(818 S. K. m. 61) (2490 S. K. m. 1, 25) (334 S. K. m. 42)
Mahkeme dahi aynı görüş ve gerekçe ile davalının haksız ve sebepsiz olarak iktisap ettiği ücretlerin geri alınmasına karar vermiştir.
Oysa, ne davacı bakanlığın iddiası ve ne de mahkemenin (davanın kabulüne ilişkin) gerekçesi doğru değildir ve özellikle yasal dayanaktan yoksundur. Şöyle ki;
Davalı personelin, davacı idare ile aralarında yapılmış bulunan sözleşmenin son bulduğu tarih olan 1.3.1978 gününden sonra da aynı görevde fiilen çalıştığı ihtilafsızdır. O halde sorunu şu şekilde ortaya koyup, ele almak ve yanıtını vermek gerekir. Davalı davacı bakanlıkta sözleşme yapmadan çalıştırıldığına göre bu çalışmanın karşılığı olan ücreti, kendisini çalıştıran idareden isteyebilir mi? eğer isteyebilirse bu isteğin hukuki dayanağı yasanın hangi hükmü olacaktır.
Bu iki soruya verilecek yanıt olumludur, ve sözleşme yapılmadan çalıştırılan davalı personel (ya da daha doğru bir deyimle kişi) BK. nun 61 ve onu izleyen maddeleri hükümlerinde düzenlenen haksız iktisap kurallarınca çalışmasının karşılığını idareden isteyebilecektir. Nitekim Yargıtay'ın öteden beri uygulaması bu yoldadır (Mesela: HGK. nun 16.12.1964 gün ve E.1284/D-9, K.739 sayılı ilamı: karar için bakınız. Senai Olgaç-Türk Borçlar Kanunu Genel Hükümleri-İstanbul 1969-Sayfa 581, N.4, özellikle dipnot 1), (Selahattin Sulhi Tekinay-Borçlar Hukuku-Dördüncü Bası-İstanbul 1979 - Sayfa 570, dipnot 14'a ile ilgili metin ve orada anılan kararlar ve yazarlar). Az yukarıda anılan HGK. kararında açıkça belirtildiği veçhile, devletin herhangi bir kimse ile bir sözleşme yapması için yetkili kimselerin belli şekillerde irade bildiriminde bulunması sözleşmenin geçerlik şartlarındandır. Bu olayımızda da Devlet (yani Ticaret Bakanlığı) adına görevli ve yetkili kimseler tarafından yeni bir sözleşmenin düzenlenmediği ve bu itibarla da taraflar arasında geçerli bir sözleşme bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ne var ki davacı idare geçerli bir sözleşme bulunmadığı halde, sanki geçerli bir sözleşme varmışçasına davalı personeli eski görevinde çalıştırmaya devam etmiştir. Eğer idare davalıyı sözleşmesiz çalıştırmasına rağmen ücretini vermeyecek olursa, bu takdirde davalı aleyhine kendi mal varlığında bir artış meydana gelmiş olacaktır ki, sözleşmesiz olarak çalışan personel haksız iktisap kurallarınca bu haksız iktisabın geri verilmesini (karşılığını) çalıştıran idareden isteyebilecektir. Bu haksız iktisabın kapsamı ise, eğer sözleşme yapılsa idi personele ne ödenecek idiyse ondan ibarettir. İşte davacı bakanlık da sözleşmesiz olarak çalıştırdığı davalı personele bunu ödemiştir. Hal böyle olunca da esasen davalının haksız bir iktisabından söz edilmesi mümkün olamayacaktır. Aksi görüşün kabulü; yani davalının sözleşme yapılmadan çalıştırıldığından bahisle kendisine ödenen ücretlerin geri alınmasına karar verilmesi, davacı idarenin haksız iktisabına sebep olacaktır ki, böyle bir kabul (yukarıda anılan gerekçelerle) yasal olmaktan uzaktır. Kaldı ki aynı ilkenin daha birçok konularda da uygulandığı müşahade edilmektedir. Mesela, 2490 sayılı Kanunun 1. maddesi kapsamına giren idare ve kurumların bu kanuna göre yapmak zorunda olduğu geçerli sözleşmeyi yapmadan bir malı satın alıp tüketmesi halinde, malı satan kişi (geçerli bir sözleşme olmadığı için) haksız iktisap kurallarınca mal bedelini idareden isteyebilmektedir. şayet mahkemenin görüşü benimsenirse, o takdirde 2490 sayılı Kanunun 25. maddesinin öngördüğü şekilde sözleşme yapmadan bir mal alıp parasını satana ödeyen idare, satıcı ile alıcı durumundaki kendisi arasında kanuna uygun bir sözleşme yapılmadan mal bedelinin ödendiğinden bahisle ve haksız iktisap kurallarınca bedelini isteyebilecektir ki, böyle bir görüş idarenin haksız iktisapta bulunması sonucunu doğuracağından yanlıştır.
Nihayet, mahkemenin kabulü 334 sayılı Anayasa'nın 42/II. fıkrası hükmüne de aykırıdır. O halde, bütün bu yazılı nedenlerle davanın hemen reddine karar verilmek gerekirken, davanın niteliğine nüfuz edilmeden ve özellikle kanun hükümleri yanlış değerlendirilmek ve tersine uygulanmak suretiyle ödetme kararı verilmiş olması bozmayı gerektirir.
2 - Bozma nedenine göre davacının faize ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Temyiz olunan kararın gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, ve bozma nedenine göre iadenin kapsamına yönelik temyiz nedenlerinin ikinci bentte gösterilen nedenlerle şimdilik incelenmesine gerek bulunmadığına oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy