(1086 S. K. m. 195, 197, 198, 202)
Dava: Davacı avukatı; müvekkiline ait aracın trafik kazasında hasara uğradığını ileri sürerek 2000 lira tazminatın alınmasını istemiştir.
Yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verildiğine ilişkindir.
Temyiz eden: Davacı avukatı
Temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği konuşuldu:
Karar: 1 - Taraflar arasındaki uyuşmazlık usulün 195, 197 ve 193. maddelerinin anlam ve uygulama doğmaktadır. Davalı dava açılınca 10 günlük süre içinde Usulün 195. maddesi hükmünce esasa cevap süresi içinde davaya cevap vermemiş fakat herhangi bir sebep yani (işin niteliği düzenlenmesinin müşkül olduğu olağanüstü bir neden bulunduğu) gibi durumların varlığını ileri sürerek 10 gün içinde sürenin uzatılmasını yeni belli günlü bir süre verilmesini istememiştir. Böylece Yasanın 195. maddesinde yer alan 10 günlük süre dolmuştur. O halde artık davalı için Usulün 195. maddesinin uygulanması ve kendisine 3 günlük yeni bir süre verilmesi olanağı kalmamıştır. Çünkü Usulün 198. maddesinde davalıya böyle bir ek süre verilmesi için Yasa koşulları göstermiştir. 3 günlük süre için aranan koşullar:
1 - Yukarıdaki maddede gösterilen nedenlerin gerçekleşmesi yani davalının 195. maddede gösterilen 10 günlük süre içersinde cevap veremeyeceğini ve Usulün 197. maddesinde gösterilen nedenlerin varlığını bildirmesi ve bunu 10 gün içinde mahkemeye açıklaması gerektir.
2 - Usulün 198. maddesi (tayin olunan sürede cevap vermemiş ve yeni mühlet istememiş) taraftan bahsetmektedir. Bu açık hükme göre davada (hakim tarafından tayin olunan müddet) bulunması zorunludur. Bu müddette Usulün 197. maddesinde açıklanan süredir. Oysa Usulün 195. maddesinde açıklanan 10 günlük süre hakim tarafından değil yasa tarafından belirlenmiştir. O halde 198. maddenin öngördüğü süre Yasa tarafından 195. maddeye göre değil hakim tarafından 197. maddeye göre belirlenen süredir.
3 - 198. maddenin uygulanması için davalı herhalde bir özüre dayanmak zorunluluğundadır. Bu mazeretin haklılığı olaylara göre gereğe uygunluk derecesi hakim tarafından değerlendirilir.
O halde bu şartları kapsamayan bir durum karşısında 10 günlük bu cevap süresini geçiren yeni bir süre istemeyen davalı bir müddet sonra yapılan ilk oturumda yeni bir 3 günlük önel isteyemez. Esasen davalı üç günlük süre isterken yasanın öngördüğü mazeret durumunu da ileri sürmüş değildir. O halde mahkemenin bu davada davalının davanın açıldığı ve tebligatın yapıldığı günden başlayarak ilk duruşma gününe kadar hiçbir başvurma yapmayan davalıya kendisi bir mazeret göstermediği halde yalın dileğini benimseyerek üç günlük cevap süresini tanıması ve bu süre içinde ileri sürülen zamanaşımını benimsemesi ve zamanaşımı konusunda verilen ara kararların bağlayıcı nitelikte olduğu gözetilmeden önce reddedilip sonradan benimsenmesi usule aykırıdır.
2 - Bir davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerekmesi durumunda işin esası incelenmez. Dava zamanaşımı nedeniyle reddedildiğine göre esasını da incelenip isteğin reddedilmiş olması kabul şekli bakımından yasaya aykırıdır.
3 - Davacı uğradığı trafik kazası nedeniyle malında meydana gelen zararın 2000 liralık bölümünü istemiştir. Bu isteği ileri sürerken sigortaca yapılan anlaşmaya göre zararın ödenmeyen ilk bölümünü istendiğini açıklamıştır. Sigorta cevabında davacı aracının (67 AP 020) nolu olduğunu söyleyerek bu aracın mecburi trafik sigortasından söz etmiştir. Oysa bu gibi sigortalar davacının aracında meydana gelecek zarar için değil bu aracın başka araçlara verdiği veya vereceği zarara karşılıktır. O halde bu zarar gerçekleşmişse davalının meydana getirdiği bu kısım zararın ödenmesi gerekir. Davanın reddi ancak bu zararın davacı tarafından tamamen sigortaya ödenmiş veya davacıya verilmiş olduğunun ispatına bağlıdır. Bu yönü davalı ispatlamamıştır. O halde bu yönün araştırılmamış olması benimseme biçimi bakımından bozmayı gerektirir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın 2 ve 3. bentlerde oybirliği ile , 1. bentte ve ayrıca gerekçesinde oyçokluğuyla BOZULMASINA ve peşin harcın istek halinde geri verilmesine 16.3.1976 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Cevap süresini geçiren ve Usulün 197. maddesi hükmünce oturumdan önce yeni bir süre istememiş olan davalı Usulün 198. maddesi gereğince çağrıldığı oturumda da bu konudaki özrünü bildirerek esasa girişmezden önce üç günü geçmemek kaydıyla yeni bir süre isteyebilir. Bakınız: Hukuk Muhakeme Usulleri Profesör Sabri Şakir Ansay, Ankara 1941, Cilt 1, sahife 454; yine bakınız: Hukuk Muhakeme Usulü, Profesör Baki Kuru Üçüncü Baskı, Ankara 1974 sahife 322). Ancak bu davada davalı vekili çağrıldığı ilk oturumda ek süre isterken bir özür bildirmemiş olduğundan kendine 3 günlük süre verilmesi usule aykırıdır. Kaldı ki, bu üç günlük süre içerisinde verdiği yalnız zamanaşımını kapsayan cevapta verilebilmesi bir özrü gerektirecek nitelikte değildir. Zamanaşımı def'inin süresinde olmadığının bu nedenlerle kabulü gerektiği oyundayım.
KARŞI OY YAZISI 2
1- Çoğunluk görüşünde belirtildiği gibi yanlar arasındaki uyuşmazlık usul yasasının 195., 197., 198. maddelerinin anlamı ve uygulama biçiminden doğmaktadır. Gerçekten davacı, düzenlediği dava dilekçesinde cevap süresini bildirmesi usul Yasasının 179/4. maddesi gereğidir. Dava dilekçesinde süre tayin edilmediği takdirde, Usulün 195. maddesi hükmünce cevap süresi kaideten 10 gündür. Bu süre 10 günden az olamaz. Gerek usulün 179/4. maddesi hükmünce davacı tarafından tayin edilen gerekse 195. maddede belirtilen süre içinde davalı cevap vermek zorunluluğundadır.
2- Davalı yabancı bir memlekette veya mahkemenin yargı çevresi dışında ikamet etmesi halinde cevap süresi bir talebe lüzum olmaksızın hakim tarafından tayin olunur (Madde 183). Bunun dışında olan niteliği itibariyle cevap layihasının tayin olunan sürede tanzimi müşkül bulunduğu veyahut fevkalade nedenlere binaen kabul olmadığı anlaşılırsa davalıya yeni bir süre verilebilir ve davacıya keyfiyet bildirilir. "Usul 197" o halde yukarıda değinilen süre yeterli değilse ve 197. maddede belirtilen koşullar mevcutsa henüz süre sona ermeden sürenin uzatılması talep olunabilir. Bu gibi hallerde hakim yeni bir süre vermek yetkisine haizdir. Sürenin uzunluğunu tayin hakimin takdirine bağlıdır. Verilen süre kesindir. (Madde 163). Artık yeniden bu yolda bir süre vermek imkanı yoktur.
3- Usul Yasasının 198. maddesinde ise; 197. maddedeki koşullar mevcut olduğu takdirde yani (İşin niteliği itibariyle tetkiki uzun zamanı gerektiriyor ise veya fevkalade sebeplerle cevap verme müşkül veya imkansız olduğu hallerde) hiç cevap vermemiş ve yeni bir süre de istememiş olan taraf ilk celsede esasa girişmeden önce mazeretini bildirerek ikinci bir süre isteyebileceğini ve hakimin mazereti kabul ettiği takdirde bu sürenin üç günden fazla olmayacağı kuralını koymuştur. Burada tanınan süre kaçırılmış olan 10 günlük sürenin 3 gün daha uzatılmasından ibarettir. Böylece Yasa cevap süresini kaçıran davalıya bu süreyi uzatmak için yeni bir imkan tanımaktadır. Nitekim cevap süresini elinde olmayan bir sebeple kaçıran davalı eski hale getirme yoluna gitmeyerek 198. maddede tanınan hakkını kullanmak suretiyle sürenin 3 gün daha uzatılması için hakime başvuracaktır. Binaenaleyh 197 ve 198. maddede tanınan hakkını kullanmak suretiyle sürenin 3 gün daha uzatılması için hakime başvuracaktır. Binaenaleyh 197 ve 198. maddelerin birlikte mütalaasından anlaşılacağı üzere işin niteliğinden veya fevkalade sebeplerden dolayı cevap layihasının tayin edilen sürede verilmemesinin müşkül ve imkansız bulunması gerekir. Ancak 197. madde cevap süresi içinde ve celseden önce cevap süresinin uzatılması söz konusudur. Bu süre sınırlı değildir. Doğrudan doğruya tayin hakkının takdirine bağlıdır. 198. maddede ise tayin edilen veya 195. maddedeki sürenin kaçırılmış olması halinde sınırlı olarak verilen ek süredir. Bu neden 197. maddedeki verilen sürenin devamı değildir. Mazeret mevcut olduğunda cevap süresini kaçıranlar için tanınan bir süredir. Bütün uygulamalar bu yoldadır. Hukuk Genel Kurulu 18.10.1961-2/31-38, 7.10.1964-1117/D-4-612, 4. H.D. 7227/7011 28.11.1957.
4- Usulün 198. maddesinin tanıdığı sürenin verilmesi için mazeretini bildiren yanın bu mazeretinin zapta yazılıp yazılmaması elinde değildir. Hakim ara kararında mazereti kabul ederek 3 günlük ek süre verdiğine göre hakimin takdirine bağlı işlemi kabul zorunluluğu vardır. Zira mazeretin mevcudiyetine hakim inanmış olacaktır ki süreyi vermiştir. Bu durumda tamamen hakimin takdirine aittir. Gerçi mahkemenin maddi hukuka ilişkin takdir hakkı Yargıtay'ın kontrolü altında olduğu birçok kararlarda ifadesini bulmuş ve doktrinde de bu kabul edilmiştir. Ancak olayımızda bu yolda herhangi bir biçimde takdirde bir yanlışlık görülmemiştir.
Bu görüşlerin aksine olan çoğunluk görüşü oyuna katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy