(1136 S. K. m. 34, 163, 164) (5237 S. K. m. 7, 257) (5252 S. K. m. 9) (765 S. K. m. 230) (1086 S. K. m. 67)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Karar: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
İncelenen dosyada; iddianameyle avukat olan sanığın; katılanın vekaletini üstlenerek Erzurum Asliye Ceza Mahkemesinin 2000/107 esas sayılı dosyasına ilişkin duruşmaya katılıp, davaya karşı cevap vermek üzere süre istediği halde cevap dilekçesi vermeyip, kimi duruşmalara mazeretsiz olarak katılmayıp, kararı da temyiz etmeyerek vekalet görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davasının açıldığı, sanığın aşamalarda, katılanın ısrarı üzerine davanın bir duruşmasına girdiğini, ancak anlaşamadıkları ve vekalet vermediği için davayı takip etmediğini, bu nedenle vekaletinin kabulüne de karar verilmediğini, vekil olmadığı halde kararın kendisine hataen tebliğ edildiğini savunduğu, buna karşın katılanın yakınmaya ilişkin dilekçesi ve sonraki anlatımlarında; sanığın daha önce kendisine ait başka bir davayı takip ettiğini, bu nedenle vekaletname düzenleyip vermiş olduğunu, bu davayla ilgili olarak da aralarında anlaşmaları sonucunda ücretini de ödediğini, buna karşın sanığın bazı duruşmalara katılmadığı gibi, aleyhine sonuçlanan kararı temyiz amacıyla ayrıca 100 YTL ücret ve 30 YTL masrafı da vermesine karşın, temyiz etmemesi nedeniyle hükmün kesinleştiğini ileri sürdüğü, Mahkemenin ise; taraflar arasında yazılı vekalet sözleşmesinin bulunmadığı ve vekaletname sunulmaması nedeniyle sanığın katılanla birlikte bir duruşmaya katılmasının, vekil olarak kabul edilmesi için yeterli bulunmayacağı ve vekalet görevi bulunmadığına göre bu görevi kötüye kullandığının ileri sürülemeyeceği gerekçeleriyle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Dosyada bulunan, C. Savcılığının 23.2.2005 tarihli dosya inceleme tutanağında; katılanın davalısı olduğu Erzurum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.2.2000 günlü oturumuna davalı ile birlikte vekili sıfatıyla sanığın da katıldığı ve cevap dilekçesi vermek üzere istediği sürenin verildiği, karar oturumuna kadar yapılan altı oturumdan üçüne katılan sanığın bir oturum için mazeret dilekçesi verdiği, kararın verildiği son oturuma katılmadığı, hükmün tebliğ edilmesine karşın kararı temyiz etmediği bilgilerinin yazılı bulunduğu görülmektedir.
Her ne kadar Mahkemece, sanığın davalı vekili sıfatıyla katıldığı davada vekilliğine karar verilmemesi ve vekaletname ibraz edilmemesi nedenleriyle vekalet ilişkisinin kurulmuş sayılamayacağı düşüncesi gerekçe olarak ileri sürülmüş ise de; 1136 sayılı Avukatlık Yasasının, 4667 sayılı Yasayla değişik 163/1. maddesinde yer alan; avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir, yazılı olmayan anlaşmalar genel hükümlere göre ispatlanır hükmü uyarınca, vekalet ilişkisinin kurulabilmesi için yazılı bir sözleşmenin düzenlenilmiş olması zorunlu bulunmayıp, tarafların iradesinin uyuşması yeterlidir. Hatta, sözleşmede ücretin kararlaştırılmaması da mümkün olup, bu takdirde ücret 1136 sayılı Yasanın 164/4. maddesinde belirtilen yönteme göre belirlenir.
Diğer taraftan, bir hukuk davasını takip etmek ve usul işlemlerinde bulunmak için, usul hükümleri gereği vekaletname ibrazı zorunlu olmakla birlikte, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 67. maddesi uyarınca; mahkemenin vereceği kesin sürede vekaletnamesini getirmesi şartıyla vekilin dava açmasına veya usul işlemleri yapmasına izin verme yetkisi bulunmakta ve bu sürede vekaletname sunulmaması durumunda usul işlemleri hükümsüz sayılmaktadır. Anılan 67/2. maddede ayrıca, vekaletname sunmadan usul işlemi yapmaya ilişkin istisnai yetkiyi kötüye kullanan vekilin ceza kovuşturması ve disiplin cezası uygulanılması amacıyla C. Savcılığına ve baro başkanlığına bildirileceği hükme bağlanmıştır.
Uyuşmazlığa konu olaya dönüldüğünde; sanığın savunması ve katılanın anlatımlarından, daha önce takip ettiği dava nedeniyle 1991 tarihli bir genel vekaletnamenin katılan tarafından sanığa verilmiş olduğu da anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda sanığın sonradan müvekkili ile bir anlaşmazlıkları olması nedeniyle veya önceki vekaletname aslının kendisinde bulunmaması ve katılanın yeniden vekaletname düzenletmemiş bulunması nedenlerinden biriyle vekaletten çekilmesi gerekli ise, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 68. maddesi uyarınca bu gerekçelerini belirterek mahkeme tarafından müvekkiline tebligat yaptırması zorunlu bulunup, böyle bir tebligat yaptırılmadığı sürece vekaletten çekilmenin karşı taraf bakımından hüküm ifade etmeyecektir.
Açıklanan yasal düzenlemeler ve dosyadaki bilgiler karşısında katılanın, sanıkla aralarında, 2000/107 esas sayılı davaya ilişkin olarak sözlü vekalet anlaşması yapıldığına ilişkin iddiasının; sanığın anılan davanın 31.3.2000, 12.5.2000 22.6.2000 13.7.2000 ve tarihli oturumlarına davalı vekili olarak katılması, 9.11.2000 tarihli oturum için mazeret dilekçesi vermiş olması gibi olayların varlığı ile kanıtlanmış olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Vekaletnamenin ilgili dosyaya ibraz edilmemiş bulunmasının Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası (HUMY) yönünden hukuksal sonuçlarının neler olacağı tartışmasının, ceza yargılaması bakımından bir önemi bulunmayıp, sanığın açıklanan davranışlarıyla davalı vekili olarak davayı takip etmeyi üstlenmiş olduğunun anlaşılması karşısında, 1136 sayılı Yasanın 34. maddesi uyarınca mesleğini görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmekle yükümlü bulunan sanığın, davalı vekili olarak takip ettiği davada cevap dilekçesi için süre istemesine karşın dilekçe vermemek, kimi duruşmalarına özürsüz olarak katılmamak ve kendisine tebliğ edilen müvekkili aleyhine sonuçlanan hükmü temyiz etmemek suretiyle görevini savsadığı, eylemlerinin 765 sayılı TCY'nın 230/1 ve 5237 sayılı TCY'nın 257/2. maddelerine uyması nedeniyle, suç çokluğu da tartışılıp gerekirse ek savunma verilerek 5237 sayılı TCY'nın 7/2 ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri uyarınca; 765 ve 5237 sayılı yasaların eyleme uyan maddeleri ile cezayı artıran, azaltan ya da cezanın tedbire dönüştürülmesi ve ertelenmesini öngören tüm maddelerinin somut olaya uygulanarak, sonucuna göre lehe olduğu saptanan yasa hükümleriyle uygulama yapılması gerekirken, yasaya aykırı ve dosyaya uygun bulunmayan gerekçelerle beraat hükmü kurulması,
Sonuç: Yasaya aykırı ve katılan A. Y.'nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesinden başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28.01.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy