(AİHS m. 9, 10) (2709 S. K. m. 24, 30)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Karar: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı üzerindeki hakları olup, bu suçun oluşabilmesi için fiilin, gerçek bir kişinin belirtilen kişilik haklarını rencide edecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. Hakaret suçu, Anayasanın 24 ila 30. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddelerinde düzenlenen ifade hürriyetinin sınırlarını oluşturmaktadır. Suçu oluşturan eylem bakımından failin ifade hürriyeti, mağdur yönünden ise onur, şeref ve saygınlığı ile din, vicdan ve kanaat hürriyetine ilişkin temel kişilik hakları çatışmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü, sözü edilen karşılıklı hakların dengelenmesini gerektirmektedir. Ancak, ileri sürülen bir düşünceyle bağlantısı bulunmayan, esasında düşünce açıklaması vasfında da görülemeyen sövme niteliğindeki fiillerin ifade özgürlüğünden yararlanamayacağı açıktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade hürriyetini düzenleyen 10/2. maddesinde, bu hakkın sınırlanmasında gözetilebilecek meşru nedenler arasında yargı erkinin üstünlüğünün (otoritesinin) ya da tarafsızlığının sağlanması da sayılmış, hükmün uygulanması ve kapsamı mahkeme içtihatlarıyla belirlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), içtihatlarında Sözleşme bağlamında ulusalüstü insan hakları hukukunu yorumlarken, kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmalarının zorunlu olduğunu (AİHM Busuioç-Moldova kararı, 2004, prg. 64), bununla birlikte görevlerini yerine getirirken icra ettikleri eylem ve sözlerine yönelik eleştirilere karşı daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiğini (bkz; AİHM Steuı-Hollanda kararı, 2003, prg. 39) belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrıca, fiil isnadına dayanmayan ve ispat gerektirmeyen değer yargılarından ibaret sözlerin sarsıcı olsa bile eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmektedir (bkz; AİHM Hriko- Slovakya kararı, 2004, prg. 40, 45; Jeruselam-Avusturya kararı, 2001, prg, 44; Sokolowski-Polonya kararı, 2005, prg. 47; Patuı el-Fransa kararı, 2005, prg. 37; Harris/Boyle/Bates/Buckley, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku. Ankara 2013,'sy.518-520),
İncelenen dosyada sanığın, davacı vekili olarak katıldığı boşanma davasının duruşması öncesinde mahkeme hakimine müvekkili ile görüşüp görüşmediğini sorduğu, görüştüm, bana bir babalık yap diye ricada bulundu, ben de tamam dedim cevabı verilince sanığın da katılan hakime; siz benim müvekkilimle kapalı kapılar ardında görüşmüşsünüz. Bu şekilde görüşemezsiniz. Mahkeme hakimi olarak sizin duygularınız hakimliğin önüne geçmiştir, siz her çalıştığınız yerde şaibeli olarak çalışmışsınız, sizi Adalet Bakanlığına şikayet edeceğim dediği şeklinde kabul edilen eylemin yargı otoritesini sarsmayı veya tarafsızlığı bertaraf etmeyi hedef almayıp, katılanın müvekkili ile kendisi olmadan görüşmesini meslek etiğine aykırı olarak değerlendirerek, katılanın önceki çalıştığı yerde geçirdiği soruşturmayı hatırlatma şeklinde eleştiri ve şikayet hakkı kapsamında görülmesi gerektiği nedenleriyle atılı hakaret suçu öğelerinin oluşmadığı gözetilmeden, mahkumiyet hükmü kurulması,
Sonuç: Kanuna aykırı ve sanık M. P.'in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINI AŞAĞIDA YAYIMLIYORUZ.
T.C.
KAYSERİ
2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ
DOSYA NO: 2011/374
KARAR NO: 2011/363
C.SAVCILIĞI ESAS NO: 2006/4593
SUÇ: Kamu Görevlisine Karşı Görevinden Dolayı Hakaret
SUÇ TARİHİ / SAATİ: 19/09/2005
SUÇ YERİ: Kayseri
KARAR TARİHİ: 20/12/2011
Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında mahkememizce yapılan açık yargılama sonunda:
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİA: Boğazlıyan C.Başsavcılığının 21.03.2006 tarih ve 2006/6 numaralı iddianamesi ile sanık M. P. in Kayseri 3 Aile mahkemesinin 2004/185 esas sayılı dava dosyasında davacı O. T. D. vekili olarak katıldığı boşanma davası sırasında boşanma protokolü sebebiyle birçok kez telefonla aradığı şikayetçiye hitaben Ben avukatım bu protokolü imzalayacaksın, imzalamazsan senin için kötü olur. Çocuklarının yüzünü göremezsin. Ben avukatım herkes bana inanır. Hakimler benim arkamda olur. Kimseden destek bulamazsın dediği ve bürosuna çağırdığı şikayetçinin babası olan O. K.'ya ise Sen nasıl ev reisisin, kızını döveceksin, bunu imzalatacaksın, ben avukatım, benim dediğim gibi olacak şeklinde sözler söylediği ve şikayetçinin kayınbiraderi ile birlikte şikayetçinin evine gelerek zorla boşanma protokolü imzalattığı, ayrıca, anılan davanın 19.09.2005 tarihli oturumunda, mahkeme hakim müşteki R. E.ye yönelik olarak yüksek sesle siz benim müvekkilimle kapalı kapılar ardında görüşmüşsünüz, bu şekilde görüşemezsiniz, mahkeme hakimi olarak sizin duygularınız hakimliğinizin önüne geçmiştir, siz her çalıştığınız yerde şaibeli olarak çalışmışsınız, sizi Adalet Bakanlığına şikayet edeceğim şeklinde sözler söylediğinden bahisle sanığın 5237 sayılı TCK.nın 7/2 md delaletiyle 765 sayılı TCK.nın 240, 5237 sayılı TCK.nın 125/3-a maddeleri ile tecziyesi için Boğazlıyan Ağır ceza mahkemesinin 2006/64 esas sırasında kayıtlı kamu davası ikame edildiği yapılan muhakeme sonucunda verilen 24.08.2006 tarih ve 64-130 sayılı karar ile sanık M. P. hakkında son soruşturmanın Kayseri Ağır ceza mahkemesinde açılıp yapılmasına karar verilerek mahkememize kamu davası açıldığı mahkememizden verilen 08/12/2006 tarih ve 2006/262 esas 2006/401 karar sayılı ilamı ile Sanığın Görevi kötüye kullanmak suçundan dolayı beraatine, Kamu görevlisi olan katılan R. E. ye görevinden dolayı hakaret etmek suçundan ise TCK.nun 125/3-a maddesi gereğince 2320 TL Adli para cezası ile cezalandırıldığı ve iş bu hükmün temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 11/10/2011 tarih ve 2011/ 16840 - 17285 sayılı ilamı ile hakaret suçuna hasreten yapılan inceleme sonucunda 08/02/2008 tarihinde yürürlüğe giren TCK.nun 7/2 madde ve fıkrası uyarınca sanık yararına olan 5728 sayılı yasanın 562. Maddesinin 1. fıkrası ile CMK'nun 231/5 madde ve fıkrasında öngörülen, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılması zorunluluğu nedeniyle kararın bozularak mahkememize intikal ettirilmiş olduğu görülmüştür.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA: Sanık M. P. in Kayseri Barosuna kayıtlı 384 sicil numaralı avukat olarak 10.04.2004 ve 19.09.2005 tarihleri ve öncesinde görev yaptığı, Kayseri 3. Aile Mahkemesinde O. T. D. vekili sıfatıyla 19.08.2004 tarihinde müvekkilinin eşi Y. D. aleyhine açtıkları boşanma davasında vekili sıfatıyla görev yaptığı, 19.09.2005 tarihli boşanma davasının duruşmasında mahkeme hakimine yönelik olarak yüksek sesle ..siz benim müvekkilim ile kapalı kapılar ardında görüşmüşsünüz, bu şekilde görüşemezsiniz, mahkeme hakimi olarak sizin duygularınız hakimliğinizin önüne geçmiştir, siz her çalıştığınız yerde şaibeli olarak çalışmışsınız, sizi Adalet Bakanlığına şikayet edeceğim.. şeklinde sözler sarfederek duruşma hakimi olan R. E. ye görevini ifa etmekte iken duruşma salonunda alenen savunma sınırlarını aşarak hakaret ettiği, her ne kadar sanık M. P. hakkında müşteki Y. D. na karşı görevi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de, sanık M. P. in müvekkili O. T. D. nun vekili sıfatıyla açtıkları boşanma davasına esas olmak üzere düzenlediği anlaşmalı boşanma protokolünü müşteki Y. D. na telefonla tehdit ederek ve zor kullanarak aynı şekilde Y. D. nun babasını telefonla yaptığı görüşme ve bürosuna geldiğinde yaptığı görüşmelerde tehdit ederek ve avukat olduğunu bu nedenle kendilerinin zor durumda kalacağını söyleyerek imzalattığına dair şikayetçi Y. ile ailesinin boşanma davasından kaynaklanan husumete ye taraflı anlatımlarına dayalı beyanlar dışında mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığı anlaşıldığından;
1- Sanık M. P. in müdahil R. E. ye karşı görevinin ifası sırasında hakaret suçundan 5237 sayılı TCK nun 125/3-a, 125/4,53/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasına,
2- Her ne kadar sanık hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama ve toplanan delillere göre sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, yasal, kesin ve inandırıcı somut delil elde edilemediğinden görevi kötüye kullanmak suçundan delil yetersizliğinden beraetıne karar verilmesini kamu adına talep ve mütalaa eylemiştir.
SAVUNMA: SANIK M. P. SAVUNMALARINDA; Kayseri barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaptığını, O. T. D. müvekkili olduğunu, adına Kayseri 2 aile mahkemesinin 2004/185 esas sırasına kayıtla boşanma davası açtığını, yalnız dava açmadan önce müvekkilin eşi Y.in Antep'te polis memuru olan bir şahısla gayri meşru ilişkisi olduğunu aile şerefleri nedeni ile bu durumu ileri sürmeden davayı açmayı iki taraf ve ıkı tarafın aile büyükleri ile kararlaştırdıklarını, boşanma protokolü de bu bağlamda yazıldığını ve müvekkilin babası O. K. ya verildiğini, ertesi gün O.'ın 18.07.2004 tarihli protokolü imzalatmadan bürosuna getirdiğini, hemen Y.'i aradığını, neden imzalamadığını sorduğunu, onun da boşanmak istemediğini söylediğini, yanında staj yapan M. D. vasıtası ile anlaşma protokolünü Y. in imzaladığını, kesinlikle zorla imzalatmadığını, hakim R. E. ye Kayseri'ye tayin olduğu günden beri avukatlara hoş olmayan tutum sergilediğini, bir keresinde bir saate yakın duruşmada ayakta beklediğini, ve çıkarken de sitemkar bir şekilde bunun sebebini sorduğunu, sonra ki duruşmalarda hakim R. beyin kendisini tahrik edecek davranışlar sergilemeye başladığını, Hakim R. E. nin boşanma davasının duruşmasından evvel müvekkili T. ile odasında görüşme yaptığını, burada issasi rey yerine geçecek laflar ettiğini zinanın subuta ermediğini ve davayı bu nedenle red edeceğini söylediğini, ve sebeple müvekkilinin eşi ile birleştirmesini ve bir babalık yapmasını istediğini hakim beyinde babalık yapacağını söylediğini, 19.09.2006 tarihli duruşmada hakim R. beye durumu sorduğunu oda görüştüğünü söylediğini dava ile ilgili olarak avukat yardımı olmaksızın özürlü bir şahısla görüşmenin hakimlik ethi ile bağdaşmayacağını belirttiğini, hakimin bu sözleri zapta geçmediğini, kendisinin duruşma salonundan çıkartılmasına karar verildiğini, çıkmayacağını söylediğinden de mübaşiri üzerine gönderdiğini, çıkarken de hakime siz beni çıkarmıyorsanız ben gerekli hukuki yardımı sağlayamayacağımdan davamdan çekiliyorum dediğini, daha sonra hakim R. E. ye çalıştığınız her yerde hakkınızda şaibeler çıkmış arkanızdan hiç iyi şeyler söylenmemiş muhtemelen buradan gidince de iyi şeyler söylenmeyecek bu davranışlar nedeni ile Adalet bakanlığına şikayet edeceğim dediğini, ve duruşma salonundan çıktığını, tehdit amacı ile söz söylemediğini belirtmiştir.
DELİLLER. DEĞERLENDİRME VE KABUL:
KATILAN R. E. BEYANINDA: ..Önceki sunduğum yazılı beyanları tekrar ederim. Sanık Bana hakimlik görevimi ifa ederken görevimden dolayı hakaret etmiştir. Kendisinden şikayetçiyim. Sanığın en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Ben sanığı hiçbir şekilde tahrik etmiş değilim. Sanık suçundan kurtulabilmek için benim tahrik ettiğimi iddia ederek iftira atmaya çalışıyor. Davaya Katılma talebim vardır. Sanığa hiçbir indirim hükmünün uygulanmamasını ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmamasını talep ediyorum şeklinde beyanda bulunmuştur.
Şikayetçi R. E. yöntemince davaya müdahale talebinde bulunmuş ve suçtan zarar görme ihtimaline binaen CMK 237 ve devamı maddeleri gereğince katılmasına karar verilmiştir.
Şahitler A. K., M. E., M. D. D., G. A., M. B., O, T. D., M. K., Y. D., O. K., İ. K., M. T. Ö., S. G., H. İ. A.,T. D., R. B., M. D. ve A. T.'nın beyanları,
Kayseri 3. Aile mahkemesinin 2004/185 esas sayılı dava dosyası Sanık M. P. in suç gününde Kayseri barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaptığına dair Kayseri baro başkanlığının 03.10.2006 tarihli cevabi yazısı,
Müşteki R. E. nin 06.07.2004 ve 01.08.2006 tarihleri arasında Kayseri hakimi olarak görev yaptığına dair Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 14.09.2006 tarihli cevabi yazısı,
İddia, sanık savunmaları, tanık beyanları, tutanaklar, cevabi yazılar, Kayseri 3. Aile Mahkemesinin 2004/185 esas sayılı dava dosyası ve tüm dosya kapsamına göre; Katılan R. E.'nin Kayseri Adliyesi'nde hakim olarak görevli olduğu, yine sanık M. P.'in de Kayseri barosuna kayıtlı avukat olduğu, Kayseri 3. Aile mahkemesinin 2004/185 esas sırasına kayıtla eşi Y. D. hakkında boşanma davası açan O. T. D. nun vekilinin sanık M. P. olduğu, davacı tarafın 17.08.2004 tarihli ..boşanma protokolü başlıklı davacı O. T. D. ile davalı Y. D.'nun imzasını içeren bir belgeyi mahkemeye ibraz ettikleri, mezkur davanın 19.09.2005 tarihli duruşmasından evvel davacı O. T. D.'nun katılan hakim R. E.'nin odasına giderek katılan ile görüştüğü ve katılan hakimden eşi ile kendisini barıştırmasını istediği ve katılan hakimin yardımcı olacağını söyleyerek davacıyı gönderdiği, 19.09.2005 tarihli duruşmada davacı vekili olan sanık M. P.'in katılana ..benim müvekkilim ile odanızda görüşmüşsünüz, kapalı kapılar ardında hakimler taraflar ile nasıl görüşür, sizin duygularınız hakimliğinizin önüne geçmiştir, davadan çekilmenizi istiyorum.. dediği ve sanığın mahkeme huzurunda münasip olmayan sert tavır ve ifadelerle davranışını sürdürmesi üzerine duruşmayı idare eden katılan hakim tarafından HMUK 70/2 ve 150/2 maddeleri gereğince duruşma salonundan çıkartılmasına karar verildiği, ancak sanığın direnip duruşma salonundan çıkmak istemediği ve katılana ..beni duruşma salonundan çıkaramazsınız, buna yetkiniz yoktur.. dediği, akabinde duruşma salonundan çıkarken de katılan hakime hitaben ..siz her çalıştığınız yerde şaibeli olarak çalışmışsınız, ben sizi Adalet Bakanlığı'na şikayet edeceğim.. diye söylediği ve olayın bu şekilde oluştuğu vicdani kanaatine varılmıştır.
5237 sayılı TCK nun şerefe karşı suçlar bölümünde hakaret suçu düzenlenmiştir. Bu suçun şerefi koruduğu konusunda öğretide görüş birliği mevcuttur. Bu suçta fail bakımından herhangi bir özellik aranmamış, mağdurların da herhangi bir gerçek kişi olabileceği kabul edilmiştir. İstisnai olarak 5237 sayılı TCK nun 130/1 maddesinde ölen bir kimsenin hatırasına hakaret suçu müeyyide altına alınmıştır.
Hakaret suçunun maddi unsuru başkasının onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da sövmektir. İsnat, başkasının onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olmalıdır. Hakaretin bu nitelikte olması yeterli olup bu nedenle mağdurun gerçekten onur, şeref ve saygınlığının rencide edilmiş olması aranmaz. Hakaretin bu nitelikte olup olmadığı konusunda Türk toplumunda geçerli ortalama örf ve adet kuralları göz önünde bulundurulur. İsnat edilen fiilin mutlaka suç oluşturmasına gerek yoktur. Öte yandan isnat edilen fiilin tahkir edici sayılıp sayılmayacağı hususunda da mağdurun sıfatı da göz önünde bulundurulur. Somut bir fiil veya olgu isnat etmek suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden birisidir. Bununla anlatılmak istenen doğruluğu veya yanlışlığı ortaya çıkarılabilecek ispatlanması olanaklı bir fiildir. Maddi unsurun ikinci seçimlik hareketi olan sövmede birisi dışında hakaret suçunun unsurlarının aynısı söz konusudur. O da , somut bir fiil veya olgu isnadı olup sövmede bu yoktur. Sövme, bir kimse hakkında olumsuz bir değer yargısının belirtilmesidir. Kişinin soyut olarak tahkir edilmesi söz konusudur. Suçun manevi unsuru ise genel kasttır.
Hakaret suçunda hukuka aykırılığı ortadan kaldıran nedenler olarak özellikle ihbar ve şikayet hakkı, savunma dokunulmazlığı, haber verme hakkı ve mağdurun rızasından söz edilmektedir.
Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi ve yine suçun ister huzurda isterse gıyapta alenen işlenmesi ağırlaştırıcı nedenler olarak gösterilmiştir.
Bu açıklamalar sonrası somut olaya dönüldüğünde sanık avukatın hakim olarak görev yapan katılan R. E.'ye duruşma sırasında ..siz her çalıştığınız yerde şaibeli olarak çalışmışsınız, ben sizi Adalet Bakanlığı'na şikayet edeceğim.. şeklindeki sözlerinin muhatabı olan katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide eder tarzda olduğu, zira sözlük anlamı kir, leke, mecazi anlamı da eksiklik, kusur, ayıp olan ..şaibeli.. hitabının başka bir şekilde değerlendirilemeyeceği ve dolayısıyla kamu görevlisi olan katılan hakime huzurunda alenen hakaret suçunun bütün unsurları ile oluştuğu anlaşılmıştır.
Avukat olan sanık M. tarafından duruşma sırasında söylenen sözlerin kişilere karşı mı, hakimin yargısal faaliyetine karşı mı olduğunun ve yine eleştiri niteliğinde bulunup bulunmadığının tartışılması da gerekir.
Bir fiilin suç oluşturabilmesi için yasada belirtilen suç tipine uygun olmalı, bir başka hüküm tarafından hukuka uygun hale getirilmemeli ve failde suç kastı bulunmalıdır. Yasal savunma, zaruret hali, mağdurun rızası, hakkın kullanılması ve benzeri haller gibi hukuka uygunluk sebeplerinden, hakaret suçları bakımından hakkın kullanılması kavramı üzerinde durulduğunda; savunma, ihbar ve şikayet, haber verme, eleştiri, terbiye ve gözetim hakları söz konusu olmaktadır.
Hakkın kullanılması olarak kabul edilen savunma hakkı, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36 ncı maddesinde; Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. biçiminde düzenlenmiştir.
Görülüyor ki Anayasanın kabul ettiği esasa göre, iddia ve savunma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle olmalıdır.
İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşması bir başka anlatımla, hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasanın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak o dava sebebiyle söylenilmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, diğer bir deyişle davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkın meydana çıkarılmasında hiç bir olumlu etkisi olmayan, hakareti oluşturan yazı ve sözlerin kullanılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur.
Anayasadaki bu düzenlemeye paralel olarak, 5237 sayılı TCK nun 128/1. maddesinde yer alan hükme bakıldığında; 1. cümlesinde Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirilmelerde bulunulması halinde ceza verilemez.. hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü gibi, Yasa koyucu burada iddia ve savunma dokunulmazlığı denilen bir hukuka uygunluk sebebine yer vermiş bulunmaktadır.
Maddenin ikinci cümlesinde ise; ancak bunun için isnat ve değerlendirilmelerin gerçek ve somut vakalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir denilerek, iddia ve savunma hududunun aşıldığı hallerde savunma dokunulmazlığı dışına çıkılmış olunacağı belirtilmektedir. Hakaret suçunda savunma sınırının aşılıp aşılmadığını saptamak için, yazılan yazı ve söylenen sözlerin, savunma konusuyla mantıksal bağlantısını ve savunmaya yararlı bulunup bulunmadığım takdir etmek gerekir. O halde, dava ile ilgili olmayan ve ilgili olsa da dahi iddia ve savunma sınırını aşan hakareti oluşturan yazı ve sözler hakkında 5237 sayılı TCK nun 128/1 maddesi uygulanamayacağından, hukuka uygunluk sebebinden diğer bir deyişle iddia ve savunma dokunulmazlığı ndan söz edilemez.
İnceleme konusu olayda; sanık avukatın, Kayseri 3. Aile Mahkemesinde görülen bir boşanma davasında davacı vekili olarak duruşma hakimi olan katılan R. E.'ye söylediği ..siz her çalıştığınız yerde şaibeli olarak çalışmışsınız, ben sizi Adalet Bakanlığı'na şikayet edeceğim. şeklindeki sözlerin katılanı küçük düşürdüğü açıktır. Bu sözlerin dava ile ilgisi ve yararı yoktur. Savunma hududu da aşıldığından, hakareti oluşturan bu sözler nedeniyle sanığın iddia ve savunma dokunulmazlığından yararlanması olanaklı değildir.
Olay öncesi ve olay sırasında katılan R. E.'den kaynaklanan tahrike neden olacak haksız bir hareket bulunmadığı zira sanığın müdahil hakime daha evvelki görev yaptığı yerlerdeki çalışmalarını kastederek tahkir edici mahiyette ..şaibeli olarak çalışmışsınız.. şeklindeki sözleri ile sanığın bu sözleri söylemesine neden olduğu ileri sürülen katılan hakimin sanığın müvekkili ile duruşma öncesinde odasında görüşmesi eylemi arasında illiyet rabıtasının bulunmadığı, kaldı ki söz konusu görüşmede katılanın sanığın müvekkiline babalık yapacağından bahsedildiği, müvekkili aleyhine işlem yapacağına dair bir husustan da bahsedilmediği, dolayısıyla 5237 sayılı TCK'nun 129. maddesinde yazılı özel tahrik maddesinin uygulanmaması gerektiği anlaşılmaktadır.
Sanık ve müdafi 20/12/2011 tarihli son duruşmada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesini talep etmişler bu haliyle sanık hakkında 6008 S.K/7.md. ile, 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesine eklenen Sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez. ek cümlesi karşısında sanık hakkında HAGB hükümleri uygulanmamış, aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanıp özetlenen gerekçelere binaen;
1- Sanık M. P. in üzerine atılı kamu görevlisi olan katılan R. E. ye görevinden dolayı hakaret suçunu islediği yapılan yargılama ve toplanan delillerle sabit olmakla, suçun işleniş sekli, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen netice, sanığın dosyaya yansıyan kişiliği, suç isleme eğilimi nazara alınarak eylemine uyan 5237 sayılı T.C.K. nun 125/3. a maddesi delaletiyle 125/1 maddesi gereğince takdiren alt sınırdan olmak üzere 1 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
2- Sanığın eylemim alenen işlediği anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nun 125/4 maddesi gereğince sanığın cezasından takdiren 1/6 oranında artırım yapılarak 1 YIL 2 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
3- Olay öncesi ve olay sırasında katılandan kaynaklanan tahrike neden olacak haksız bir hareket bulunmadığı anlaşılmakla sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 129/1 maddesinin uygulanmasına YER OLMADIĞINA,
4- Sanığın duruşmadaki olumlu tutum ve davranışları lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek; 5237 sayılı T.C.K.'nun 62 maddesi gereğince cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın 11 AY 20 GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
5- Sanığın cezasında başkaca artırım ve indirim yapılmasına YER OLMADIĞINA,
6- Sanık hakkında verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın beher günü 5237 sayılı TCK nun 50/1.a ve 52/2 maddeleri gereğince takdiren 20 TL hesabı ile paraya çevrilerek sanığın neticeten 7.000 TL ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
7- Sanığın ekonomik ve sosyal durumuna göre hakkında verilen adli para cezasının miktarı itibarıyla TCK nun 52/4 maddesi gereğince adli para cezalarının 10 eşit taksit halinde birer ay aralıklarla sanıktan TAHSİLİNE ve taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına, (ihtarat yapıldı)
8- Sanık hakkında adli para cezasına hükmolunmakla 5237 sayılı TCK'nun 53/1 maddesinin uygulanmasına YER OLMADIĞINA,
9- Sanık hakkında adli para cezasına hükmolunmakla yasal koşulları oluşmadığından 5237 sayılı TCK'nun 51/1 maddesinin uygulanmasına YER OLMADIĞINA,
10- Resen yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen 99 TL nin sanıktan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
Dair, sanık ve müdafinin yüzlerine karşı, katılanın yokluğunda C.savcısı M. V. S.'ın katılımıyla, mütalaaya kısmen aykırı olarak, tefhimden ve tebliğden itibaren 7 gün içinde mahkeme kalemine verilecek bir dilekçe veya zabıt katibine tutturulacak bir tutanak ile Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/12/2011 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy