenlemeye 5271 sayılı Yasanın 251. maddesinde yer vermiştir. Anılan maddenin 6. fıkrasında 250 nci madde kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda kolluk, soruşturma ve kovuşturma sebebiyle şüpheli veya sanığı, tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı Ağır Ceza Mahkemesi veya Başkanın, Cumhuriyet Savcısının, mahkeme naibinin veya istinabe olunan hakimin emirleriyle belirtilen gün ve saat ve yerde hazır bulundurmaya mecburdur. denilmektedir. Bu yasal hüküm de kanunda açıkça öngörülmeyen bir yetkinin Cumhuriyet Savcısınca kullanılmayacağı yolundaki görüşü destekler niteliktedir. Bu durumda, çağrıya uymayan şüphelinin, ifadesinin alınabilmesi için Cumhuriyet Savcısının, 5271 sayılı Yasanın 162.maddesi gereğince Sulh Ceza Hakiminden aynı Yasanın 146. maddesinde belirtilen zorla getirme kararı verilmesini veya anılan Yasanın 98/1 maddesine uygun olarak Sulh Ceza Hakiminin yakalama emri düzenlemesini istemesi yasal bir uygulama olacaktır. İncelenen dosyada, 5271 sayılı Yasanın 250. maddesinde sayılan suçlardan birisini işlemeyen şüphelinin çağrıya karşın Cumhuriyet Savcılığına gelip ifade vermediği ve bu nedenle Sulh Ceza Hakiminden zorla getirme kararı istendiği görülmektedir. Yasaya uygun isteğin, Sulh Ceza Hakimince Cumhuriyet Savcısının bu konuda yetkisi bulunduğundan bahisle reddedilmesi hukuka aykırıdır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlenen tebliğnamedeki düşünce, yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görüldüğünden, Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 6.6.2006 tarih ve 2006/150 D. İş sayılı kararının 5271 sayılı CMK. nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA sonraki işlemlerin yerinde tamamlanmasına, 11.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy