(818 S. K. m. 41, 53) (6085 S. K. m. 50, 55)
Davacı avukatı; trafik kazası sonucu müvekkiline ait aracın hasara uğradığını ve kendisinin de yaralandığını ileri sürerek 33256 lira maddi ve 15.000 lira manevi tazminatın alınmasını istemiştir.
Yapılan yargılama sonunda; olay, ilgili dosya ve belgelerle sabit olduğundan 13937 lira 50 kuruş maddi ve takdir edilen 5000 lira manevi tazminatın faiziyle birlikte ilamda gösterilen miktarlarda davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, davalılardan Hidayet ve Nurettin hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verildiğine ilişkindir.
Temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu :
1- 6085 sayılı Karayolları Trafik Yasasının 232 sayılı Yasa ile değişik 50. maddesi hükmünde çalınan ya da izinsiz kullanılan motorlu taşıt araçlarının verdiği zararlardan ötürü araç sahibinin sorumluluğu düzenlenmiş değildir. Bu itibarla yasada, bu konuda önemli sorunlar yaratacak bir yasa boşluğunun varlığı kuşkusuzdur. Ergün Özsunay'ın (Çalınan veya Araç Sahibinin İzni Dışında Kullanılan Motorlu Taşıt Araçlarının Sebep Olduğu Zararlardan Doğan Hukuki Sorumluluk - İ.H.F.M. Cilt XXX, Sayı 3 -4, 1964 Sayfa 852) adlı makalesinde belirttiği gibi; izinsiz yararlanmadan doğan sorumluluk bakımından Karayolları Trafik Kanunumuzda gerçek bir boşluğun bulunması, uygulamayı, kusur sorumluluğuna ilişkin genel kurallara başvurmak zorunda bırakmış ve bu durumlarda Borçlar Kanununun 41. maddesinin uygulanma temayülü belirmiştir ki, trafik kazalarından doğan büyük zararlara karşı modası geçmiş bu kurallarla sorunun çözümlenmesi ve dolayısıyla araç sahibinin hırsızlık olayını ispat ettiği takdirde zarar göreni çok kez ödeme gücü olmayan araç hızsızlarıyla baş başa bırakmak ve bu olayda olduğu gibi hırsızın da tespit edilememesi halinde zararını dahi alamayacak duruma düşürmek sadece haksız değil ayrıca hakkaniyete ve sosyal güvenliğe de aykırıdır.
O halde, Tandoğan'ın da belirttiği (Türk Mesuliyet Hukuku, 1961, SH. 238) ve Ergün Özsunay'ın da paylaştığı gibi (agm. 856), araçtan izinsiz yararlanan, araç sahibi yerine ve araç sahibi gibi sorumlu kılınmalı, ancak, araç sahibi de, aracın çalınmasını ya da izinsiz kullanılmasını önleme ve gözetim bakımından gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini, hayat denemelerine ve olayların akışına göre alınabilecek normal tedbirleri aldığını ve bu itibarla kendisinin ya da eylemlerinden sorumlu olduğu kimselerden birinin kusuru bulunmadığını ispatlamadıkça sorumluluktan sıyrılamamalıdır.
Olayımızda, ceza mahkemesince verilen kararda arabanın çalındığı vakıasının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bir ceza mahkemesinin tespit ettiği maddi vakıaların Borçlar Yasasının 53. maddesi hükmünce hukuk hakimini de bağlıyacağından kuşku yoktur. Ne var ki ceza mahkemesi ilamında hırsızlığın nasıl ve ne şekilde yapıldığı konusunda ve bu hırsızlık olayında araç sahibi olan davalının kusuru bulunup bulunmadığı yönünde bir açıklama bulunmamaktadır. O halde ceza mahkemesinin ilamında da sabit görülen hırsızlık olayında araç sahibinin kusuru olup olmadığı yönünün saptanması öncelikle halli gereken bir ön sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Zararlı sonuç doğuran olayı müteakip davalılardan Hidayet'in aracında yapılan inceleme sonunda düzenlenen 8.7.1972 günlü ve davalı tarafından da aksi iddia ve ispat edilemeyen görgü zaptında; arabanın tüm kapılarının kilitli olduğu, kelebek camları dahil camlarının kapalı olduğu, kapılarda ve camlarda zorlamaya delalet eden hiç bir iz tespit edilemediği, arabanın düz kontak yapılmak suretiyle çalıştırıldığı hususunda bir işleme başvurulmadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Şu kesin delillerden çıkan anlam ve sonuç hiç kuşkusuz bu aracın ya kapısının davalı Hidayet tarafından açık bırakılması ve kontak anahtarının arabada unutulması suretiyle ihmali davranışlarla arabanın çalınmasına sebebiyet verdiği, ya da adı geçen davalının arabasını kendi rızası ile bir üçüncü kişiye kullandırdığıdır. Ceza mahkemesi ilamında çalınma sabit görüldüğüne ve bu yön hukuk hakimini de bağlıyacağına göre yukarıda izah edilen arabanın çalınması olayında davalı Hidayet'in kusurlu ve savsaklayıcı eylemi olduğunda kuşku yoktur. Bu şekildeki tutum ve davranışları ve gösterdiği ağır özensizlik ve tedbirsizlik nedenleriyle arabanın çalınmasında davalı Hidayet'in kusuru açıktır. O halde olayda Hidayet'in sorumlu tutulmamış olması yazılı nedenlerle Yasa hükümlerine aykırıdır.
2- Karayolları Trafik Kanununa göre, motorlu taşıtların sahipleri, bunların kullanılmasından üçüncü kişiler aleyhine doğacak zararları karşılamak üzere, mecburi mali mesuliyet sigortası yaptırmaya zorunludur. (Mad.51/1). Bu sigorta yapılmadıkça motorlu araç, trafik şube veya bürosuna tescil edilemez, trafiğe çıkarılamaz (17/1, 18, 19/1, 51/II, 54/I, II). O halde bu sigorta ile güdülen gerçek amaç, zarar gören üçüncü kişilerin zararlarını sür'at ve emniyetle karşılamak ve böylece vatandaşları motorlu araçların kullanılmasından doğan tehlikelere karşı korumaktır. Kaldı ki, yasa hükmü bu sigortanın yapılması zorunluğu araç sahibine yüklemekte ise de, sigorta doğrudan doğruya poliçede yazılı araca bağlıdır ve onu izler. Aracın sahip değiştirmesi durumunda da kural, sigorta sözleşmesinin devamıdır. (51/II). Bu görüş doktrinde de açıkça kabul edilmektedir. (Dr. Fırat Öztan - T.T.K. Hükümlerine Göre, Sigortalı Malın Sahibinin Değişmesi - Ankara 1971, Sayfa 65, dipnot 19 ve 29 ile ilgili metni) (Ali Bozer - Sigorta Hukuku - Ankara 1965, Sayfa 294 vd). (Dr. Hikmet Sami Türk - Mecburi Mali Sorumluluk Sigortası ve İzinsiz Kullanmalar - Makale - Batıder - Aralık 1971, Cilt VI, Sayı 2, Sayfa 347 vd., dipnot 9,10 ve orada anılan eserler). O halde, bu şekilde sigortalı olan bir araç, ister sahip değiştirsin, ister tamir edilmek üzere bir tamirhaneye bırakılan (T.D. 2.10.1965 gün, 505 E. 2722 K.) ya da yukarıda kararın 1. bendinde açıkça belirtildiği gibi araç sahibinin gerekli ve yeterli özeni göstermemesi yüzünden çalınsın veya izinsiz kullanılsın sigortalı olmakta devam edecektir. Kaldı ki, olayda yani aracın çalınmasında, sigorta yaptıran araç sahibinin ayrıca kusurlu davranışı da mevcuttur. O halde sigorta bu durumda sorumlu olacaktır. Burada önemli görülen bu yön üzerinde ayrıca durulmasında yarar vardır. O da, sigorta sözleşmesinin genel şartlarının 2. maddesinin (e) bendinde mevcut olan sorumsuzluk şartının üçüncü kişileri bağlayıp bağlamayacağı ve aracın sahibinin kusurlu davranışı sonunda aracın üçüncü kişiler tarafından çalınması ya da izinsiz kullanılması halinde de sigortanın sorumsuz olup olmayacağı sorunu Dairemizin ve Yargıtay'ın öteden beri istikrarla uygulaya geldiği içtihadına göre, aracın kapısının açık bırakılması ya da üzerinde kontak anahtarının unutulması yüzünden aracın çalınması ya da izinsiz kullanılması halinde, araç sahibi Trafik Kanununun 50. maddesi hükmünce sorumlu tutulmaktadır. O halde 50. maddeye göre araç sahibi sorumlu tutulduğuna göre sigortanın bu durumlarda sorumsuz tutulması büyük bir çelişki olur. Kaldı ki, sözleşmenin 2/e bendindeki sorumsuzluk şartı sigortacı ile sigorta ettiren arasında hüküm ifade edip, bu şartın üçüncü kişileri bağlıyacağı da düşünülemez. Kaldı ki, Trafik Kanununun 55/I. maddesi (sigorta mukavelesinden... doğan ve tazminat miktarının azaltılması veya kaldırılması neticesini veren istisnai haller, zarar görenlerin haklarına tesir etmez) hükmünü koymuştur ki, bu hüküm ile ve genel şartların 13/I ve II. maddesi hükmü dahi sözleşmedeki sorumsuzluk şartının üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğini ve onların hukukunu etkileyemeyeceğini göstermektedir. O halde, 3. kişiler yararına yasadan doğan bir hakkın sözleşmede taraf olmayan üçüncü kişiler aleyhine bir şart ile bertaraf edilmesi mümkün ve geçerli olmadığından sigortanın sözleşmedeki sınırlar içinde sorumlu tutulması doğrudur (Türk - agm - 347 vd.) (Özsunay - agm - 856 vd.) ve davalı Başak Sigortanın bu yönü amaç tutan temyiz itirazları yersizdir. O halde mahkemenin sigortalı aracın tam kusurlu olduğunu gözeterek davacının zarara uğramasına neden olan olayda Başak Sigortaya bedeni zarar karşılığına sigorta haddi ile sınırlı olmak üzere ayrıca hükmetmesi için hüküm bozulmalıdır.
3- Davalı Başak Sigorta şirketinin davayı kabulü söz konusu olmadığına göre yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamış olması da usule aykırıdır.
4- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir yolsuzluk bulunmamasına göre davacının 1, 2 ve 3. bentler dışındaki sair ve davalı Başak Sigorta şirketinin bütün temyiz itirazlarının reddi gerektir.
Temyiz olunan kararın 1, 2 ve 3. bentlerde gösterilen nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, ve davacının bunun dışında kalan temyiz itirazları ile davalı Başak Sigorta şirketinin bütün temyiz itirazlarının REDDİNE oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy