(1136 S. K. m. 47, 163, 164, 166, 173) (818 S. K. m. 19, 20)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı 86360 liranın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine ilişkin hükmün taraflar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşuldu:
Karar: 1 - Davacı, davalı müvekkili ile vaki anlaşma üzerine Mersin Birinci Asliye Hukuk Mahkemesinden 1978/946 esas sayılı kamulaştırma bedelinin arttırılması davası açıp özenle yürütmeye başladığını, ancak davalı müvekkilin 16.10.1978 günlü azilname ile hiçbir sebep ve gerekçe göstermeksizin kendisini azlettiğini ileri sürerek, yazılı sözleşme ile kararlaştırılan 750.000 liralık ücretin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı savunmasında; yapılan yazılı ücret sözleşmesinin 6830 sayılı Kamulaştırma Yasasının 32/g bendi hükmünce geçersiz olduğunu, tarafları hukuksal yönden bağlama gücü bulunmadığını, davacı müvekkilini suç teşkil eden bir ücret sözleşmesi yaptığı için azlettiğini, bu nedenlerle davacının hiçbir ücret istemeye hakkı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkeme, taraflar arasında yapılmış olan yazılı ücret sözleşmesinin 6830 sayılı Yasanın 32/g bendinde sevk edilen amir hükme aykırı bulunduğu gerekçesiyle sözleşmeyi geçersiz saymış ve fakat davacı avukatı yararına tarife hükümlerince 86.360 lira ücret takdir etmiştir.
Mahkeme kararında da açıkça benimsendiği ve işaret edildiği gibi; davacının, davalı müvekkili ile aralarında vaki anlaşma üzerine verilen vekaletname ile Mersin Birinci Asliye Hukuk Mahkemesinde (Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine 3.093.000,00 liradan ibaret bir) kamulaştırma bedelinin artırılması davası açtığı, bu davayı dikkat ve özenle yürütmeye başladığı, bu arada davalının 16.10.1978, günlü azilname ile ve hiç bir sebep göstermeksizin davacıyı azlettiği, azlin haksız olduğu anlaşılmaktadır. Esasen, bu konuda taraflar arasında da bir uyuşmazlık yoktur. Zira davalı dahi azlin davanın kavuşturulmasında ihmal gösterildiği olgusuna dayandığını savunmamıştır.
Mahkeme, davalı savunması doğrultusunda «taraflar arasında mevcut yazılı, ücret sözleşmesinin 6830 sayılı Yasanın 32/g bendi hükmüne aykırı olduğunu ve bu itibarla da geçersiz bulunduğunu» kabul etmiş, ne var ki buna rağmen tarifeyi uygulamak suretiyle bir kısım isteğin tahsiline karar vermiştir.
Davacı, sözleşmenin geçerli olduğu iddiası ile ve davalı da sözleşmenin geçersiz olması halinde tarifeye göre de bir ücret verilemeyeceği sebepleriyle hükmü temyiz etmişlerdir.
Hal böyle olunca, bu davada öncelikle çözümlenmesi ve yanıtlanması gereken sorun (imza ve muhtevasında ve dolayısıyla varlığında ihtilaf bulunmayan) yazılı ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığı yönünde düğümlenmektedir. Bu sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle yasa hükümlerinin dikkatle üzerinde durulup incelenmesi gerekir.
Bilindiği gibi, bugün yürürlükte bulunan kurallar, avukatlık ücretinin kararlaştırılmasında eskisine (3499 sayılı Yasaya) oranla büyük bir özgürlük getirmiş olmakla beraber, bu özgürlük mutlak ve sınırsız değildir. Bu sınırlamalar, 1136 sayılı Yasanın 47, 163 ve 164. maddeleriyle, alınan işin niteliğine göre değişik yasalarda, mesela Kamulaştırma ve Tapulama yasalarında yer almıştır.
Mahkeme, son kararında taraflar arasındaki yazılı ücret sözleşmesinin 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 164. maddesine uygun şekilde düzenlendiğini açıkça belirttiğine ve azlin de haksız olması nedeniyle aynı yasanın 174. maddesi hükmünce davacının ücretin tamamını istemesi mümkün bulunduğunu benimsediğine göre, soruna sadece 6830 sayılı Yasanın 32. maddesi hükmü yönünden yaklaşılmasında zorunluluk vardır.
7.03.1963 gün ve 1962/286 E., 1963/53 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinde de açıkça vurgulandığı veçhile, kamulaştırma ile ilgili davalarda vekili ile müvekkilin avukatlık ücretini serbestçe tayin etmelerini önleyen bir hüküm mevcut değildir. Tarafların serbest iradeleri ile avukatlık ücretinin belirtilmesine ilişkin bir sözleşme (kamu düzenini bozacak ya da genel ahlak kavramı ile bağdaşmayacak, toplum yararına aykırı ve kişi hak ve hürriyetleriyle toplum yararı arasındaki dengeyi sarsacak) bir sonuç doğurmaz. Yasa koyucunun, 1136 sayılı Yasanın 164, 163/2, 166/2, 173/1 ve 47. maddelerinin koyduğu yasakları biraz daha genişletme amacıyla 6830 sayılı Yasanın 32. maddesiyle sevk ettiği yasakların gerçek amacının kamulaştırma ile ilgili davalarda, vekil ile müvekkilin tayin edecekleri avukatlık ücretine bir sınır getirmek olmayıp, az önce anılan Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği veçhile kamulaştırma faaliyeti sırasında suiistimallere ve spekülasyonlara meydan vermemek, gerçek bedelin takdirini sağlamak, bu kanundan kastedilen gayenin fevkinde idareyi mali külfete maruz bırakmamaktır. Nitekim bazı sözleşme koşullarının geçersizliğini tespitle yetinmeyip bu davranışları tecrim etmesi de (6830 s. Kanun m. 33 ile) yasa koyucunun gerçek amacını belirlemektedir. Esasen 6830 sayılı Yasanın avukatlık ücretine sınır getiren 32. maddesinin c bendinin iptali gerekçesi de bu yorumu açıkça vurgulamaktadır.
6830 sayılı Yasanın 32/g bendinde aynen;
(Artırılan istimlâk bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar hesabına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılması) nın yasak olduğu açıklanmıştır.
Görülüyor ki bu madde ile getirilen yasak, 1136 sayılı Yasanın 164. maddesinin 3. fıkrası doğrultusunda bir yasaktır ve fakat ondan daha güçlü bir kısıtlama getirmektedir. Gerçekten 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 164. maddesinin 3. fıkrası ile, 6830 sayılı Kamulaştırma Yasanın 32/f ve g bentlerinde sevk edilen hükümler arasında açık bir paralellik bulunmaktadır. Nitekim 1136 sayılı Yasanın 164/3. fıkrasında aynen: (İkinci fıkraya göre yapılacak anlaşmalar, dava konusu olan mal, alacak veya hak gibi kıymetlerden bir kısmının aynen avukata ait olacağını ve böylece avukatın taraflardan biri imiş gibi dava konusuna doğrudan doğruya ortaklığını kapsayamaz. Bu gibi ücret sözleşmeleri batıldır) denmiştir.
Yasa koyucunun her iki yasadaki düzenlemelerle gerçekleştirmek istediği amaç ve bu amacın gerekçesi aynıdır ve bu gerekçe hem Anayasa Mahkemesi kararında ve hem de 164/3. fıkra hükmünde açığa vurulmuştur. Bu gerekçe (avukatın menfaatlerini davanın akıbetine bağlamamasını, özellikle dava konusuna ortak olmanın etkisiyle daha fazla yarar elde etmek için gayrimeşru yollara sapmamasını) sağlamak ve bu yol ile bir kamu hizmeti olan ve adaletin yerine getirilmesine yardım eden avukatlık mesleği hakkında bir kuşku doğmasını önlemektir.
Oysa mahkeme, nihai kararında, bir taraftan taraflar arasındaki yazılı ücret sözleşmesinin (1136 sayılı yasanın 164. maddesi hükmünce geçerli olduğunu) kabul etmek, diğer taraftan da nitelikçe aynı doğrultuda alan (6830 sayılı yasanın 32/g bendi hükmünü kararına dayanak yaparak sözleşmenin batıl olduğunu) benimsemek suretiyle kendi görüşü içinde açık bir çelişkiye düşmüş bulunmaktadır. Şöyle ki;
Taraflar arasında ki yazılı ücret sözleşmesinde hiçbir veçhile (ne 1136 sayılı Yasanın 164/3 ve ne de 6830 sayılı Yasanın 32/g maddelerinde) yasaklanan bir sözleşme koşulu mevcut değildir. Daha açık bir ifade ile sözleşmede, arttırılacak kamulaştırma bedelinin tamamının ya da bir kısmının vekile ait olacağı doğrultusunda bir şart yoktur. Sözleşmede müddeabinin (tam olmamakla beraber) % 25'i olan 750.000 lira ücret kararlaştırılmıştır. Dava her ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın vekil bu ücreti alacaktır. O halde, şu ücret sözleşmesiyle davacının menfaatini davanın sonucuna bağladığını iddia etmek mümkün değildir. Mahkemenin, sözleşmeyi ters bir şekilde yorumlaması suretiyle sonuca varması yanlıştır. Bu sözleşme (eğer 6830 sayılı Yasanın 32. maddesinin c bendi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmemiş olsaydı) ancak batıl sayılabilirdi. Anı aykırı bulunması halinde o sözleşme geçersiz (batıl) sayılır. Çünkü pek mümkün değildir. Bu bakımdan taraflar arasında ki sözleşmenin geçerli olduğu benimsenerek bir karar verilmek gerekirken aksi sonuca varılmış olması bozmayı gerektirir.
2 - Bir sözleşme 6830 sayılı Yasanın 32, maddesi hükmüne aykırı bulunması halinde o sözleşme geçersiz (batıl) sayılır. Çünkü 32. madde hükmüne aykırı davranış yasaklanmış ve üstelik aynı yasanın 33. maddesi hükmünce de tecrim edilmiştir. 6830 sayılı Yasada öngörülen bu hükümler, 1136 sayılı Yasa hükümlerine oranla daha özel hüküm niteliğindedir. O halde, davacı avukat (vekil) ile müvekkil arasında yapılan dava konusu sözleşme eğer 6830 sayılı Yasanın 32/g bendine aykırı ise, o takdirde davacı, suç sayılan bir yasak (hukuka aykırı) eylem işlemiş demektir. Bu tür eylemler, avukatın meslekten çıkarılması sonucunu doğuran bir suçu oluşturduğuna göre, bu nitelikteki bir haksız eylemin yasaca korunması BK. nun 19 ve 20. mümkün değildir ve bu takdirde davacının tarife hükümlerine dayanarak ücret istemesi de düşünülemez. Bu kural dairemizde istikrarla uygulanmaktadır (4. HD. 2.03.1976 gün 6552/2180 ve yine 26.11.1976 gün 10280/10370 sayılı). Mahkemenin bir taraftan yazılı sözleşmesinin batıl olduğunu, suç niteliğinde bulunduğunu kabul etmesine karşın diğer taraftan asgari ücret tarifesini uygulamak suretiyle kısmen isteğe hükmetmiş olması kabul şekli bakımından bozmayı gerektirir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, birinci bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına ve iki bentte gösterilen nedenlerle de kabul şekli bakımından davalı yararına BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 3000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz eden davalıya yükletilmesine ve peşin harçların istek halinde geri verilmesine 05.02.1980 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy