(818 S. K. m. 32, 111, 112, 389)
Davacı, davalıların kardeş olduklarını, bir trafik kazası geçirmiş olan davalı Hasan'ın açacağı ceza ve tazminat davalarını kovuşturması için davalı Akif'in kendisine başvurduğunu ve kendisiyle bu davaları takip etmek üzere anlaştıklarını ve tarihsiz bir ücret sözleşmesi yaptıklarını, bunun davalı Hasan tarafından verilen vekaletnameye istinaden bu davaları kovuşturmaya başladığı, iki yıl kadar önce hastalığı bahane edilerek davalı Hasan tarafından azledildiğini, azlin hiçbir haklı ve yasal nedene dayanmadığını ileri sürerek, neticeten sözleşmede yazılı olan ücretiyle, icra vekalet ücreti, mahkeme ve icra gideri ve zaruri ikamet ve seyahat giderleri toplamı 32.701,60 liranın her iki davalıdan tahsilini istemiş;
Davalı Akif, ücret sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını ve davacıya bir borcu bulunmadığını savunmuş, diğer davalı ise duruşmaya gelmemek suretiyle davayı inkar etmiş;
Yerel mahkeme, bilirkişi raporuna dayanarak ve ödenen kısmı da indirerek 40.701,60 liranın her iki davalıdan tahsiline karar vermiştir.
Dosyaya mübrez tarihsiz yazılı ücret sözleşmesi incelendikte; görülmektedir ki, bu sözleşmenin tarafları davacı avukat ile davalı Akif'tir. Sözleşme altındaki (iş sahibi) sıfatıyla atılmış olan imzanın da davalı Akif'e aidiyeti bilirkişi raporu ile gerçekleşmiştir. Davacı avukat ile davalı Akif arasında yapılmış olan bu sözleşme ile davacı, davalı Akif'in kardeşi davalı Hasan'ın (Kalecik Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan 150.000 liralık) bir davasını takip etmeyi, davalı Akif'de 30.000 liradan ibaret olan vekalet ücreti ile (sözleşmenin 2,4, ve 6. maddelerinde öngörülen) sair gider ve ücretleri davacı avukata ödemeyi şahsen taahhüt etmiştir. Bu sözleşmenin hiçbir yerinde ne açıkça ve ne de zımnen davalı Akif'in davalı iş sahibi Hasan'ın temsilcisi sıfatıyla hareket ettiğini kabule olanak sağlıyan bir söze rastlanmamaktadır. O halde, bu ücret sözleşmesinin temsilci sıfatıyla yapıldığını kabul mümkün değildir. Böyle olunca da davalılardan Hasan'ın ödemekle yükümlü olduğu bir ücretten söz edilemez. Davacı avukatın, davalılardan Hasan'ın bir davasını takip etmiş olması ve bu davayı takip için davalı Hasan'ın kendisine vekaletname vermiş bulunması duruma ve sonuca etkili değildir. Çünkü, yapılan bir vekalet ve ücret sözleşmesi ile vekile verilen işin, muhakkak surette sözleşmeyi yapan kişinin işi olması gerektiğine ilişkin bir hukuk kuralı yasalarımızda mevcut değildir. Diğer bir söyleyiş ile bir kimse kendisine ait olmayan bir işin takibini ücretini kendisi ödemek koşulu ile bir avukata gördürebilir; bunu önleyen bir yasa hükmü yoktur. Diğer yönden başkasına ait bir davanın görülebilmesini sağlamak amacıyla o üçüncü kişi tarafından avukata bir vekaletname verilmiş olması durumu, görülecek işin ücretinin de vekaletname veren tarafından ödeneceği taahhüdü altına girildiği anlamına gelmez. Çünkü davacı avukatla davalı Akif arasındaki sözleşmenin yerine getirilebilmesi ancak davalı Hasan'ın vekaletname vermesine bağlıdır.
Hal böyle olunca, davacı ile davalılardan Akif arasındaki sözleşmenin niteliğinin belirlenmesi zorunludur. Hiç kuşku yoktur ki, taraflar arasındaki bu sözleşme BK.nun 111 ve 112. maddelerinde düzenlenmiş olan Üçüncü şahıs yararına bir sözleşmedir. Bilindiği gibi üçüncü şahıs kavramı, bir hukuki işlemin kurulması söz konusu olan durumlarda, bir hukuki işlemin meydana gelmesine katılamayan şahısları ifade eder. İşlemi kuranlar taraf işlemin kurulmasına katılmayanlar ise üçüncü şahıstır. Bu tür bir sözleşme ile davacı avukat üçüncü şahıs durumundaki Hasan'a edim yapılmasını, yani onun davasının takip edilmesini taahhüt etmekte, davalı Akif'de Hasana yapılacak edimin karşılığını davacıya ödemeyi borçlanmaktadır. şu halde davacı avukat, takibini deruhte ettiği işi özenle yürütmek yönünden hem akidi Akif'e karşı ve hem de bu sözleşme ile davanın takibi konusunda alacaklı durumda bulunan iş sahibi Hasan'a karşı sorumludur. Diğer bir söyleyişle hukuki yardımın özenle yürütmesini her iki davalı davacı avukattan talep edebilecek; ancak davacı, hukuki yardım karşılığını sözleşme uyarınca sadece davalı Akif'ten talep edebilecektir. Bu niteliği itibariyledir ki tam üçüncü şahıs yararına sözleşme temsilden ayrılmaktadır. Temsille üçüncü şahıs yararına sözleşme arasındaki benzerlik, sözleşmenin kuruluşuna katılmayan bir şahsın doğrudan hak sahibi olmasıdır. Bu ortak noktaya rağmen her iki müessese birbirinden farklıdır. Üçüncü şahıs yararına kurulan sözleşme doğrudan temsil yetkisine dayanan bir işlem olmaza. Çünkü alacaklının vaad ettiren sıfatı ile üçüncü şahıs adına bir hukuki işlem kurması (temsil) söz konusu değildir. (Çünkü, temsilde üçüncü şahıs sözleşmenin tarafıdır; sözleşme temsilci ile borçlu arasında değil, temsil olunan ile borçlu arasında kurulmuştur. Temsile kurulan hukuki işlemin bütün sonuçları temsil olunanın hukuk çevresinde doğar (BK.32/1); ortak taraf, her iki durumda yukarıda da kısaca değinildiği gibi, üçüncü şahsın (olayda davalı Hasan'ın) davacıdan işin özenle yürütülmesi konusundan doğrudan bir talep hakkı elde etmesidir. Fakat bu iki talebin her iki halde kaynağı farklıdır. Temsilde sözleşmenin tarafı olarak, üçüncü şahıs yararına sözleşmede ise, o sözleşmenin bir dış etkisi, yabancıya etkisi (Fremdvirkung) olarak talep hakkına sahiptir (Şener Akyol - Tam üçüncü şahıs Yararına sözleşme - İstanbul 1976 - Sayfa 61 vd.)
Bütün bu açıklanan nedenlerle, her iki davalının sözleşilen ücretle sorumlu tutulması söz konusu olamaz. Çünkü, yukarıda da belirtildiği veçhile, ücret sözleşmesi eğer davalı Akif tarafından temsilci sıfatıyla diğer davalı Hasan adına yapılmış, ise BK.nun 32/1 hükmünce davacı, esasen temsilci durumundaki davalı Akif'ten ücret isteyemeyecek ve ücreti davalı Hasan'dan talep edebilecektir. Eğer davacı ile davalı Akif arasındaki sözleşme temsilci sıfatıyle değil de üçüncü şahıs durumundaki Hasan yararına bir sözleşme ise, bu takdirde de davacı ücretini üçüncü kişi durumundaki Hasan'dan değil, sözleşmenin tarafı olan davalı Akif'ten isteyebilecektir. Bu bakımdan her iki davalının ücretle sorumlu tutulması mümkün değildir.
Ancak yukarıda etraflıca izah olunduğu veçhile, sözleşme davacı ile davalı Akif arasında yapılmış olmasına ve davalı Akif'in davalı Hasan'ın temsilcisi sıfatıyla hareket etmeyip, şahsen borç altına girmiş bulunmasına ve bu sözleşmenin üçüncü kişi Hasan yararına yapılmış olduğu sonucuna varılmasına göre, dava edilen ücretin davalı Akif'ten tahsiline karar verilmesi doğrudur ve davalı Akif'in temyiz itirazları reddedilip hakkındaki hüküm onanmalıdır.
Fakat, davalılardan Hasan'ın sözleşmede öngörülen ücretle sorumlu tutulması düşünülemeyeceğinden davalı Hasan hakkındaki dava reddedilmek üzere bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Akif'in bütün temyiz itirazlarının reddiye temyiz olunan kararın davalı Akif'e ilişkin bölümünün ONANMASINA ve davalı Hasan'ın temyiz itirazlarının kabulüyle yukarıda gösterilen nedenlerle hakkındaki hükmün BOZULMASINA ve onama harcının davalılardan Akif'e yükletilmesine oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy