(818 S. K. m. 42) (5846 S. K. m. 24, 25, 43)
Dava ve Karar: 1 - 5846 sayılı Fikir Ve Sanat Eserleri Kanununun 24. maddesi hükmüne göre; bir eserden onun asıl veya işlenmelerini doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. Aynı Yasanın 25. maddesinde radyo ile yayım hakkını düzenlemiştir. 25. maddenin açık hükmü karşısında, her türden fikir ve sanat eserleri, kanunda öngörülen istisnalar hariç (madde 30-37, 39-41 de öngörülen durumlar gibi) ancak eser sahibinin müsadesiyle radyo ve televizyonda yayımlanabilir. Kanun, muhtelif maddelerinde eser sahibinin genel olarak yayım hakkına getirmiş olduğu istisnalardan ayrı olarak, bir de özel şekilde eser sahibinin radyo ile yayım hakkına istisna getirmiştir. Kanunda, Bakanlar Kurulu'nca çıkarılacak bir kararname ile radyo idarelerine yayımlanmış bulunan fikir ve sanat eserlerini, sahiplerinin müsaadesi olmaksızın yayımlanma yetkisinin verilebileceği öngörülmüştür (m. 43/I cümle bir).
Ancak fikir ve sanat eserlerini sahiplerinin müsaadelerini almadan radyo ile yayma hususunda kanun tarafından radyo idarecilerine tanınmış olan bu yetki, hiçbir zaman eserlerin telif ücreti ödenmeden yayımlanması anlamını taşımamaktadır. Nitekim kanun, radyo idarecilerince yapılacak yayımlarda eser sahiplerine ödenecek ücretlerin, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlıkları tarafından müştereken tesbit edildikten sonra Bakanlar Kurulu'nca tasdik edilecek bir tarifeye göre ödeneceği öngörülmektedir (43/III).
Böyle bir tarifenin henüz düzenlenmiş olmaması davacının mali haklardan yararlanmasını engelleyemez. Esasen anılan Kanunun 43. maddesinin son fıkrasında kurulması öngörülen mesleki birliklerin henüz kurulmamış olması olgusu da davacının ücret isteme hakkı bulunduğunun en belirgin kanıtıdır. Bu yön doktrinde de benimsenmiştir. (İlhan Öztrak - Fikir Ve Sanat Eserleri Üzerindeki Haklar - Ankara 1971 Sayfa 68).
Nitekim, bilirkişi de davacının bir ücret istemeye hakkı bulunduğunu ve davada talep edilen ücretin de kadri maruf olduğunu belirtmiştir. Bu bakımdan mahkemenin bir taraftan davacının mali haklarının davalının kusurlu davranışı ile halele uğratıldığını kabul edip, öte yandan anılan yasa hükümlerine, bilirkişi beyanına ve BK.nun 42. maddesinin mahkemeye tanıdığı geniş takdir hakkına rağmen hükmedilecek ücretin nitelik ve kapsamının davacı tarafından belirlenip isbat edilemediğinden söz edilerek maddi tazminat hakkındaki isteği reddetmiş olması bozmayı gerektirir.
2- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir yolsuzluk görülmemesine göre davacının sair ve davalının bütün temyiz itirazlarının reddi gerektir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın birinci bentte gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA ve davacının sair ve davalının bütün temyiz itirazlarının ikinci bentte gösterilen nedenle reddine oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy