(5237 S. K. m. 267)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Karar: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi:
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yakınan ve katılanın anlatımları ve dosyadaki belgelere göre, sanığın daha önce yakınan aleyhinde 6.250.000.000 TL bedelli senede dayalı olarak icra takibinde bulunduğu, buna karşı yakınanın bu senedi sanığın hileyle ele geçirdiği iddiasıyla açtığı menfi tespit davasının reddedilip, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince onanarak kesinleştiği, taraflar arasında devam eden bu hukuksal uyuşmazlıklar sırasında bu kez sanık aleyhine yakınan tarafından 15.1.2002 vade tarihli ve 15.000.000.000.TL bedelli bonoya dayalı olarak icra takibine girişilmesi üzerine sanığın vekili aracılığıyla C. Başsavcılığına verdiği 11.6.2002 tarihli dilekçede ve 11.6.2002 tarihli ifadesinde, söz konusu senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığını, senedin sahte olarak düzenlendiğini ileri sürdüğü, yapılan imza araştırması ve bilirkişi incelemesi sonucunda senet üzerindeki imzanın sanığın eli ürünü olduğunun saptandığı, yakınan hakkında sahtecilik nedeniyle yürütülen soruşturmanın 20.5.2003 tarihli takipsizlik kararıyla sona erdirildiği anlaşılmaktadır.
Sanığın 17.9.2003 tarihli duruşmadaki savunmasında ve müdafinin 23.2.2004 tarihli açıklamalarında, yakınanın icraya verdiği senedin, kendisinin daha önce 100 milyon lira borcu nedeniyle Ramazan Kasapoğlu'na verdiği senet olduğunu, aslında kendisinin yakınana bir borcunun bulunmadığı ve böyle bir senet vermediğinden şikayetçi olduğunu, sonradan anladığına göre yakınanın bu senedi hileyle ele geçirmiş olacağını ileri sürdüğü, 23.2.2004 tarihli duruşmada dinlenen savunma tanığı Zekayi Zorlu'nun da anlatımında, yakınanla birlikte yanına gittikleri Ramazan Kasapoğlu'nun, 4 milyar lira karşılığında senedi yakınana verdiğini, senedin miktar kısmının boş olup, tarih ve yer adı ile imzanın yazılı halde bulunduğunu açıklaması, buna karşın tanık Ramazan Kasapoğlu'nun ise sanığın kendisine verdiği 100 milyon lira bedelli senedi daha sonra yırtmış olduğunu, yakınanın takibe koyduğu senedin bu senet olmadığını söylemesi karşısında, tanık Zekayi Zorlu ile anlatımı çelişen Ramazan Kasapoğlu'nun yüzleştirilerek, çelişkinin giderilmeye çalışılması, giderilemediğinde tüm kanıtlar incelenerek, hangi anlatımın hangi nedenle üstün tutulduğunun açıklanması, oluşun savunma gibi olduğu kanısına varılacak olursa, sanığın yakınana böyle bir senet vermediği düşüncesiyle verdiği şikayet dilekçesinin, yakınma hakkını kullanma niteliğinde bulunduğu gözetilerek beraat kararı verilmesi, aksi durumda ise, iftiranın gerçekleştiğinin kabul edilmesi ancak sanığın duruşmadaki açıklamalarının gerçeğe dönme niteliğinde olup olmadığı tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması,
Sonuç: Yasaya aykırı ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 08.07.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy