(2004 S. K. m. 94)
Dava: Davacı avukatı; müvekkilinden alacaklının kendisine karşı yaptığı icra kovuşturmasında; davalının kendisine satmayı 20.7.1966 günlü resen düzenlenmiş noter belgesiyle vaat ettiği, fakat henüz ferağını vermediği apartman dairesinin tescili konusunda aldığı yetkiye dayanarak davalıya karşı açtığı dava sonunda dairenin müvekkile adına tesciline, 9.500 lira avukatlık parası, 4002 lira harç ve 44 lira giderin vaidde bulunan davalıdan alınmasına karar verilip kesinleştiği, ilam gereğinin, tescilin gerçekleştirilmesinde de alacaklı ortaklığın vergi dairesine 4050 lira tasarruf bonosu ve davalının başka bir dairenin 329.32 lira vergisini ödeyip müvekkilinden tahsil ettiğini ileri sürerek aslında davalıya yükletilmesi gereken bu paralar toplamının faiziyle birlikte alınmasını istemiştir.
Dava dilekçesinde ileri sürülen olaylar doğrulandıktan sonra; kendisine, karşı yetki belgesine dayanan alacaklının açtığı o dava yüzünden bu davanın davacısı olan borçlunun herhangi bir zararı olmadığını, müvekkili giderlerle sorumlu kılınmış ise de önceki tescil davasını kovuşturan ortaklığın bu konuda bir dilekte bulunmayacağı yolunda ibra belgesi verildiğini, esasen davacı tescil davasında taraf olmadığından sonunda verilen kararın onu ilgilendirmeyeceğini, yanlış ödenen vergi, harç, davanın reddi gerektiği bildirilmiştir.
Alacaklı ortaklığın temsilcisi tarafından davalıya verilen 1.8.1969 günlü belgede ilamda yer alan harç ve avukatlık parasının borçlu K.'dan istenmeyeceği, ileride birinci borçlunun, rücu hakkının kullanılması halinde K.Ç.'yi ibra ettiği açıklanmıştır. Birinci borçlunun rücu hakkını kullanabilmesi, yetki alan ortaklığa yargılama giderlerini ortaklığın açtığı icra dosyasına ödenmesine bağlıdır. Birinci borçlu, davacı: kendisine ibra eden ortaklığa bunları haricen ödemiştir. Davacının yasaya göre rücu hakkı ibra ile ortadan kalkmıştır. Bu nedenlerle ibra konusu yargılama giderleri (3500 lira avukatlık parası, 4002 lira harç, 44 lira müteferrik giderler) isteğinin reddine, tasarruf bonosu bedeli 4050 ve ödenen vergi 329.32 liranın davalıdan alınarak davacıya verilmesinden ibarettir.
Karar: Temyiz isteminin süresi içinde ileri sürüldüğü görülüp dosyayı incelenip gereği konuşuldu:
Uyuşmazlık, İcra ve İflas Yasası'nın 94. maddesinin alacaklıya tanıdığı, borçlunun şahsında gerçekleşen yetkilerin kullanıldığı sırada, alacaklı tarafından, katlanılan giderlerin bu maddenin son fıkrası uyarınca birinci borçludan tahsilinden sonra; birinci borçlunun alacaklıya yalnız bu konuda ödediği giderleri, kendisine karşı yetkinin kullanıldığı ikinci borçluya rücu edilebilip edilemeyeceğindedir. Ayrıca ve özellikle belirtilmelidir ki, olayda alacaklı İcra Dairesinden aldığı bu yetkiyi kullanırken katlandığı giderleri isteyemeyeceğini, bu konuda ikinci borçluyu ibra ettiğini 1.8.1969'da ona yönelttiği idarece açıklanmıştır. Bu nedenle uyuşmazlığın incelenmesi sırasında doğru bir sonuca varılabilmesi için şu yönler üzerinde durulmak gerektir:
I - İcra ve İflas Yasası'nın 94. maddesi, alacaklıya, borçluya karşı yaptığı icra kovuşturmasında; borçlunun üçüncü kişilere karşı mal varlığında artış ve sonunda takip alacaklısının alabilmesi olanağını sağlamak için borçlunun bazı yetkilerinin onun tarafından kullanılması hakkını vermiştir. Borçlunun üçüncü kişilere karşı haiz olduğu hangi yetkilerin kullanılabileceği madde fıkralarında açıkça gösterilmiştir. Bunlar (bir intifa hakkı, taksim edilmemiş bir mirastaki hak, ortaklık veya iştirak halindeki maldaki payın, iktisap edilmiş fakat tapu veya gemi siciline geçirilmemiş bir ayın hakkının), (bir taşınmazın olağanüstü zaman aşımı ile tescilini isteme hakkının) borçlu adına paraya çevrilebilir bir duruma getirilmesi işlemlerini yapma yetkisi, (emekli veya dul aylığının hak sahibi tarafından alınabilmesini sağlayıcı yoklama işlemini yaptırmakta tereddüt eden borçlunun bu işlemlerini bildirmek) ten ibarettir. Maddede benimsenen yetkiler arasında bir taşınmazın kovuşturma borçlusuna aldığı mal satış parası karşısında satışının vaat edilmesi sonunda doğan tescil isteme yetkisi konusunda alacaklıya işlem yapma olanağı tanınacağı belirtilmemiş ise de, uyuşmazlık konusu icra kovuşturmasında Yasaca benimsenen bu ilkeler uyarınca alacaklıya bu yetki verilmiş ve alacaklı bu yetki belgesine dayanarak; kovuşturma borçlusuna ondan aldığı satış parası karşısında taşınmazının satışını vadeden satıcıya karşı tescil davası açmış ve bu davanın konusu, açılan tescil davasının kararından önce ve sonraki infaz işlemleri sırasında kovuşturma alacaklısının katlanıp sonradan söz konusu 94. maddenin son fıkrası uyarınca takip borçlusundan aldığı giderlerdir. İcra ve İflas Yasası buna benzerliğinin ileri sürülebilmesi yanlışlık sayılmayacak başka bir durumda; 120. maddesinin 2. fıkrasında yer alan giderlerde öngörülen durumun aksine, bu konuda katlanılan giderlerin kovuşturma borçlusuna ait olup ayrı bir kovuşturmaya yer kalmadan bunların o kovuşturma dosyasıyla borçludan alınacağı duyurulmuştur.
Öte yandan alacaklı, satış vaadine göre açtığı taşınmazın tescil davasında bu esas uyarınca merciinden yetki belgesi almış, davada açıkça kendisine karşı icra kovuşturmasına giriştiğini borçlu adına tescil davasını açtığını dava dilekçesinde açıklamış, o mahkemeye yetki belgesini de ibraz etmiştir.
II - İcrada hakkında kovuşturma yapılan borçlu yararına yapılan taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesiyle beliren tescili isteme hakkının gerçekleşmesi için, alacaklı Ticaret Ortaklığı'na icraca verilen ve İcra İflas Yasası'nın 94. maddesine dayanan yetki ile yapılan işlemin kendine özgü işlem olduğu kuşkusuzdur. Nitekim tescil davası alıcı (Z.K.) adına icra kovuşturmacısı Ticaret Ortaklığı tarafından açılmış bulunmaktadır. Böylece taşınmaz mal alım satım vaadi sözleşmesine dayanan tescil davasının bir tarafını, davalısını satıcı, öteki yanını da alıcı teşkil etmiştir. Ancak alıcı davada hazır bulunmamış onun adına özel bir yetki ile hareket eden ve onu temsil eden alacaklı Ticaret Ortaklığı hazır bulunmuştur. Bu durum esas hukuku bakımından Borçlu Yasası'nın 33. maddesinin 1. fıkrasında yer alan (hukuk işleminin) İcra ve İflas Yasası'nın 94. maddesinde yer almış özel bir biçimdir. Kovuşturulan icra borçlusunun temsilcisi olarak hareket eden ortaklığın bu sıfat ve durumunu ve dosyaya konulan yetki belgesiyle beliren sınırını, satış vaadinde bulunan davalı biliyordu. Kendi yararına tescil davası açılan borçlunun temsil derecesi bu yetki belgesiyle davalıya açıklandığından temsilin amaç, kapsam ve konusu bir Yasa hükmüne dayanmış olduğundan bunun derecesi konusunda davalı sübjektif iyiniyete dayanmaz. Böylece beliren harici ve dahili temsil sınırları bu davanın taraflarını bağlar. (Bakınız: Esen Er, Selahiyete Müstenit Temsil, Ankara 1961, sahife 45-49) O halde davalı kendisince amaç ve sınırları belli olanı kapsayan temsil belgesiyle temsilci oturumunda olan Ticaret Ortaklığı'nın 1.8.1969 günlü belgeyle kendisine ulaştırdığı ibra idaresinin temsilcinin temsil yetkisinin sınır ve alanına girdiğini ve kendisine ulaşmakla sonuç doğurup uyuşmazlık konusu giderleri ödeme borcunu düşürdüğünü savunamaz.
III - İbra iradesini ancak alacaklının veya yetkili vekilinin borçluya ulaştırılması halinde sonuç doğuracağı kuşkusuzdur. Müteselsil alacaklılardan birinin ulaşmış iradesi de sonuç doğurur ise de; İcra ve İflas Yasası'nın 94. maddesinin son fıkrasının açık hükmü ile Borçlar Yasası'nın 148. maddesinin birlikte incelenmesinden doğan sonuca göre, kovuşturmayı yapan alacaklı ile borçlunun alacaklının tescile zorlama davasında katlandığı giderlerden ötürü müteselsil alacaklı olarak benimsemesi olanaksızdır. İcra ve İflas Yasası'nın 94. maddesinin son fıkrası hükmü, kovuşturma yapma zorunluluğunda kalan alacaklıya icra giderleri yönünden Yasada benimsenen genel ilkeye uygun olarak kendisine verilen yetkiden doğan giderleri peşin ödeme yükümlülüğü yüklemektedir. Bu hükümle de katlandığı giderlerden ötürü kendisine bir kolaylık sağlanarak ikinci bir kovuşturmaya yer kalmadan asıl borçludan bunları alabilme olanağı sağlamaktadır. Fakat fıkrada yer alan, giderler (... borçludan tahsil olunur) yolundaki kesin buyruk yasa koyucunun amacını açıkça ortaya koymaktadır. Borçluyu temsilen açılan dava yalnız hakkın borçlu üzerine devri içindir. Bu sınırlı yetkinin alacaklının katlandığı giderler için açtığı davada davalıdan giderlerini elde etmesi işlemlerini kapsamamaktadır. Yasanın kesin buyruğuna rağmen aksi yorum ve kabul davalarından bu giderlerin bir bölümünün tahsil edilmemesi veya olayda olduğu gibi ibra iddiası karşısında bir karşılığa ve işin çabuklukla bitirmesi ilkesine aykırı durumu yaratabileceği gibi, alacaklının katlandığı bütün giderlerin borçluya ait olacağı yolundaki genel ilkeye de aykırı sonuç yaratacaktır. Esasen bu giderler alacaklı tarafından yapılmış olsa bile borçlu adına yapılmış ve onun hesabına geçirilmesi gerekli giderlerden olması yönünden de alacaklının, bu giderler bakımından borçlu ile birlikte müteselsil alacaklı sıfatını kazanmış olmasını gerektirmemektedir. Bu nedenle alacaklı olmayan kişinin ibrasının sonuç doğuracağı benimsenemez.
IV - Tescil davası sonunda verilen karar ile beliren duruma göre; bu davanın giderleri konusundaki uyuşmazlığın (dava giderleri) konusundaki usulün genel ilkesi uyarınca incelenip çözümlenmesi gerekir. Bir davada giderlerin aidiyeti, haksızlık ve davranışı ile davaya yol açma esasına göre çözümlenir. Esasen bu konu alacaklının açtığı davada incelenmiş sonunda tescil davası davacının giderleri ödemesi kesinleşen hüküm gereğinden bulunmuştur. Bu kesin hüküm, davanın yargılama giderlerini borçluya ödemesini zorunlu kılmaktadır. Borçlunun bu alacağı, onun rızası olmaksızın alacaklıya ödemekle veya onun ibrasıyla düşmez.
V - Yukarıdan beri açıklandığı üzere, borçlunun icraya başvurmasına rağmen İcra İflas Yasası'nın öngördüğü biçim koşullarına bağlanmadan ve sonunda alacaklının zaman kaybına uğramadan ve geciktirmeden kovuşturma konusu alacakla buna ilişkin bütün giderleri ödemesi, Yasa'nın esas hukuki yönünden kendisine sağladığı bazı hakları (örneğin rücu hakkı gibi) düşürmez. Çünkü İcra ve İflas Yasası bütün kanunlarıyla borcun gerçek borçludan hiç bir yanlışa yer kalmadan en çabuk ve en ucuz biçimde, bütün icra giderleriyle birlikte alınıp alacaklıya ödenmesini amaç tutar. Hiç kuşkusuz, borçlunun önce ödemede direnip kovuşturmaya yol açtıktan sonra, bu tutumunu bırakıp borcunu hemen ödemesi, sonradan beliren iyi niyetin açık bir delilidir. Bu nitelikte bir ödemenin icra dosyasına geçirilmemiş, dışarıda gerçekleşmesi olmasının, esas hukuku yönünden borçlu aleyhine bazı sonuçlar doğuracağının benimsenmesi, Yasanın amacıyla bağdaşamayacak ve iyi niyetin cezalandırılmasına benzer bir durum yaratacağından mahkemenin rücu koşulu için kararda ileri sürüldüğü gerekçe asla benimsenemez.
Yukarıdan beri açıklanan nedenler ve gerekçelerle, davacının kendisine karşı icra kovuşturmasında bulunan alacaklıya tescil davasında yararına hükmolunandan ödediği 3500 lira avukatlık parasıyla 4002 lira harç ve 44 lira yargılama giderlerinin davalıdan alınması isteğinin ibraya dayanılarak reddine ilişkin karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA 29.11.1971 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy