(2709 S. K. m. 40) (5237 S. K. m. 43, 51, 62, 265) (5271 S. K. m. 40, 232, 309)
Dava: Görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık A. S.'ın 5237 s. Türk Ceza Kanunu'nun 265/1, 43/2, 62. maddeleri gereğince 6 ay 7 tarih hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 51. maddesi uyarınca cezasının ertelenmesine dair Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2008 günlü ve 2006/7 esas, 2008/82 s. kararının Adalet Bakanlığınca 09.11.2009 tarih ve 63022 s. yazı ile kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.12.2009 tarih ve 259610 s. tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi.
Karar: Tebliğnamede Dosya kapsamına göre, aynı zamanda ve aynı sebeple birden fazla görevliye direnmenin tek suç oluşturduğu gözetilmeden, zincirleme suç hükümleri uygulanarak fazla ceza tayininde isabet görülmemiştir denilmektedir. Gereği görüşüldü;
5271 s. Ceza Muhakemesi Yasasının 309.maddesinin 1.fıkrasında Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay'ca bozulması istemini, kanuni nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. hükmü yer almaktadır. Belirtilen maddede düzenlenen olağanüstü kanun yoluna başvurunun ilk koşulu hakim veya mahkeme tarafından verilen karar veya hükmün kesinleşmiş olmasıdır. Henüz kesinleşmemiş karar veya hükümler için bu kanun yoluna başvurulamaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.09.2007 gün ve 2007/1 62-177 s. kararında Karar ve hükümlerde yer alan kanun yolu açıklamalarının, bu yola başvuru hakkı olan kişilere tam bir açıklıkla ifade edilmesi ve yanılgılara sebebiyet verilmemesi kanuni zorunluluktur. Anayasanın 4709 s.Kanunun 16. maddesi ile 03.10.2001 gününde değiştirilen 40.maddesinin 2. fıkrasındaki; devlet işlemlerinde ilgili kişilerin hangi yasa yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. 5271 s. C.Y.Y.'nın 232. maddesinin 6. fıkrasındaki; hüküm fıkrasında yasa yollarına başvurma ve tazminat istemi olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmesi gerekir. 5271 s. C.Y.Y.'nın eski hale getirme başlıklı 40. maddesinin 2. fıkrasındaki; kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de kişi kusursuz sayılır. hükmü birlikte değerlendirildiğinde, Kanun koyucunun, hak sahibi olanlar yönünden kanun yolunun mercii, biçimi ve süresi bakımından hükmün yeterli olması ve keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması keyfiyetini önemsediği ortaya çıkmaktadır Yapılacak işlem; kanun yolu açıklamasını, her türlü kuşkuyu kaldıracak ifadeyle sanığa duyuran kanun yolu mercii, süresi ve yöntemini tam bir netlikle ifade eden yeni bir bildirimin, yöntemine uygun meşruhatlı tebligatla gerçekleştirilmesinin sağlanması, gerekmektedir. denilerek kanun yoluna başvuru hakkının kullanılabilmesini sağlayacak tebligatın İçeriği ve yöntemi açıklığa kavuşturulmuştur.
İncelenen somut olayda, mahkemece verilen mahkumiyet kararının hüküm fıkrasında kanun yolu başvurusunun türü, süresi, mercii ve başvuru süresinin ne zaman başlayacağı gösterilmiş ise de başvurunun sadece temyiz dilekçesi verilmesi suretiyle yapılabileceği belirtilip yasada ön görülen zabıt katibine sözlü başvuru şekli açıklanmamıştır. Hükmü temyiz hakkı olup son oturumda hazır bulunmayan sanık açısından başvuru şeklinin tereddüde yol açmayacak şekilde gösterilmemesi sebebiyle sanık A. S.'a yapılan yanıltıcı nitelikteki 20.5.2008 günlü bildirimin hukuken geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Kanuni düzenlemeler ve Y.C.G.K.'nun içtihadı birlikte değerlendirildiğinde, sanığa, mahkumiyet kararına karşı başvurabileceği kanun yolunun şeklini, türünü, süresini ve sürenin ne zaman başlayacağını açıkça belirten yeni bir tebligat çıkarılarak, katılan ve sanığın, kanun yoluna başvuru hakkını kullanmasına olanak sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılacağı kuşkusuzdur. Yapılan açıklamalara göre, sanık A. S. hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği ileri sürülemeyeceğinden kanun yararına bozmaya konu olabilecek nitelikte bir hüküm de bulunmamaktadır.
Sonuç: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yukarda belirtilen sebeplerle yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteğinin reddine, 03.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy