(6183 S. K. m. 31) (2004 S. K. m. 283)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve alacak davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı 25.5.1970 günlü akit işleminin iptaline ve eski hale getirilmesine ilişkin hükmün, süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla, yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özelikle delillerin değerlendirilmesinde bir yolsuzluk görülmemesine göre, davanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerektir.
2- 6183 sayılı Kanun'un düzenlemiş olduğu iptal davaları; borçlu tarafından ciddi ve geçerli olarak yapılmış bazı tasarruf muamelelerinin hükümsüz kılınması için açılır. Bu dava ile güdülen amaç, amme alacağını ödemeyen borçlunun malı bulunmadığı veya borca yetmediği takdirde, amme alacağının tamamının veya bir kısmının tahsiline imkan bırakmamak amacıyla borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki muamelelerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi lazım gelen kimselerle yapılan bütün muamelelerin tarihleri ne olursa olsun, hükümsüzlüğünü sağlamak ve bu yol ile amme alacağını tahsil etmektir. Bu bakımdan, gerek 6183 sayılı Yasa'nın gerek İcra ve İflas Yasası'nın düzenlediği iptal davaları ile genel nitelikteki muvazaa davaları arasında, gerek nitelik ve şartları ve gerek hüküm ve sonuçları bakımından esaslı farklılıklar vardır. Çünkü, iptal davasının, yukarıda kısaca anılan niteliğine karşın, muvazaanın mahkeme kararı ile tespit ettirilmesi davası; alacaklı ve borçlunun yaptığı tasarruf muamelesinin gerçek halde hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. O halde, özetlenecek olursa, her iki dava arasındaki en önemli fark, iptal davasının geçerli (muteber) muamelelere karşı açılmasına mukabil, muvazaa davasının cali muamelelere karşı açılmasında kendisini gösterir.
Esasen, gerek doktrinde benimsenen baskın görüşe ve gerekse dairemizin uygulamalarına göre, iptal davası, ayni bir dava olmayıp, şahsi bir davadır. Diğer bir deyişle, iptal davası ister taşınır mala, isterse taşınmaz mala ilişkin olsun, bu malların ayniyle ilgili bir dava değildir. Yani, iptal davası, borçlunun hukuki muamelelerinin sonuçlarını yok edici nitelikte bir dava sayılamaz. Böyle olsaydı, iptal kararı ile taşınmazın mülkiyeti alacaklıya (Hazine'ye) geçerdi ve tapu kaydının iptali ve alacaklı adına tescili gerekirdi. Halbuki, tasarrufun hükümsüzlüğü, yani iptal kararı ile müktesip (davalı), alacaklı durumundaki Hazine'nin üçüncü kişi durumundaki borçlunun ammeye olan borcu ile sınırlı olmak üzere ödeme yükümü altına girmekte ve böylece alacaklı Hazine, davalı müktesibin malını 6183 sayılı Yasaya göre sattırıp alacağını tahsil yetkisini kazanmaktadır. Bu yön, 6183 sayılı Yasa'nın 31.maddesinde de dile getirilmiştir. (Benzer hüküm için bakınız, İİK m.283) O halde, iptal davasının ve iptal kararının müktesibin borçludan yaptığı iktisaba etkisi yoktur; yani bu dava, mülkiyeti kazandırıcı işleme etkili değildir. Bu nitelikteki dava sonunda, taşınır ya da taşınmaz mülkiyeti el değiştirmiş olmaz; davadan önceki malik şeyin mülkiyetini muhafaza eder, mülkiyet ne iptal davasının davacısına ve ne de borçluya döner. Bunun doğal sonucu olarak davalı müktesip amme borcunun tahsil olunamayan bölümünü ödeyerek, onun talebinden kurtulma olanağına ve davaya son verme hak ve yetkisine sahiptir.
Sonuç olarak, 6183 sayılı Yasa'nın düzenlediği iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlayan, nispi nitelikte yasadan doğan bir davadır; bu dava, alacağın tahsilini sağlayan şeyin aynı ile ilgili olmadığından, tapu kaydının iptaline karar verilemez. Mahkemece yapılacak iş, hukuki muamelenin ve olayda olduğu gibi hazineye vergi borcu olan (F.Y.) adlı kişi ile davalı (H.S.) arasındaki satış işleminin hükümsüzlüğüne karar vermek olmalıydı. Mahkemenin, tapunun iptaline ve borçlu olan ve davada taraf bulunmayan (F.Y.) adına tesciline karar vermiş olması bozmayı gerektirir ise de, bu yanlışın düzeltilmesi yeniden duruşmayı gerektirmediğinden, kararın düzeltilerek onanması, Usulün 438. maddesi gereğidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın hüküm fıkrasındaki Sarnıç mevkiinde kain tapunun 266 pafta, 966 ada ve 4 parsel numarasında 1640 m2 olarak (İ) oğlu (F.Y.)'ye ait iken 2.5.1970 tarihinde satışı suretiyle (A.) oğlu (H.S)'ye geçmiş bulunan gayri menkulün, Amme Alacaklarının Tahsili Kanunu'nun 24.maddesi gereğince, davalıya yapılan satış neticesi, tapu dairesindeki 25.5.1970 tarihli akit işleminin iptaline ve eski hale getirilmesine sözlerinin kaldırılarak yerine Hazine'ye borçlu olan (F.Y.) ile davalı (H.S.) arasında yapılan 266 pafta, 966 ada, 4 parsel sayılı taşınmaza ilişkin hukuki tasarrufun yani satışın vergi borcu tutarı olan 25.244.67 lira ile sınırlı olmak üzere hükümsüzlüğüne ve dolayısıyla davacının borçlunun mal varlığından çıkmış olan taşınmaz üzerinde 6183 sayılı Yasa hükümlerince cebri icra yapabilme olanağının tanınmasına sözlerinin yazılmasına ve kararın bu düzeltilmiş şeklinin ONANMASINA (...) 11.09.1978 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy