Esas No : 2013/41033
Karar No : 2014/34491
Tebliğname No : KYB - 2013/373809
Hakaret suçundan sanık M.. Ç..'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 32/2, 62 ve 52/1. maddeleri uyarınca 1.240 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair, Türkoğlu Sulh Ceza Mahkemesinin 22/05/2013 tarihli ve 2013/35 esas, 2013/129 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 03.12.2013 gün ve 373809 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; “ Dosya kapsamına göre;
1-Sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 32/2. maddesi gereği işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasını ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin kısmen azalmış olduğu gerekçesiyle cezasından indirim yapılmış olması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150/2. maddesi gereğince sanığa zorunlu müdafii tayin edilerek, müdafii huzurunda savunmasının tespit edilmesi gerektiği gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesinde,
2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 195/1. maddesinde "Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır." şeklindeki düzenleme nazara alındığında, sanığa gelmediği takdirde duruşmanın yapılacağına ilişkin davetiye gönderilmeden savunması alınmaksızın karar verilmesinde,
3- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 232/6. maddesinde "Hüküm fıkrasında, 223 üncü Maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." şeklindeki düzenleme nazara alındığında, sanık hakkında hükmedilen temel cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 32/2. maddesi gereğince 1/6 indirim yapıldıktan sonra belirlenen cezadan, hangi kanun maddesi uygulandığı belirtilmeksizin tekrar 1/6 oranında indirim yapılmasında isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Hakaret suçundan sanık M.. Ç.. hakkında yapılan yargılama sonucunda, Türkoğlu Sulh Ceza Mahkemesinin 22/05/2013 tarihli kararıyla, adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, yoklukta verilen ve hüküm tarihine göre kesin nitelikte bulunan bu kararın infazı aşamasında, savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
a- Sorgusu yapılmayan sanık hakkında adli para cezası ile cezalandırılmasına dair kurulan mahkumiyet hükmünün, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurup doğurmayacağına,
b- Akıl zayıflığı olan sanıkla ilgili yapılan yargılamada, CMK’nın 150/2. maddesindeki amir hükme aykırı olarak, müdafi görevlendirilmemesine yönelik hukuka aykırılığa ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
a- Savunma alınmadan hüküm kurulması,
5271 sayılı CMK’nın 191. maddesinde duruşmaya başlanmasına ilişkin kurallar ile sanığın sorgusunun nasıl icra edileceğine ilişkin hükümlere yer verilmiş, anılan Kanunun 193/1. maddesinde ise, kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı belirtilmiştir. Kanunun ayrık tuttuğu hallere ise 5271 sayılı Kanun’un 193/2 ve 195. maddelerinde yer verilmiştir.
CMK’nın 195. maddesindeki düzenlemeye göre, suçun yalnız veya birlikte adli para cezasını veya müsadereyi gerektirmesi halinde, sanık gelmese de duruşma yapılabilecektir, ancak maddenin uygulanabilmesi için iki koşulun bir arada bulunması gerekmektedir. Bunlardan ilki, suçun yaptırımın adli para cezası veya müsadereden ibaret bulunması, ikinci koşul ise, sanığa gönderilecek davetiyeye gelmese de duruşmanın yapılacağı ihtarının yazılmış olmasıdır.
193. maddenin 2. fıkrasında ise, “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümler yüz yüze yargılama ilkesinin istisnasını oluşturmakta ise de, somut olayda uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
İnceleme konusu somut olayda; hakaret suçundan sanık M.. Ç.. hakkında yapılan yargılama sırasında, savunmasının alınması için soruşturma aşamasında bildirdiği adresine tebligat çıkarıldığı, tebligatın cezaevinde bulunan sanığa tebliğ edildiği ancak duruşmaya katılmaması üzerine, yokluğunda yargılamaya devam edilerek savunma alınmadan mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
Bu itibarla, CMK’nın 193/1. maddesinde yazılı olup, savunma hakkı yanında yargılama yönteminin temel ilkelerinden olan “doğrudan doğruyalık, vasıtasızlık ve yüzyüzelik” ilkelerinin gerçekleştirilmesi amaçlarına da yönelik bulunan; "hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz" hükmüne uyulmayarak, mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırıdır.
2- Akıl zayıflığı bulunan sanığa müdafi atanmaması,
5271 sayılı CMK’nın “müdafiin görevlendirilmesi” başlıklı 150. maddesinde; “(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir......” hükümleri yer almaktadır.
Öte yandan Anayasa'nın 36. maddesi ve İHAS'ın 6. maddesiyle koruma altına alınan adil yargılama ilkesi uyarınca da zeka geriliği nedeniyle kendisini yeterli ölçüde savunamayacak ve yargılama sürecine etkin katılım sağlayamayacak olan sanığa müdafi atanması hakkaniyete uygun olacaktır.
İnceleme konusu somut olayda; Adana Dr. E. T. R. Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 11.04.2013 günlü sağlık kurulu raporu ile “Zeka geriliği” tanısı konulan ve mevcut akıl zayıflığı nedeniyle işlediği iddia olunan fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin kısmen azalmış olduğu bildirilen sanığa, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150/2. maddesi gereğince istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmemesi hukuka aykırıdır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Hakaret suçundan sanık M.. Ç.. hakkında, Türkoğlu Sulh Ceza Mahkemesince verilen 22/05/2013 tarih ve 2013/35 esas, 2013/129 sayılı kararın, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2- Savunma hakkının kısıtlanmasına yönelik bozma kararı doğrultusunda, anılan Kanun maddesinin 4/b fıkrası uyarınca yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine iadesine,
3- Kabule göre bozma konusunu oluşturan ve bozma kararının niteliğine göre sonuca etkili görülmeyen, (3) nolu kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 27.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy