(5271 S. K. m. 172, 309) (5237 S. K. m. 32, 57, 125, 267)
Dava: Hakaret ve iftira suçlarından şüpheli hakkında yapılan soruşturma sonucunda
Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13.02.2006 tarihli ve 2005/9888 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararı sonucunda aynı C. Başsavcılığının istemi üzerine şüphelinin 5237 sayılı TCY'nın 57. maddesi gereği güvenlik tedbiri altına alınmasına ilişkin Üsküdar 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 16.2.2006 tarihli ve 2006/262 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin merci
2. Asliye Ceza Mahkemesinin, itirazın reddine dair 05.06.2006 tarihli ve 2006 - 142 müteferrik sayılı kararının Adalet Bakanlığının 14.9.2007 gün ve 46203 sayılı yazısı ile yasa yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.10. 2007 gün ve 193607 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede özetle;
Dosya kapsamına göre, şüphelinin 01.11.2004 tarihi ve sonrasında müşteki Ü. S. hakkında iftira ve hakaretlerde bulunması sebebiyle hakkındaki soruşturmanın Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 06.05.2005 tarihli ve 1505 sayılı raporunda istinaden cezai ehliyetinin olmadığından bahisle takipsizlik kararıyla sonuçlandırıldığı görülmüş ise de, müştekinin şüpheliden şikayetçi olduğu suçun 02.05.2005 tarihine kadar devam ettiği, bahsi geçen raporun ise 05.01.2005 ile 09.01.2005 tarihlerinde işlenmiş olan suçlara ilişkin olduğu, şüpheli hakkında güvenlik tedbirine hükmedilebilmesi için öncelikle sonradan işlenen suçun subutu ile suç tarihi itibari ile şüphelinin herhangi bir akıl hastalığına duçar olup olmadığı hususlarını tesbiti gerektiği gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir
denilmektedir.
Gereği görüşüldü:
Karar: İncelenen dosyada, şüpheli hakkında yakınanın dilekçesi üzerine, hakaret ve iftira suçlarından başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında başka bir soruşturma sırasında alınan Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinin 6.5.2005 tarihli raporuna dayanılarak cezai ehliyetinin olmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, aynı C.Başsavcılığının 16.2.2006 tarihli yazısı ile şüpheli hakkında güvenlik tedbiri uygulanılmasının talep edilmesi üzerine, ... 2. Sulh Ceza Mahkemesince TCY'nın 57. maddesi uyarınca şüphelinin koruma ve tedavi amaçlı olarak, toplum açısından tehlikeliliği ortadan kalkıncaya veya önemli ölçüde azalıncaya kadar güvenlik tedbiri altına alınmasına karar verildiği, bu karara karşı şüphelinin itirazını inceleyen merci ... 2. Asliye Ceza Mahkemesince ise, kararda kanuna aykırı bir husus bulunmadığı gerekçesiyle itirazın reddedildiği anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCY'nın 32/1. maddesinde, akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. denilmektedir. Bu yasal düzenlemeden, 32/1. madde kapsamındaki kişiler hakkında kamu davasının açılacağı, suçun sabit görülmesi durumunda ceza verilmeyeceği, ancak güvenlik tedbirine hükmolunacağı anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CYY'nın 172. maddesinde kovuşturmaya yer olmadığı kararının verilebilmesi iki halde olanaklı görülmüştür. Bunlardan ilki, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delillerin elde edilememesi, ikincisi de kovuşturma olanağının bulunmamasıdır. Suçla ilgili yeterli şüphe nedenleri bulunmasına karşın, kovuşturma yapılmasının izne tabi olması ve yetkili merciince izin verilmemesi gibi kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmelidir. Buna karşın, akıl hastalığı nedeniyle şüphelinin TCY'nın 32/1. maddeden yararlanması gerektiğinin tıbben saptanması durumunda, şüpheli hakkında güvenlik tedbiri uygulanması bakımından yükletilen suçu işlemiş olduğunun yargılama sonucunda sabit görülmesi zorunlu bulunduğundan, kovuşturmama kararı verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Ayrıca, kovuşturmama kararına dayanak oluşturan Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi kararının başka bir suç soruşturması sırasında alınması nedeniyle, suç tipi ve tarihleri farklı olan bu suçlar bakımından karara esas oluşturmayacağı da gözetilmelidir.
Açıklanan yasal düzenleme karşısında; itirazı inceleyen merciin, incelenen kararda şüpheliye yükletilen suçlara ilişkin olarak alınmayan Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılması ve kamu davası açıldıktan sonra suçun sübuta erdiğinin saptanması durumunda yetkili ve görevli mahkemece güvenlik tedbirine karar verilmesi gereğinin gözetilmemesi ve tedbir uygulanması isteminin de sulh ceza mahkemesince kabul edilmemesi gerektiği düşünceleriyle itirazı kabul etmesi gerekirken reddetmiş olması hukuka aykırı görüldüğünden,
Sonuç: 5271 sayılı CYY'nın 309. maddesi uyarınca
2. Asliye Ceza Mahkemesinin, itirazın reddine dair 5.6.2006 tarihli ve 2006 - 142 müteferrik sayılı kararının yasa yararına bozulmasına, bozma kararı doğrultusunda yeniden karar verilmek üzere gerekli işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, 21.05.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy