(818 S. K. m. 520)
Taraflar arasındaki müdahalenin men'i davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine ilişkin olarak verilen hükmün davacı ortaklık avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra dosya incelendi gereği konuşuldu:
1- Bilindiği gibi adi ortaklık, özel borç ilişkilerindendir. BK.nun son (bab) oluşturan ve 520. maddeden 541. maddeye kadar süren hükümleri bu sözleşme türüne ayrılmıştır. Ayrık durumlar hariç, kuruluşu şekle bağlı olmayan, tüzel kişiliği bulunmayan ve basit bir yapıya sahip olan adi ortaklık, (iki veya daha ziyade kimselerin müşterek bir gayeye erişmek maksadı ile sailerini ve mallarını birleştirmeyi iltizam etmeleri sözleşmesi) olarak tanımlanmaktadır. Şu basit yapısı itibariyle adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığı için, bu tür ortaklığın dava ve takip ehliyeti yoktur. Bu itibarla adi ortaklığı ilgilendiren haklar ve borçlar bakımından bütün ortakların birlikte davacı veya davalı olmaları gerekir. Daha değişik bir genel bir ifade ile, adi ortaklıkta ortaklık işlerini tedvir hak ve yükümlülüğü şeriklere aittir. Ancak, bu ana kural yanında yönetim görevi birden çok ortağa verilebileceği gibi, ortakların dışında bir başka kişiye de verilebilir. Yönetici ortak (şerik) ile diğer ortaklar arasında vekalet hükümleri uygun alır. Ancak, yönetici ortağın olağan üstü işlerden sayılan hukuki tasarrufları da bulunabilmesi için, diğer ortakların, yönetici ortağa ya da ortaklara özel bir yetki vermeleri gerekir.
Yönetici ortağın diğer ortakların vekili sıfatı ile bir dava açabilmesi olağanüstü işlerdendir. Ancak, burada hemen açıklanması gereken bir yön mevcuttur. O da şudur; Yönetici ortak ya da ortaklar adi ortaklığın temsilcisi değillerdir. Yönetici ortak diğer ortakların vekili, daha geniş bir deyimle temsilcisidir. Bu görüşün dayanağı adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmaması hukuki olgusundan kaynaklanmaktadır. Soruna açıklık getirilmesi bakımından denilebilir ki, yönetici ortağın dava açma ve genel vekil tayin etme konusunda özel yetkisi bulunduğu kabul edilse dahi, genel vekili, tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık adına değil, ancak temsilcisi bulunduğu diğer ortaklar adına tayin edebilir ve ortaklar adına dava açtırabilir.
Dosyada mevcut (Kartal ve havalisi ekmek sanayii adi ortaklığı) kurulmasına ilişkin esas mukavelename incelendikte; 115 özel kişinin birleşerek aynı adlı bir adi ortaklık kurdukları görülmektedir. Bu sözleşmenin 11. maddesinde; adi ortaklığa ilişkin ana kural tekrar edilmiş ve (ortaklığı idare eden ve etmeyen ortaklar arasındaki ilişkilerin vekalet hükümlerine tabi olacağı) belirtilmiştir.
Sözleşmenin 20. maddesi (ortaklığın idaresi ve hukuk müşavirliği) başlığını taşımaktadır. Bu maddede ortaklığın (umumi heyetin 2/3'ünün çoğunlukla seçeceği ortaklar tarafından idare edileceği); sözleşmenin 21. maddesinde; idareci ortakların 13 kişiden ibaret olacağı; 22. maddesinde de, 13 idareci ortağın kimler oluğu açıklanmıştır. Şu durumda yüzonbeş özel kişiden oluşan adi ortaklığı yönetecek 13 kişiye, (olağanüstü işlerden sayıldığı kuşkusuz bulunan) genel vekil tayini ve bu genel vekil tarafından bütün ortaklar adına dava açmaları konusunda özel yetki verildiğine ilişkin bir açıklamaya ana sözleşmede rastlanmadığı gibi, bu konuda ortaklar tarafından alınmış bir kararın varlığı da tespit edilememiştir. Kaldı ki, yönetici ortakların olağanüstü nitelikteki bu işleri yapmaları konusunda kendilerine diğer ortaklar tarafından özel yetki verildiği biran için kabul edilse dahi, açılan bu davanın dinlenmesine yine de kanuni imkan yoktur. Çünkü, incelenen 18 Şubat 1977 gün ve 07907 sayılı ve yine 26 Nisan 1977 gün 16873 sayılı ve 07/11/1977 gün, 44164 sayılı Kartal 2. Noterliği'nce tanzim edilmiş vekaletnamelere göre; avukat (V.D.), (İ.Ş.) ve (T.Ö.)'nün diğer ortaklar adına ve o ortakları temsil etmek üzere değil, doğrudan doğruya (tüzel kişiliği olmayan) adi ortaklık adına tayin edildikleri görülmektedir. Nitekim, davanın da tüm ortaklar adına ve ortakları temsilen değil, adi ortaklık adına açılmış olması, ortaklar adına dava açılmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu durumda ise, davanın dinlenmesi ve incelenmesi olanağı yoktur. Çünkü bu yön, dava ehliyeti ile ilgili olan ve mahkemece ve Yargıtay'ca re'sen gözetilmesi gereken (dava şartları)'ndandır.
O halde davanın bu nedenle reddine karar verilmek gerekirken, işin esası incelenerek davanın esastan reddedilmiş olması, yasaya aykırıdır ve hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
2- Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Temyiz olunan kararın birinci bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davacı yararına takdir edilen 1.400 lira duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine ve peşin harcın istek halinde geri verilmesine 19.11.1979 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy