(2709 S. K. m. 40, 141) (5237 S. K. m. 7, 265) (5271 S. K. m. 34, 230, 231, 232) (647 S. K. m. 5)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç gününe göre, sanıkların yüzüne karşı müdafiinin yokluğunda verilen kısa kararda, temyiz süresinin hükmün açıklanmasından itibaren 7 tarih olduğunun belirtilmesi yerine, kararın tefhimi veya tebliğinden itibaren 7 tarih içerisinde temyiz edilebileceği belirtilerek sanığın ve müdafiinin yanıltıldığı ve Anayasanın 40/2, 5271 sayılıCYY'nın 232/6. maddesine aykırı davranıldığı anlaşılmakla temyiz süresinde kabul edilerek yapılan incelemede dosya görüşüldü:
Karar: A-Sanık Ç. E. hakkında görevliye direnme suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyizde;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Gerekçeli kararda sanık Ç.in soyadının doğum kaydına uygun şekilde yazılmaması,
2- Hükmün Yargıtay tarafından bozulması üzerine, önceki hükmün tüm unsurları itibarıyla ortadan kalkmış bulunması karşısında, yeniden hüküm kurulurken Anayasanın 141, 5271 sayılıCYY'nın 34, 230, 232/6. maddeleri uyarınca kararın dayandığı bütün verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddianın, savunma ve varsa tanık anlatımlarına ait değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden suçun sübuta erdiğinden sözedilip, yalnızca lehe yasa değerlendirilmesi yapılarak gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulması,
3- Sanık hakkında bozmadan önceki hükümde 647 sayılı Kanunun 5. maddesi uygulanmasına karşın, yeniden hüküm kurulurken uygulanmama nedeninin karar yerinde açıkça gösterilmemesi,
Yasaya aykırı ve sanık Ç. E. müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına,
B- Sanık Y. E. hakkında görevliye direnme suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyizde;
Hükümden sonra 08.02.2008 gününde yürürlüğe giren ve TCY'nın 7/2 madde ve fıkrası uyarınca sanık yararına olan 5728 sayılı Kanunun 562. maddesinin 1. fıkrası ile CYY'nın 231/5 madde ve fıkrasında öngörülen, hükmolunan cezanın geri bırakılması sınırının iki yıla çıkarılması ve söz konusu 562. maddesinin 2. fıkrası ile de CYY'nın 231/14 madde ve fıkrasındaki, suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olması koşulunun kaldırılması karşısında, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılması zorunluluğu,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş ve sanık Y. E. müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce kısmen yerinde görüldüğünden hükmün başkaca yönleri incelenmeksizin bozulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.07.2009 gününde A/1,2,3 bentlerinden oybirliği ile B. bendinden oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
T.C. Anayasasının adil yargılanma hakkı ile ilgili 36/1, 38/4 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddeleri hükümleri ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesinin 5. fıkrasında belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasında yargılama sonunda cezaya hükmedilmesinden söz edildiğine göre, bunun da sübut sorununun çözümlenmiş olmasını gerektirmesi göz önüne alındığında, mahkumiyet hükmünün öncelikle usul ve esas yönlerinden incelenerek (varsa) saptanacak hukuka aykırılıklara ek olarak CMY'nın 231. maddesinin 5728 sayılı Kanun ile değişik 5 ve devamı fıkraları kurallarının uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması noktasından da bozulması görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy